Başörtüsü takanlar ve başörtüsüne takanlar

Yazar Eyüp Öz

İnsan olma sorumluluğunu hafiflettiren komplo teorilerinin ve çeşitli senaryoların oluşturduğu bu puslu hava, onu isteyen ve yapanlardan başka kimin işine gelir. Toplumun büyük bir bölümünün istemediği kesin ama, senaristlere göre halk ne bilir, ne de seçebilir doğruyu. Onun görevi sadece inanmak ve itaat etmek. Onun tercihleri, kendilerini asıl ve asil olarak görenlerin çıkarlarına bir ters düşmeye görsün, başına gelmeyen kalmaz. Bugün yaşananların özü aslında tam da bu değil mi?

Yüzlerce yıldır İslam coğrafyasını etkileyen birbirine zıt iki süreç, yani dinî hayat ve parçalanmaların oluşturduğu kollektif hafızanın devamı olarak, Osmanlı’nın dağılma sürecinde, aydınlar sorunları, malesef tamamen din aleyhine yorumladılar ve parçalanmayı tamamen dinî sebeplerle açıkladılar. Bu yorumlar yeni Cumhuriyet’e aktarılırken, güçlü toplum, zayıf devlet yerini tam tersi bir yapıya bıraktı, Millet adına karar verenler, dini ölçülere dayalı devlete bağlılık yerine, milli ölçüleri uygun gördüler. Merkezden çevreye itilen dine, irtica denen, ne olduğu belirsiz sihirli bir elbise giydirildi.

Yeni merkezi yapının çevreye karşı oluşturduğu savunma hatlarından biri, belkide en önemlisi başörtüsü gibi görünüyor. Yoksa koparılan bu yaygarayı doğru okumak sizce mümkün mü? Sanıyor musunuz ki, Türkiye’de gerçek bir dinî tehdit var?

Türkiye’de din her zaman iç kriz üretmek ve gizlenmesi gereken şeyleri perdelemek için kullanıldı. Oysa ki, kriz, toplum adına karar verenlerin çıkarlarının zedelendiği zamanlarda kullanılabilinir bir araç. Bize karanlık gibi gelen geleceğimiz, bugün birileri tarafından gayet net olarak görülüyor ki bıyık altından gülenler var.

Başörtüsü sorunu çözülürse, bir daha nasıl kriz çıkaracaklar. Sorun bu işte. Bu gün kü iktidarı ölüm olarak görenler, diğer bütün seçeneklere hastalık olarak razı olmuş durumdalar. Başka hiçbir şey umurlarında değil. Bir akıl tutulması yaşıyorlar, yani endişeleri akıllarının önüne geçmiş durumda. Onun için başörtüsüne takıyorlar. Onun için başörtüsüne dokunan yanıyor. Yoksa yeri gelince hepsinin:

- Bizim annelerimiz de başörtülüydü. demeleri şaşırtmıyor mu sizleri?

Öyleyse sorun ne? Sorun, başörtüsü takanlar ve başörtüsüne takanların, ona yükledikleri anlamda gizli. Bu anlamda başörtüsü, dinselle, dünyasal arasında ki çatışmanın sembolü haline geliyor. Öyle bir sembol ki, dünyasalın yenilmezliği ile dinselin çürütülemezliği arasında ki ezeli ve ebedi mücadelenin çağımızdaki arenası gibi. Bu ezeli mücadele yeni bir kavram keşfedince sadece isim değişecek, fakat mücadele bitecek mi sizce?

Eyüp ÖZ

SOSYAL BİLİMLER ARAŞTIRMALARI YÜKSEK OKULU (Ecole des hautes études en sciences sociales)

Tarih Bölümü - DOKTORA ÖĞRENCİSİ
Paris - FRANSA

Görüş ve önerileriniz için: eyupozum@hotmail.com

Bu yazı toplamda 221, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bu konularda ilginizi çekebilir


Aradığınız bu haberimizde yoksa, alttaki kutucuğa yazarak google yada sitemizde arama yapmak size yardımcı olabilir.
Google
 

CommentYorum

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word