GEÇMİŞ GELECEK

Yazar Eyüp Öz | 05.05.2008 | Kategori Gündem

kar_ali_sukru_fidan2.jpg

Buhranın en karanlık dönemini yaşadığımız bu günlerde artık belirgin bir yörünge oluşmaya başladı gibi. Bu yörüngenin  belirgin zamanları bize yavaş yavaş krizin sebebini okuma imkanı sunuyor. Dolayısıyla unutmamak gerek ki,  bu tür dönemler, etrafını yıkıp sürükleyen coşkun sellere  benzerler. Akışı ve dış görünüşü bizi aldatırken, içindeki girdaplar, ters akıntılar ve malzeme yoğunluğu seyircilere pek gerçekleri yansıtmaz. Belkide yıllar sonra bazı gerçekler su yüzüne çıkar ve bizde: 

- Vay be, demek ki   yanılmışız ! diyebiliriz.  

Bugün, birçok yazı elbette krizi yorumlamaya çalışıyor, fakat bunlar selin akışına kapılmış ya da görünüşüne aldanmış olabilirler. Şurası kaçınılmaz bir gerçek, bu yazılar gelecek için günümüze düşen notlardır. Gelecekte tarihçilere kolaylık sağlayabilirler. 

Avrupa’da toplum, toplumsal olaylar ve siyasi partiler üzerine birçok ciddi bilimsel eseri tanırken, bizde yayınevleri bilimsel eser basmayı -ekonomik kaygılarla- henüz riskli olarak görüyorlar. Köşe yazıları ustaca olsalarda çoğu günlük, hatta birkaç saatlik bir çalışmanın ürünleridir. Dolayısıyla derinlemesine bir okuyuş sunabilecekleri inancı, kuşkuyla yaklaşılması gereken bir gerçek. 

Buhranın girdaplarında kaybolmaktan bizi tek bir şey kurtarabilir, o da bilimsel analizler ki bu günlerde eksikliğini herzamanki gibi hissediyoruz.  Biz sadece savaşlarla kollektif hafızamızı oluştuduğumuz için, bütün politik gelişmelere çatışmacı anlamlar yüklüyoruz. Geliniz tarihimizi yeniden, yeni belgeler ve bilimsel metodlarla okuyalım…  

Görülüyor ki, henüz ispatlanmamış komplo teorileri, bize kendimizi ve hatalarımızı sorgulatmıyor. Gerçeklerle yüzleşmek bize daha sağlam bir zemin oluşturabilir.  Bizde hiç eksiklik yok mu ? Sanki bütün dünya bir araya gelmiş, başka işi yok, bizi yıkacak. Oysa ki hastalıklarımıza makyaj yapıp, üstünü örtüyoruz. Korkup kaçtıklarımız ve yüzleşmek istemediklerimiz aslında diğer yüzümüz değil mi ?  

Ne dersiniz, gerçek yüzümüzle ve korkularımızla yüzleşme zamanı gelmedi mi? 

Bu yazı toplamda 60, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

MUZUN ÇEKİRDEĞİ, GERÇEK DEMOKRASİ VEYA LAİKLİK

Yazar Eyüp Öz | 21.04.2008 | Kategori Gündem

52.jpg     

      Bendeniz hasbelkader altı yıldır Fransa’da ikamet ediyorum. Fransa’ya yolculuğumdan kısa bir zaman önceydi, Türkiye’nin büyük tirajlı gazetelerinden birinde okuduğum bir yazı bana çokta şaşırtıcı gelmemişti, taki Fransa’yı tanıyana kadar, şöyleki: 

      “Bir fransız Beyoğlu’nda gezerken, çarşaflı bir bayan görünce çok şaşırmış”.   

      Fransa’ya geldiğimde fransızın nasıl şaşırdığına şaşırmıştım. İnanın bana ilk peçeli bayanı burada gördüm. Dahası, fransızlar benim kadar hayretle bakmıyorlardı peçeli bayana. Hele birde her cuma günü, göçmen arapların kadın erkek namaza yöresel kıyafetleriyle gittiklerini gördüğümde, Beyoğlu’nda ki adı geçen bayana bizim mi, yoksa fransızın mı şaşırdığını daha iyi anlamıştım.  

      Demokrasinin daha az hatalarla işlediği bu ülkede vereceğim şu örnek sanıyorum daha açıklayıcı olacaktır: 

      Reims Üniversitesi’nde uluslar arası fransızca bölümünde okurken, öğrencilerden birinin kilisedeki kıyafetleriyle derslere giren bir rahibe olması, beni, bizim ülkemizdeki demokrasiyi, yine burada yaşanmış fıkra gibi bir olayla bağlantı kurmaya itti. 

      Efendim, burada türkler arasında çok sevilen Kemal adlı bir büyüğümüz var, 70’li yıllar, Fransa’ya ilk geldiği günlermiş, muzu pek tanımıyormuş, beş-altı kilo muz alıp, hepsini bir güzel yemiş. Olur mu ? dediğinizi duyar gibiyim, ama yemiş. Sonrada dönüp arkadaşlarına demiş ki: 

      - Mübarek çok güzel meyve de, çekirdeği biraz büyük.             

      Ne dersiniz, bize demokrasi diye, laiklik diğe kabuk mu yutturuyorlar ? Çünkü, gerçek demokraside insanların dışı değil, insani değerler, yani özleri önemlidir.  

      Bahsettiğim gazete haberindeki gibi, bizi nasıl uyuttuklarını, gerçek demokrasiyi görünce daha iyi anlama fırsatı doğuyor. Fakat bir gerçek var ki, bir kısım elitlerimizin bu yanılgıda Kemal amca kadar masum olup olmadıkları konusunda şüpheliyim.  

Tarihçi-Yazar

Bu yazı toplamda 22, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Menemen Olayı - Zaman Gazetesi Ropörtajı

Yazar Eyüp Öz | 18.04.2008 | Kategori Gündem

”Menemen Olayı ve Türkiye’de Mehdicilik”, adlı kitap üzerine Zaman gazetesi muhabirlerinden sayın Erkan Acar Bey ile 12 /2007’de yaptığım ropörtaj :

[E.A] - Yazdığınız eser Menemen Olayı hakkında farklı neleri seslendiriyor, bugüne kadar yazılmayan hangi konu ve bilgilere yer verdiniz:

[E.Ö] - Menemnen Olayı, üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen güncelliğini sürekli koruduğu gözlemlenmekte. Bu güncellikten öte, konuyu benim için çekici kılan belirsizlikleri ve sonsuz polemikleri yanında, Menemen’de askerlik yapan ve Kubilay’ın anıtında nöbet tutan muhterem babamın anlattıkları.

Resmi söylem ve karşıt görüşler baş döndürücü bir karmaşıklık içindeydi. Bu ise objektif olmayı hayli zorlaştıran bir etken tabii. İkisine göre olayın tanımı son derece basit : « Provökasyon » veya «İrtica» . Oysa ki, olayı basite indirgeyen iki teori ve gerçeklikten uzak gibiler. Neden ? Olay bir “Mehdici” hareket ve tekil değil. Yani tarih boyunca bu tür vakalara rastlamaktayız. Kendilerine has karakterleri ve hayret ettiren şifreleri var. Ortaya çıkışları ise tesadadüfi değil. Dünyasal şartların oluşturduğu “kaos” ve “kaçış” duygusu bir mehdici söylemi ortaya çıkarmak için yeterli. haberin devamı »

Bu yazı toplamda 182, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Başörtüsü takanlar ve başörtüsüne takanlar

Yazar Eyüp Öz | 17.04.2008 | Kategori Gündem

İnsan olma sorumluluğunu hafiflettiren komplo teorilerinin ve çeşitli senaryoların oluşturduğu bu puslu hava, onu isteyen ve yapanlardan başka kimin işine gelir. Toplumun büyük bir bölümünün istemediği kesin ama, senaristlere göre halk ne bilir, ne de seçebilir doğruyu. Onun görevi sadece inanmak ve itaat etmek. Onun tercihleri, kendilerini asıl ve asil olarak görenlerin çıkarlarına bir ters düşmeye görsün, başına gelmeyen kalmaz. Bugün yaşananların özü aslında tam da bu değil mi?

Yüzlerce yıldır İslam coğrafyasını etkileyen birbirine zıt iki süreç, yani dinî hayat ve parçalanmaların oluşturduğu kollektif hafızanın devamı olarak, Osmanlı’nın dağılma sürecinde, aydınlar sorunları, malesef tamamen din aleyhine yorumladılar ve parçalanmayı tamamen dinî sebeplerle açıkladılar. Bu yorumlar yeni Cumhuriyet’e aktarılırken, güçlü toplum, zayıf devlet yerini tam tersi bir yapıya bıraktı, Millet adına karar verenler, dini ölçülere dayalı devlete bağlılık yerine, milli ölçüleri uygun gördüler. Merkezden çevreye itilen dine, irtica denen, ne olduğu belirsiz sihirli bir elbise giydirildi.

Yeni merkezi yapının çevreye karşı oluşturduğu savunma hatlarından biri, belkide en önemlisi başörtüsü gibi görünüyor. Yoksa koparılan bu yaygarayı doğru okumak sizce mümkün mü? Sanıyor musunuz ki, Türkiye’de gerçek bir dinî tehdit var?

Türkiye’de din her zaman iç kriz üretmek ve gizlenmesi gereken şeyleri perdelemek için kullanıldı. Oysa ki, kriz, toplum adına karar verenlerin çıkarlarının zedelendiği zamanlarda kullanılabilinir bir araç. Bize karanlık gibi gelen geleceğimiz, bugün birileri tarafından gayet net olarak görülüyor ki bıyık altından gülenler var. haberin devamı »

Bu yazı toplamda 134, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Sayfa 1 Toplam 11



Kapat
E-posta ile paylaş