Çocuklar yaramaz da, anne babalar hep yarar(lı) mı ?

Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk

Çocukların çocuk gibi davranmadıklarından, istediğimiz davranışları sergilemediklerinden yakınıyoruz. Ama anne babalar olarak, bizler gerçekten üzerimize düşen görevleri yapabiliyor muyuz? Çocuklarımıza olumlu davranışlar kazandırmak için onlara iyi modeller sunabiliyor, kendimiz bu rolü üstlenebiliyor muyuz? Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, kalplerini de doyurabiliyor muyuz? Çocuklarımızı mı, yoksa başarılarını mı seviyoruz? İşlerimize zaman ayırdığımız kadar çocuklarımıza da zaman ayırabiliyor muyuz? Çocuklarımızdan beklediğimiz saygıyı, anne babalar olarak birbirimize gösterebiliyor muyuz? Bu sorular daha uzatılabilir. Gerçek çocuklar istiyorsak, gerçekten iyi bir  anne-baba olmalıyız.

Çocuk, nasıl eğitilirse öyle büyür

Eğer bir çocuk, sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk, alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk, hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, güven ortamı içinde yetiştirilmişse, inançlı olmayı öğrenir.

Eğer bir çocuk, kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir.

Eğer bir çocuk, çevresinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, iyi bir dost ve arkadaş olmayı öğrenir.

Bu yazı toplamda 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bebek ve çocuk boğulmaları

Yazar admin | 15.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk

Evdesiniz ve küçük bebek ya da çocuğunuzla birliktesiniz. Birden ufaklık ağzına attığı bir cisim ya da yutamadığı tükürük ile kızarmaya başlıyor.

Ne yapmalıyız ?

Öncelikle yutulan fındık, bozuk para, misket gibi bir cisim ise, çocuğumuzun boğazından parmak yolu ile almaya çalışmalıyız. Bu uygulamada başarılı olamaz isek, çocuğumuzun sırtı göğsümüze gelecek şekilde kucaklayıp, çocuğun karın ve göğüs bölümünün tam ortasına yani diyaframına ellerimizi yumruk yaparak sıkıca baskıda bulunmak büyük ihtimalle bebişimizi rahatlatacaktır.

İnşallah böyle bir durum ile karşılaşmazsınız.

Y.T.

Bu yazı toplamda 87, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

İsimlerin anlamları

Yazar admin | 13.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk, Gündem

Hangi isim ne anlama geliyor çoğu zaman merak etmişizdir. İşte bu sorunun cevaplarını bulabileceğiniz kaynaklar:

1 2 3 4 5 6 7

Bu yazı toplamda 53, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bebekler Neden Sol Kucakta ?

Yazar Swan | 12.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk

İnsanlar hangi işlerde sağ, hangilerinde sol elini kullanır? Sağ-sol el veya kol kullanılması, iradî bir tercihle mi, yoksa gayriiradî bir sevkle mi gerçekleşir? Yapılan çalışmalarda, insanların farkında olmadan sağ ve sol ellerini tercihli kullandıkları tespit edilmiştir. Annelerin çocuklarını sol kollarında tutma temayülleri bir sevk-i ilâhî olduğundan, bir anneye neden çocuğunu kucağındayken solda tuttuğunu sorarsanız, çoğunlukla bunun herhangi bir sebebinin olmadığını söyler. Bilhassa annelerin yavrularını sol kucaklarına alıp sol kollarında tutmaları, araştırma mevzuu olmuştur. Kadınların % 85’inin (yaşlarına ve evli olup olmadıklarına bakılmaksızın), bebekleri kucaklarına aldıklarında sol kollarına yatırıp öyle tutmaları hususu, ‘Nature’ dergisinin 26 Şubat 2004 tarihli sayısında incelenmiştir.1
İnsanların çoğunda beynin sağ tarafı, vücudun sol tarafını ve duyguları kontrol etmede vazifelidir. Bundan dolayı, bebeğin ağlaması, gülmesi veya esnemesi gibi hissî uyarılar sol taraftan geldiğinde, anne tarafından daha kolay algılanır. Bebek sağ kucağa yatırıldığında ise, bebekten gelecek tepkiler, annenin sol yarımküresine yönlendirilir. Fakat beynin sol tarafı duyguların analiz ve değerlendirilmesinde vazifeli olmadığından, bebek ile anne arasındaki iletişimde kopukluklar yaşanabilir.2
Bebeklerin emniyet hissi sağlıklı gelişmeleri açısından çok önemli olduğundan, bebek annesinin kalb atışlarını duyma ihtiyacı hisseder. Anneler açısından gayriihtiyarî gerçekleşen ve Rabb’imizin merhamet ve şefkatinin annelerdeki tezahürlerinden biri olan bebeği sol koluyla sol kucağında tutma tercihi, bu ihtiyacı karşılamaya hizmet eder.
Bu davranışın vücudumuzdaki organların fizikî yerleşimiyle de bağlantılı olduğu düşünülmektedir. İnsan bedeni anatomik açıdan simetrik yaratılmış olmasına rağmen, bazı iç organları asimetrik olarak yerleştirilmiştir. Meselâ oldukça ağır olan karaciğer sağdadır; iki loblu akciğerin sağ lobu, sağ el, kol ve bacak soldakilere nispeten biraz daha ağırdır. Solda zannettiğimiz kalb de ortaya yakın bir yerde bulunur. Anatomik açıdan kalbin üst kısmı sola yatık olduğundan ve kalb sesleri kalbin üst tarafından geldiğinden, kalbimizi tam solda zannederiz. Bütün iç organların bu şekilde yerleştirilmesiyle, vücudun kütle merkezi ortada değil, tam olarak bilemediğimiz hikmetlere binaen, hissedilir derecede sağ tarafta takdir edilmiştir.3
Fizikî kanunlar açısından ayakta dengeli durabilmemiz için ağırlık merkezinden geçen dikey çizginin, zeminde iki ayağımızın ortasına denk gelmesi gerekir. Anneler bebeklerini sağ kollarına ve kucaklarına alsalardı, destek gereği sol kollarını da sağa doğru çekeceklerinden, zaten sağ tarafta olan kütle merkezi iyice sağa kaymış olacak ve dengenin sağlanmasında zorluklar yaşanacaktı. Böyle bir durumda anneler âni bir dengesizlikte düşme tehlikesi yaşayacakları gibi, evlâtları da tehlikeye mâruz kalabilecekti.
Bebek gayrıihtiyarî olarak annenin sol kucağına yatırıldığında ise, annenin sağda olan ağırlık merkezi sola (vücudun ortasına) doğru kayarak denge daha da güçlendirilmiş olur. Dengeyi kaybetme tehlikesi olmaksızın bebek kucakta emniyet içinde rahatlıkla taşınır.
Öte yandan, kucakta tutulan bebeğin annenin kütle merkezine tesiri ve ağırlığının annenin her iki koluna dağılması da çok önemlidir. Bebek sol kola alındığında bebeğin ağırlığının çoğu solda; sağ kola alındığında ise ağırlığının çoğu sağda olur. Annenin sağda olan kütle merkezini ortaya doğru kaydırmak için bebek sol kola alınmalıdır. Bebek sol kucağa alındığında, başının ağırlığı annenin sol kolu üzerine, geri kalan kısmının ağırlığı ise sağ koluna biner. Diğer bir ifadeyle bebeğin kütle merkezi, sağ kola daha yakın olur ve daha güçlü olan bu kol daha fazla yük taşır. Sol kol zayıf olduğundan sadece bebeğin kafasını dikkatlice desteklemekte kullanılır. Anne, bebeği sağ kucağında tutarsa, zayıf olan sol koluna daha fazla yük bineceğinden bu defa anne, bebeği taşımakta zorlanır.
Annelerin bebeklerini gayrıihtiyarî sol kucaklarına almalarının bebeğe daha fazla emniyet kazandırdığı da tespit edilmiştir. Bir çarpma, darbe veya düşmeye karşı insan genelde sağ kolunu ve omzunu siper alır. Sol kucağa alınan ve başı sol tarafa doğru tutulan bebek böyle bir tehlike karşısında emniyette olur. Meselâ, düşme anında anneler bebeği sağ kucağına alıp, başını sağ tarafta tutsalardı, kendisini korumak isteyen anne farkında olmadan sağ elini bırakacak ve bebeğin kafası bir yere çarpma tehlikesi geçirecekti.
Hâdiseye bebek açısından yaklaşacak olursak, annenin bebeği sol koluna yatırıp tutması, dengesini daha iyi sağlamasının yanında, sol kolda tutulan ve yüzü annenin sinesine dönük olan bebeğin sağ tarafına yatmış olması da önemlidir. Çünkü insanın yatma şekliyle sağlığı arasında münasebet vardır. En rahat yatma şekli, bebeğin anne karnındaki duruş şeklidir. Sağ eli başın altına koyup sağa dönerek yatıldığında, kalbe baskı olmaz ve rahat nefes alıp verilir. Bu yatma şekli Peygamberimiz’in (sas) sünnetlerinden olup, yatma âdâbı olarak uygulanmaktadır.4 Bebekler sol kola alınıp yatırıldıklarında anne karnındaki yatış pozisyonunu kazanırlar. Böylece alışık oldukları konumda yattıklarından çabucak sakinleşir veya uykuya dalarlar. Bunun aksine, annenin sağ kolunda sol tarafına yatırılan bebeğin kalbi, hem vücut ağırlığının hem de annenin kollarının baskısı altında kalır. Bu da bebeğin daha huzursuz olmasına, daha çok ağlamasına ve annesini daha çok rahatsız etmesine yol açar.
Tecrübeli anneler, çocuklarının sağ memeyi erken bıraktıklarını fark edebilirler. Çünkü sağ tarafı emen çocuk çabuk rahatsız olur ve memeyi bırakır. Onun için yavrularını emzirirken uyutmak isteyen anneler, önce sağ, sonra sol memeyi emzirmelidir. Solak annelerin de genelde çocuklarını sol kollarında taşıdıkları bilinmesine rağmen,1 bu konuda yeterli seviyede araştırma yapılmadığından net bir şey söylemek zordur.
Bebek doğduktan sonra, ‘benlik’ hissi henüz gelişmediğinden hâlâ kendini, anne bedeninin bir parçası olarak algılar; ana rahmini terk ettiğini doğduktan çok sonra (altıncı aydan itibaren) fark eder. Sol kolda tutulup göğse değdirilince, alışık olduğu kalb seslerini tekrar duyar. Böylece güvende olduğunu hisseder, rahat ve mutlu olur. Sağ kolda tutulan bebeklere kıyasen, sol kolda tutulan bebeğin kalb seslerinin, annesinin kalbinden gelen seslere daha yakın konumda olması, güvenlik faktörü noktasından araştırılması gereken bir konudur.
Açıkça görülüyor ki, meseleyi farklı yönlerden ele aldığımızda bebeklerin sol kucağa alınıp, sol kol ile desteklenmeleri hem bebek, hem de anne açısından çok sayıda fayda sağlamaktadır. Her hangi bir talime ihtiyaç duymadan annelerin bu şekilde tedbirli davranmaya sevk edilmesi Yüce Yaratıcı’mızın onlara ve bebeklerine bir lütfudur.

Bu yazı toplamda 65, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Çocuklardaki Uyku Problemleri

Yazar Swan | 12.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk

Uykuda görülen sayıklamalar, fiziksel veya duygusal olarak bir rahatsızlığın işareti değildir. Yaygın olarak görülmekle birlikte yaşın ilerlemesiyle genelde kaybolur.

Gece korkuları da sık rastlanan bir durumdur. Çocuklar geceleri karanlıktan, yalnız kalmaktan, yatağın altında veya dolabın içinde canavar olduğuna inandıklarından korkabilirler. Bu tür korkular, çocuğun yatma zamanına direnç göstermesine neden olur. haberin devamı »

Bu yazı toplamda 140, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Bebekler televizyon izlemeli mi?

Yazar Swan | 10.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk

Son zamanlarda, TV’de bebeklere yönelik kanallar veya programlar, bebeğinizi olumlu etkilediği söylenen özel DVD’ler belki de anne baba olarak sizlerin de kafasını karıştırıyor olabilir. Acaba gerçekten bunları izlemek, bebek için yararlı mı? Bebeğinizi bunlardan mahrum bırakmamalı mısınız? Ya da bu tarz yayınları izlemesi olumsuz etkilere yol açabilir mi?

 Bu konuyla ilgili yapılan bir çalışma, geçenlerde ‘ The Journal of Pediatrics’ dergisinde yayımlandı. Buna göre; 8-16 aylık bebeklerden bu tarz yayınları izleyenler, izlemeyen akranlarına göre 6-8 kelime daha az bir kelime dağarcığına sahipler. 17-24 aylık bebeklerde ise izleyenler ve izlemeyenler arasında bir fark saptanmamış. Bebeklerin, tam da ilk kelimelerini öğreneceği aylarda olumsuz etkiye daha açık oldukları düşünülebilir. 2 yaş altı bebeklerin dil gelişimi için olmazsa olmaz şart diğer insanlarla iletişimde olmalarıdır. TV’den izlenen ne olursa olsun, bu hassas dönemde pek de olumlu etkisi olmayacağı açıktır. Bu tarz eğitici programlar, DVD’ler anaokulu çağında yararlı olabilir. Beyin gelişimi için çok önemli olan 0-2 yaş arası dönemde, bebeklerin TV ile hiç tanışmamaları en doğrusu olacaktır.

 Nasıl Daha Zeki Bir Bebek Yetiştirebiliriz?

 İnsan hayatının ilk yılları beyin gelişimi için çok önemlidir. Bu dönemde bebeğinizi desteklemek, zeki bir bebek yetiştirmek anne baba olarak sizin elinizdedir. Bunun için ihtiyacınız olan biraz sabır, bebeğinize ayıracağınız biraz zamandır. Bebeğin gelişimi için en gerekli şey insanlarla iletişime girmektir. Gelişimini desteklemek için yapabileceklerinize örnekler şunlardır:

  • Yenidoğan bebeğinizle göz teması kurun, gözlerinin açık olduğu o değerli anları kaçırmayın.
  • Bebekle konuşun, ona bir şeyler anlatın.
  • Bebeğinizi emzirin. Anne sütünün yararları yanında, beslenme seansları bebekle göz göze gelme, konuşma, şarkı söyleme fırsatı yaratacaktır.
  • Bazı mimikler yapın, yüzünüzü komik şekillere sokun. 1-2 günlük yenidoğan bebekler bile yüz hareketlerini taklit edebilirler.
  • Aynada kendisini görmesini sağlayın.
  • Onu gıdıklayın, gülmesini sağlayın.
  • Birlikte yürüyüşlere çıkın. Etrafta gördüklerinizi, duyduklarınızı ona anlatın. Onu markete, alışverişe, parka götürün.
  • Ona şarkılar söyleyin. Bu, sizin uydurduğunuz bir şarkı da olabilir.
  • Ona müzik dinletin. Bazı çalışmalarda, müzik ritmlerini öğrenmenin ileride matematik öğrenmeyi kolaylaştırıldığı gösterilmiş.
  • Bir şey yapmadan önce, ona ne yapacağınızı söyleyin ( Şimdi ışığı kapatıyorum…gibi ) Böylece, neden-sonuç ilişkisi kurmaya başlayacaktır.
  • Ona kitap okuyun, resimleri gösterin, her şeyin adını söyleyin.
  • Değişik dokulu kumaşları, giysileri ellemesini sağlayın, onları cildine değdirin.
  • Yiyecekleri ellemesine, kendini beslemeye çalışmasına izin verin.
  • Hareketlenip emeklemeye başladığında, yerde yastıklar, oyuncaklarla engelli bir parkur oluşturun.
  • Ona masal anlatın.
  • Televizyonu kapatın.
  • Banyo sırasında, plastik kaplara su doldurup boşaltmasına, suyla oynamasına izin verin.
  • Bu yazı toplamda 171, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

    Çocukları kanserden koruyacak 10 öneri

    Yazar admin | 08.12.2007 | Kategori Bebek - Çocuk

    Gündelik hayatta küçük önlemler alarak çocuğunuzu kanserden korumanız mümkün.Hamileyken ve sonrasında yanında sigara içmeyerek, kanserojen maddelerden ve radyasyondan kaçınarak, fast food beslenmeden koruyarak, spor yaptırarak ve aşılarını ihmal etmeyerek kanser riskini azaltabilirsinizProf. Dr. Murat Tuncer; mükemmel anne baba olmak isteyen aileler için hazırladığı ‘Çocuk Sağlığı Rehberi’ adlı kitabında yer alan önerileri anlattı. Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı da olan Prof. Dr. Tuncer, çocuklarınızı kanserden koruyacak 10 altın öneride bulundu:

    1- SİGARA VE ALKOL: Türkiye’de her iki çocuktan biri sigarayla etkilenecek şekilde karşılaşıyor. Sigara; tüm kanserlerin üçte birinden ve akciğer kanserlerinin de yüzde 90′ından sorumlu. Evde sigara içen birinin varlığı ya da annenin sigara içmiş olması çocuklardaki lösemi ihtimalini üç kat artırıyor. Özellikle hamilelik döneminde alkol alan annelerin çocuklarında kanser riski artıyor.

    2- ÇEVRE KANSEROJENLERİ: Çevremizde farkında olmadan karşılaştığımız birçok kanserojen, yani kansere neden olan madde var. Örneğin; asbest, erionit içeren ev yapımı malzemeler ve toprak, ağır metal üreten fabrika artıkları, arsenik, PVC kesimi yapılan fabrikalar, elektromanyetik alanlar, hamilelik ve emzikli dönemde kullanılan kimyasal saç boyaları kanser riski yaratır.

    3- BESLENME: Kanser riskini azaltan en önemli beslenme tarzı anne sütü ile beslenmedir. Fast food’lardan, gazlı ve hazır içeceklerden kaçınmak da kanserlerin yaklaşık üçte birinden sorumlu olan önemli bir riski azaltmaktadır. Özellikle çocukları cezbeden ancak hiç de sağlıklı olmayan yüksek kalorili atıştırma amaçlı yiyeceklerden çocuklarımızı uzak tutmalıyız. Böylece hem farkında olmadan aldıkları kanserojenleri uzaklaştırmış, hem de onları obeziteden korumuş oluruz. ‘Na-benzoat’ ve ‘askorbik asit’ içeren hazır içecekler de zararlıdır. Ayrıca cocuklarınıza aşırı tadlandırıcı içeren diyet ürünler vermeyin.

    4- FİZİKSEL AKTİVİTE: Erken yaşta başlanan uygun fiziksel aktivite ve düzenli spor, yaşam boyu sağlıklı bir vücut için gereklidir. Fiziksel aktivitenin yaşamımızın bir parçası haline getirilmesi tüm yaşam boyu kanser riskini ciddi şekilde azaltır. Bu azaltıcı etki; hem obeziteyi önlemesi, hem de doku oksijenlenmesini artırması sayesinde oluşur.

    5- GENETİK YATKINLIK: Kanserlerin yüzde 5 ila 10′unun genetik kökenli olduğunu ve genetik yapımızın riskimizi artırdığını bilin. Ailenizde kanser varsa; yatkınlık söz konusu olabileceğinden, çocuklarınız için oluşabilecek risklerden uzaklaşmak çok daha fazla önem taşır. Özellikle ailenizdeki kanser vakalarını aile doktorunuza danışarak, erken tarama ve kontrol programlarına nasıl başlanacağı hakkında bilgi edinmelisiniz.

    6- BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ VE AŞILAR: Menenjit aşısı olan çocukların daha az lösemiye yakalandığı bilinmektedir. Birçok aşı, bağışıklık sistemini erkenden uyararak olgunlaşmasına yardım eder ve kanser oluşumuna karşı bağışıklık sisteminin bilinçlenmesine yardımcı olur. Hepatit B aşısı karaciğerin özel kanserlerini engeller. Bu nedenle çocuklarımızın aşılarını düzenli şekilde yaptırmanız önemlidir.

    7- GÜNEŞ VE MANYETİK ALANLAR: Güneş ışını ve elektromanyetik alanlar, Dünya Kanser Kontrol Ajansı tarafından muhtemel kanserojenlerden sayılıyor. Hamilelik döneminde ve doğum sonrası emzirme döneminde; solaryum ve bağlantısız internet erişimlerinden ve cep telefonundan kaçınılmasında, evde ergenlik döneminde ya da çocuk yaşta biri varsa kablosuz bağlantıların tercih edilmemesinde fayda vardır.

    8- RADYASYONDAN KORUNMA: Yaşam boyu radyasyonla karşılaşıyoruz. Riskleri en aza indirmek için gereksiz film ve CT (bilgisayar tomografisi) çektirmemekte fayda var. Doktor önermedikçe çocuğa, tekrar tekrar kontrol amaçlı röntgen çektirmek doğru değildir.

    9- RUTİN KONTROLLER: Her yaşa uygun doktor kontrolleri, idrar ve kan testleri çocuğunuzun sağlığı için olmazsa olmazdır.

    10- KANSERİN EN ÖNEMLİ 10 BELİRTİSİNİ ÖĞRENİN:

    * Lenf düğümlerinde ve vücudun başka bölgelerinde şişlik ya da sertlik.
    * İki ayı geçen tedaviye dirençli, tekrarlayan ve nedeni bir türlü bulunamayan öksürük.
    * Düzelmeyen yara ile hızla şekli ve rengi değişen ben.
    * Açıklanamayan yorgunluk, halsizlik ve uzun süren gece ateşlenmeleri ile terlemeleri.
    * Hızlı kilo kaybı ve iştahsızlık.
    * Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, düzelmeyen ishal ve kabızlık.
    * Kanlı idrar.
    * Ciltte veya vücudun başka bir yerinde nedensiz kanama.
    * Yutma güçlüğü.
    * Solukluk.
    * Boyunda bir tarafta eğrilik.

    SABAH

    Bu yazı toplamda 73, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

    Sayfa 23 Toplam 23« İlk...«1920212223


    
    Kapat
    E-posta ile paylaş