İKİ DAKİKA GÜNCEL HABER MERKEZİ
Giriş Sayfanız Yapın  İKİ DAKİKA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLUN!    Sık Kullanılanlara Ekleyin
‘İşsiz’ Cem Uzan
Yazar aSh | 12.12.2007 | Kategori Gündem
Genç Parti (GP) Genel Başkanı Cem Uzan, mahkemede ifade verdi.
Rüşvet verme ve alma iddiasına ilişkin, bazı bilirkişilerin de aralarında bulunduğu 9 kişiyle birlikte yargılandığı davada haklarında verilen beraat kararı Yargıtay tarafından bozulan Genç Parti (GP) Genel Başkanı Cem Uzan, mahkemede ifade verdi.
İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan Cem Uzan, Metin Öner, Yılmaz Ayvaz Çakır ve Cemal Tüfekçi katıldı. Diğer tutuksuz sanıklar ise duruşmaya gelmedi.
Duruşmada, kimlik tespiti yapılan Uzan, işinin sorulması üzerine ”bir işim yok” diye cevap verdi.
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin bozma ilamına karşı diyecekleri sorulan Cem Uzan, ”Beraatta ısrar edilmesini istiyorum. Yargıtayın kararını kabul etmiyorum” dedi.
Diğer sanık Yılmaz Ayvaz Çakır da kendisi aleyhinde bir temyiz başvurusu olmadığını, kararın kendisi yönünden kesinleştiğini düşündüğünü belirterek, mahkemenin eski kararında direnmesini talep etti.
Cem Uzan’ın avukatı Şaylan Çığgın da eski kararda ısrar edilmesini istediklerini kaydetti.
Mahkeme heyeti başkanının, sanıklardan Hüseyin Engin Saydam’a ulaşılamadığını belirtmesi üzerine avukat Çığgın, Saydam’ın yurt dışında olduğunu bildiğini, adresini mahkemeye verebileceğini ifade etti.
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin bozma ilamının usul ve yasalara uygun bulunduğunu kaydeden mahkeme heyeti, ilama, savunması alınan sanıklar yönünden uyulmasına karar verdi.
-BİR SANIK HAKKINDA YAKALAMA EMRİ ÇIKARILDI-
Savunması alınamayan Hüseyin Engin Saydam hakkında yakalama emri çıkarılmasını ve Türkiye’ye girişinde yakalanması için sınır kapılarına yazı gönderilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, dava dosyasının, elektronik mühendisi, bankacı ve işletmeciden seçilecek 3 kişilik bilirkişi heyetine verilmesine hükmetti.
Mahkeme heyeti, bilirkişilerin, Yargıtayın bozma gerekçeleri doğrultusunda, Uzanlara ait ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bilgisayarlar ile dava konusu elektronik postaların yer aldığı bilgisayarların nereden ve hangi yöntemle elde edildiği, bunların sanıkların kullanımında olup olmadığı, elektronik postaların başkalarınca oluşturulması ihtimalinin bulunup bulunmadığı yönünde araştırma yapmasını kararlaştırdı.
Bilirkişilerce, İstanbul 1, 2 ve 9. asliye ticaret mahkemelerinde bilirkişilik yapan sanıklara, diğer sanıklar tarafından para ödenip ödenmediği, Star Digital ve Tele-On aboneliği sağlanıp sağlanmadığı, asliye ticaret mahkemelerinde düzenlenen bilirkişi raporlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığının da araştırılmasını isteyen mahkeme heyeti, SPK’nın müdahilliğinin de kaldırılmasına hükmetti.
Duruşma, eksikliklerin tamamlanması için ertelendi.
-DAVANIN GEÇMİŞİ-
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanıklar Cem Uzan, Hüseyin Engin Saydam, Metin Öner ve Cemal Tüfekçi’nin, Uzan Grubunun bazı şirketlerinde görev aldıkları, diğer sanıklar Zülfikar Fikret Gönül, Kılıç Başaran, Selahattin Anıl, Mehmet Fetvacı, Yılmaz Aybars Çakır ve İsmet Doğan Kargül’ün de İstanbul asliye ticaret mahkemelerinde bilirkişilik yaptıkları anlatılıyordu.
Uzan Grubu’nun bazı şirketlerinin sermaye artırımına ilişkin, şirketlerin aktifinde bulunan gayrimenkul, menkul ve diğer mal varlıklarının tespiti amacıyla İstanbul 1, 2 ve 9. asliye ticaret mahkemelerinde dava açıldığı anlatılan iddianamede, bilirkişilik yapan sanıkların bu davalarda görev aldıkları ifade ediliyordu.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı koordinesinde Uzan Grubuna yönelik yapılan operasyon sırasında 2000 yılına ait bazı elektronik postaların elde edildiği belirtilen iddianamede, bu postaların Uzan Grubu şirketlerinde görev alan sanıklar arasındaki haberleşmeyi içerdiği ve bilirkişilere menfaat sağlanması konusunda olduğu, bilirkişilerin istekleri ile bu kişilere verilenlerden bahsedildiği anlatılıyordu.
Cem Uzan, Hüseyin Engin Saydam, Metin Öner ile Cemal Tüfekçi’nin ”rüşvete aracılık etmek” ve ”rüşvet vermek” suçlarından 4 ile 12′şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları talep edilen iddianamede, diğer sanıkların da ”rüşvet almak” suçundan 5 ile 12′şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyordu.
Davanın görüldüğü İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Aralık 2005′te sanıklar Cem Uzan, Mehmet Fetvacı, Selahattin Anık, Kılıç Başaran, Cemal Tüfekçi, Zülfikar Fikret Gönül, Hüseyin Engin Saydam, Metin Öner, Yılmaz Aybars Çakır ve İsmet Doğan Kargül hakkında ”yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle beraat kararı vermişti.
Katılan avukatı ve savcının bu karara itirazları üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eksik araştırmaya dayanılarak beraat kararı verilmesi ve kanıtların birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle kararı bozmuştu.
AA
Bu yazı toplamda 79, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
PKK Kandil’i güya terk etti
Yazar aSh | 12.12.2007 | Kategori Gündem
Türkiye’nin askeri ve diplomatik girişimleri sonucu K. Irak’ta köşeye sıkışan PKK, Kandil kampını İran’da terörist eylemler yapan yan kolu PJAK’a devretti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı George Bush’un “PKK’yı ortak düşman” ilan ettikleri görüşmeden sonra diplomatik girişimler ve askeri operasyonlarla köşeye sıkışan terör örgütü PKK, Kandil’i, İran’a karşı terör faaliyetlerinde bulunan yan kolu PJAK’a devretti. Erdoğan-Bush görüşmesiyle başlayan süreçte, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin terör örgütüne karşı uygulamaya başladığı tecrit ve hükümetin 28 Kasım’da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sınırötesi operasyon için yetki vermesi PKK strateji değişikliğine itti. Silahlı Kuvetler’in 30 Kasım’da Kuzey Irak’a operasyon düzenlemesinden sonra iyice köşeye sıkışan PKK’nın kamplarını İran ve Ermenistan’a kaydırmayı planladığı iddia edildi. Ancak terör örgütü, kampları Irak’ın dışına çıkarmak yerine yan kolu PJAK’a devretti. Fırat Haber Ajansı, PJAK’ın sözde Genel Askeri Komutanı Amed Malazgirt’e dayandırdığı haberinde Kandil’in İran’a karşı terör faaliyetlerinde bulunan PJAK’a devredildiğini duyurdu. Kandildeki teröristlere PJAK kimliği verilirken, ilk etapta 70 PKK’lının törenle PJAK saflarına katıldığı belirtildi.
BEHÇET GÜNGÖR- YENİ ŞAFAK
Bu yazı toplamda 46, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Nereden çıktı bu kadar türbanlı !
Yazar aSh | 11.12.2007 | Kategori Gündem
Edinilen son bilgilere göre Türkiye’de ‘türbanlı’ sayısı hızla artıyor.
Ama araştırmacılar ve sosyal bilimciler 4 yılda 4 buçuk kat artan bu sosyal vak’ayı henüz tam olarak teşhis edebilmiş değil. Peki başörtü anketlerinin arkasında neler olabilir?
Bir öğretim üyesi fakülte binasının girişinde sağa sola koşarak, “Nerede şu güvenlik görevlileri. Benim gördüğümü onlar görmüyorlar mı?” diye bağırmaya başlamadan önce her şey normal görünüyordu. Kısa süren panikten sonra koridorları inleten bu çığlığa bir kanun kaçağının değil, hakkında soruşturma başlatılan ve savunma vermeye gelen örtülü bir öğrencinin sebep olduğu anlaşıldı. Alarm çağrısı yapan öğretim üyesi, ‘dehşetengiz’ bir duruma şahit olmuştu… Yıllar önce yaşanan bu olayı, Milliyet gazetesinde yayımlanmaya başlanan kamuoyu araştırması hatırlattı. Hayat normal seyrinde akıp giderken bir anda alarma basıldı. Gazetelerde, televizyonlarda öğretim üyesinin gözlerini büyüten olaydakine benzer bir telaşla Tarhan Erdem imzalı araştırmanın sonuçları tartışılıyor. Türkiye hızla dindarlaşıyor, başörtülü sayısı artıyor. Bu gidişi durdurmak için yapılacak bir şeyler olmalı, ama ne?
74 milyon nüfuslu Türkiye’de 18 yaş üstünde yaklaşık 17 milyon 400 bin kadın var. Çeşitli araştırma sonuçlarına göre bunların yüzde 64’ü başını ‘bir şekilde’ örtüyor. Yani 11 milyon kadın başörtülü. Örtü kullanmayanların sayısı ise 6 milyon 500 bin civarında. Oransal olarak örtünmeyen kadınların neredeyse iki misline tekabül ediyorlar; ancak bu realite azınlık muamelesi görmelerine mâni olamıyor. Tesettür, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi boyunca Müslüman kadınların karakteristik özellikleri arasında yer alsa da her araştırmada, yeni bir keşif gibi takdim ediliyor. Haklarında boş zamanlarında ne yaptıklarından ne düşündüklerine kadar hemen her şey biliniyor. Bu satırların yazarının da aralarında bulunduğu kitle, habire sorgu suale tabi tutulmaktan yorgun düşse de araştırmaların ardı kesilecek gibi de görünmüyor.
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ferhat Kentel, bu durumu çılgınlık hâli olarak niteliyor. Düşüncesi şu: Modernleşme süreci içinde istenilen imajın yeteneklerine sahip, homojen insan kitlesi oluşturulamadı. Aralarında dindarların da olduğu alternatif modernlik taşıyıcılarının üniversitelere, devletin üst kademelerine hatta cumhurbaşkanlığına kadar çıkması ‘saflık’ arayışının imkânsızlığını ortaya koydu. Şimdi bir alarm hâli yaşanıyor. Araştırmaların zamanlaması ve sıklığı bu tezi doğruluyor. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Çarkoğlu, yeterince sık ve kaliteli araştırma olmadığı kanaatinde. Geçtiğimiz hafta hararetlenen tartışmalardan sonra Çarkoğlu’nun, “Bence siz ‘saymaktan vazgeçin’ demek yerine doğru sayılmayı isteyin.” önerisini anlamamak mümkün değil.
Başörtüsü araştırmalarının ortaya çıkış sebebi üniversitelerde uygulanan yasak. 1999’da hazırlanan TESEV raporunda yüzde 67’lik bir kesimin başörtüsü yasağına karşı olduğu sonucuna ulaşan Çarkoğlu, rakamı açıkladıklarında tepkiyle karşılandıklarını hatırlıyor. Daha sonra aynı durumu gözlemek için yapılan bütün araştırmalar başörtüsünün normal ve doğal kabul edildiğini ortaya koysa da Çarkoğlu’na göre kanaatin değişmesi yönündeki beklenti hâlâ devam ediyor. Her yeni araştırmanın heyecanla karşılanması biraz da bu değişim beklentisinden kaynaklanıyor.
NEREDEN ÇIKTI BU KADAR TÜRBANLI(!)
Milliyet gazetesinde yayımlanan rapora göre son 4 yılda başörtülü kadın oranı yüzde 5 arttı ve 69,4 seviyesine çıktı. Üstelik başını örten kadınlar içindeki ‘türbanlı’ oranı 2003 yılında yüzde 3 buçukken bugün 16,2’ye ulaşmış durumda. Bu rakamların verdiği en belirgin mesaj, muhafazakâr nitelikli AK Parti’nin 4 yıllık iktidarı döneminde Türkiye’nin olağanüstü bir dönüşüm trendine girdiği. İddia edildiği gibi AK Parti iktidarı toplum yapısını bu derece etkilemiş olabilir mi? Ahmet Taşgetiren bu soruya başka bir soruyla karşılık veriyor: “Peki AK Parti’nin oylarını kim artırdı?” Taşgetiren’e göre siyasi iktidarın toplum yapısını dönüştürdüğü iddiası, AK Parti’yi kurulduktan üç yıl sonra yüzde 34’le iktidara taşıyan toplum gerçeğini görmezden gelmekten başka anlam taşımıyor.
‘Gündelik Yaşamda Din, Laiklik ve Türban’ başlıklı araştırmada sunulan verilerin neden gündem oluşturduğu başka araştırmalarla mukayese edildiğinde ortaya çıkıyor. Radikal gazetesinin 3 ay önce yayımladığı verilere göre başını örtenlerin oranı dört yılda 2,9 azalmış ve yüzde 61,4 olmuştu. Binnaz Toprak ve Ali Çarkoğlu’nun 2006 yılında TESEV için yaptığı araştırma, 1999- 2006 yılları arasında başını kapatanların yüzde 9 azaldığına işaret ediyordu. Tarhan Erdem’in ulaştığı sonuçlarsa bu verilerin tam zıddı.
Araştırmalar, Türk toplumunun bir süredir muhafazakârlaştığını ortaya koyuyor. Ama bu değişimin yalnızca ifade açısından geçerli olduğunun da altı çiziliyor. Uygulamaya yönelik verilerde düzenli bir gerileme mevcut. Tutumların davranışlara kıyasla daha hızlı değiştiğine işaret eden Çarkoğlu, çoğu zaman düşünceler değişse de davranışlarda bu yönde bir fark görülmediğini belirtiyor. Ulaştıkları sonuçlar da bu tezi doğrular nitelikte. Ancak laiklik / dindarlık eksenli gerilimden bir türlü kurtulamayan Türkiye’de raporlanan her değişiklik yeni bir gerilime zemin hazırlayabiliyor. Çarkoğlu’na göre ‘türbanlı’ bir kadınla başörtüsü takanların tutum, davranış, eğitim ve ekonomik seviyeleri birbirinden son derce farklı. Tehdit unsuru kabul edilen insanların kapalı, toleranssız, baskı eğilimi taşıyan bir dünyası olması bekleniyor. Oysa eğitimli ve yüksek gelirli ‘türbanlı’ kadınlar bu tezi çürütüyor. Asıl kavga da buradan doğuyor.
‘Türban’ ifadesinin bütün çabalara rağmen başörtülü kadınların literatürüne girmediği ilgilenenlerin malumu. Hâl böyle iken ve daha 3 ay önce yapılan ‘sayımda’ yüzde 6 olarak kayda geçirilen ‘türbanlıların’ bir anda yüzde 16’ya çıkması anlaşılır gibi değil. Kendisi de çeşitli kamuoyu araştırmaları yapan sosyolog Ferhat Kentel, soruların sonuç üzerinde ciddi bir etkisi olduğu hatırlatıyor. Soruların nasıl sorulduğununu bilmeden sonuçlar üzerine konuşmak mümkün değil ona göre: “Buna verilebilecek en iyi örnek türban / başörtüsü kullanımı. Bir kadın eskiden yaşadığı kırsal çevrede geleneksel başörtüsü kullanırken şehre geldiğinde daha ‘şık’ ve trendlere uygun bir forma geçiyor. O başörtülü olduğunu söylemeye devam etse de laik çevreler bu yeni formu türban diye algılıyor. Oysa sadece form değişikliğinden ötürü böyle bir ayırım yapılamaz.” Bu cevapların hangi sorularla elde edildiğini kamuoyu gibi araştırmacılar da bilmiyor tabii. O yüzden ancak tahmin üzerine yorum yapılıyor.
KONDA’NIN ARAŞTIRMASI HATALI MI?
Tarhan Erdem metot tartışmak istemediğini söyleyerek kendisine çeşitli vesilelerle sorulan soruları cevapsız bırakıyor. Ancak araştırmacılara göre kamuoyu yoklamasının en tartışmaya değer tarafını metot yani soru ve örneklem oluşturuyor. Şehirler, haneler ve insanlar nasıl belirlendi? Bir görüşmeciye ulaşılamadığında yerine nasıl bir seçim yapıldı? Sorular nasıl soruldu? Şimdilik bunların hepsi cevapsız. Ali Çarkoğlu kendi yaptıkları araştırmada; katılımcılara başörtüsü, türban ve çarşaftan ne kastettiklerini anlattıktan sonra bir tercihte bulunmalarını istediklerini belirtiyor. “Açıklama yapmadan, ‘bu evde kapalı var mı, ya da siz veya eşiniz başınızı örtüyor musunuz?’ diye sormak insanlara kendi kafalarına göre yorum fırsatı verir, bu da sonucu etkiler.” diyor Çarkoğlu.
15 yıl boyunca Tarhan Erdem’le birlikte çalıştıktan sonra ekipten ayrılan Adil Gür, hem Tarhan Erdem’in baz aldığı 2003 yılı araştırmasını hem de eylül ayında Radikal’de yayımlanan araştırmayı yürüten kişi. Elde ettikleri sonuç, ‘Türkiye Malezyalaşıyor mu?’ sorusunun tartışıldığı günlerde ‘Örtülü Kadın Azaldı, Malezya Olmuyoruz’ ‘müjdeli’ başlığıyla duyurulmuştu. Gür’e göre eylül ayında, kendilerinden birkaç gün önce sahaya çıkan Konda Araştırma ve Danışmanlık şirketinin örnekleminde ciddi bir hata var. Tahmini, görüşülen kişiler arasında dindarların oranının iki katından fazla olduğu. Kanaatini güçlendirecek verileri de var tabii. “Bizim araştırmalarımız ibadetini düzenli yapan insanların giderek azaldığını ortaya koyuyor. Burada ise yüzde 82 buçuk oruç tutuyor. 43,9 düzenli namaz kılıyor. İnsanların yüzde 24’ü ise vakit namazlarında düzenli olarak camiye gidiyor. Bu rakamları görünce Diyanet İşleri Başkanlığı’nı aradım ve Türkiye’de 78 bin 608 cami olduğunu öğrendim. Kabaca bir hesapla 5 milyon 280 bin kişinin 5 vakit namazı camide kıldığını kabul etmek gerekiyor. Cami başına 65 kişi ediyor. Sultanahmet’te bile vakit namazlarına o kadar insan gitmiyor.”
Tarhan Erdem’in araştırması 7-8 Eylül 2007 tarihli. Milliyet gazetesinin diğer araştırmaların aksine ‘Türkiye dindarlaşıyor’ tezini destekleyen yazı dizisini tamamlandıktan 3 ay sonra hem de durup dururken yayımlaması bazı soruların sorulmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu tercihte kasıt arayanların sayısı hiç de az değil. Fehmi Koru, Tarhan Erdem’in birkaç ay önce sarf ettiği “Türban serbest bırakılırsa bütün öğrenciler kapanır.” tezini ispat etmeye çalıştığını savunuyor. Ve bunu ‘rakamlara yalan söyleterek’ yapıyor Koru’ya göre. Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz ise zamanlamanın mesaj kaygısı taşıdığını düşünenlerden. Şüphelerini muhtelif kaynaklardan doğrulattığını anlatıyor 5 Aralık tarihli yazısında: “Prof. Dr. Mehmet Altan’ı gördüm: ‘Ne yapmak istiyorlar?’ diye sordum. ‘Yeni bir furya başlatacaklar’ dedi özetle. Furyadan kasıt şuydu: 22 Temmuz seçimlerinde CHP ile MHP koalisyonuna oynayanlar hüsrana uğramıştı. Ardından Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesini engellemeye çalışmış… Karalama, küçük düşürme derken, işi ‘çocuk kandırmaya’ vardırmış, şövalyelik yapıp çekilmesini istemişlerdi. Ama başaramadılar. Bunun üzerine algıya yönelik bir kampanya başlattılar.” Bu tezi akla yakın bulan Aköz, başka birtakım gerekçeler de sıraladıktan sonra, hükümetin ve AK Parti’nin, yeni anayasa ile üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakma isteğine karşı takınılmış bir tavır olarak değerlendiriyor başörtüsü teyakkuzunu. Son günlerde yapılan yayınları ‘din üzerinden’ vurma’ diye tanımlayan Aköz’e göre Şerif Mardin ve Richard Holbrooke’tan sonra sıra Tarhan Erdem’e geldi, bu kez o kullanılıyor…
POLİTİZE OLMAMALARI MÜMKÜN DEĞİL
Adil Gür, “Tarhan Erdem’in sonuçlara müdahale etmeyeceğime kefilim” dese de araştırmacıların politize olduklarını inkar etmiyor. “Sosyal bilimler alanlarında çalışanların pılitize olmamaları mümkün değil Alınan eğitimden mi kaynaklanıyor, başka bir sebebi mi var bilmiyorum; ama hep benzer kanaatte insanlar yetişiyor. Öyle sanıyorum ki aranız bu araştırmaları yapanların hep karşı görüşte olduğunu görüsünüz.”
Hasıl-ı kelam, görünen o ki bunca laf kalabalığı, uçuşan açık ve örtülü mesaj yeni bir gerilime sebebiyet vermenin ötesine geçmiyor. Bize de olan biteni bir kez daha tarihe ve vicdanlara havale etmek düşüyor.
AKSİYON
Bu yazı toplamda 78, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Ölen Türk Hacı adayı 28 oldu
Yazar admin | 10.12.2007 | Kategori Gündem
Suudi Arabistan’ın Mekke ve Medine kentlerinde ölen Türk hacı adaylarının sayısı 28′e yükseldi.
Mekke’deki Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu’ndan alınan bilgiye göre, dün kutsal topraklara gelen 2 Türk hacı adayı daha yaşamını yitirdi.
Ölen hacı adayları, Kabe’de kılınan namazdan sonra Cennetül Mualla’da defnedildi.
Daha önce Mekke’de 17, Medine’de ise 9 olmak üzere toplam 26 hacı adayı vefat etmişti. Mekke’de dün ölen 2 hacı adayıyla birlikte ölü sayısı 28′e yükseldi.
Dün vefat eden hacı adaylarının isim ve memleketleri şöyle:
Sahriye Altın-1939 (Niğde), Faik Önlek-1944 (İstanbul)
AA
Bu yazı toplamda 44, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Zaim Hoca bugün toprağa veriliyor
Yazar admin | 10.12.2007 | Kategori Gündem
Hocaların hocası, Profesör Doktor Sabahattin Zaim (81) tedavi gördüğü Sema Hastanesi’nde 04:15′te yaşamını yitirdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de aralarında bulunduğu birçok ünlü ismin hocalığını yapan Zaim, bir süredir kanser tedavisi görüyordu.
Lenf Kanseri rahatsızlığı nedeni ile 15 gün önce ameliyat olan Zaim’in rahatsızlanması üzerine tekrar hastaneye kaldırıldığı, saat 04:15′te yaşamını yitirdiği öğrenildi. Zaim’in hastaneye kaldırılması sonrası Cumhurbaşkanı Gül’ün hastaneyi ve yakınlarını arayarak, Sebahattin Zaim’in sağlık durumu hakkında bilgi aldığı belirtildi.
Sema Hastanesi morgunda bulunan Zaim’in cenazesinin Pazartesi günü öğle namazını müteakiben Fatih Camii’nde kılınacak cenaze nemazının ardından Edirnekapı’daki aile mezarlığına defnedileceği ifade edildi.

SABAHATTİN ZAİM KİMDİR?
Hocaların hocası Prof. Dr. Sabahattin Zaim, 1926 yılında Makedonya’nın İştip kasabasında doğdu. Ailesi ile birlikte 1934′te İstanbul’a göç etti. Yüksek öğrenimini Ankara Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İdari Şube kısmında (1947) tamamladı. 1953 tarihinde İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Siyaset Kürsüsü’nde asistan oldu ve tam 40 yıl aralıksız bir şekilde bu üniversitede doktor, doçent, profesör ve kürsü başkanı olarak görev yaptı.
Suudi Arabistan’daki Melik Abdülaziz Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi, Sakarya Üniversitesi”nde de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanı olan Zaim, 1998 yılında emekli olarak yarım asırlık akademik hayatını tamamladı.
Zaim, 1998-2000 yıllarında da YÖK üyeliği yaptı. Çalıştığı süre boyunca binlerce öğrenci ve bilim adamı yetiştiren ve bu nedenle hocaların hocası olarak anılan Prof. Zaim’in akademi ve fikir dünyasındaki ünü tüm dünyaya yayılmış bulunuyor.
Haber: CİHAN
Fotoğraflar: ZAMAN
Bu yazı toplamda 56, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Ferrari dehşet saçtı
Yazar admin | 10.12.2007 | Kategori Gündem
TEM’de bir başka araçla yarıştığı iddia edilen Ferrari sürücüsü, direksiyon hakimiyetini yitirince yolcu taşıyan taksiye hızla çarptı.
Çarpmanın etkisi ile yoldan çıkan taksi taklalar atarak yol kenarına uçarken, içinde iki çocuğun da bulunduğu taksiden çıkarılan 4 yaralı hastaneye kaldırıldı.
Edinilen bilgiye göre kaza saat 15.00 sıralarında TEM İstanbul istikameti Sultanbeyli Mecidiye Mahallesi mevkiinde meydana geldi. İddiaya göre kaza şöyle gelişti:
Otoyolda araçların arasından geçerek bir araçla yarışan Sevan Şirikçiyan’ın kullandığı 34 SEV 16 plakalı Ferrari marka araç, sürücünün direksiyon hakimiyetini yetirmesi ile kontrolden çıktı. Kontrolden çıkan araç yolun sağında ilerlemekte olan içinde yolcuların bulunduğu Yakup Emre Ekinci idaresindeki 34 TCZ 72 plakalı taksiye çarptı. Çarpmanın etkisi ile taksi yoldan çıkıp taklalar atarak yol kenarına yuvarlandı.
Ters dönen takside bulunan ikisi çocuk, bir kadın ve sürücüyü kazayı gören vatandaşlar araçtan güçlükle çıkardı. Yaralılar olay yerine gelen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinden sonra ambulanslarla Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gönderilirken kazadan burnu bile kanamadan kurtulan Ferrari sürücüsü Sevan Şirikçiyan ve arkadaşı gözaltına alındı. Olay sonrası yüzünü gizleyen Sevan Şirikçiyan konuşmazken yanında bulunana arkadaşı uzun süre şok yaşadı. Vatandaşlar otobanda hız yaptığı iddia ettikleri Ferrari sürücüsü Sevan Şirikçiyan’a tepki gösterirken, öfkeli vatandaşları polis ekipleri yatıştırdı. Kaza sonrası lüks araçtan çıkan alkol şişeleri vatandaşlarca polise gösterilirken sürücünün alkollü olduğu ileri sürüldü.
DHA
Bu yazı toplamda 110, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Sisli havada telefon yağan cezaevi
Yazar Swan | 09.12.2007 | Kategori Gündem
Silivri’ye taşınmadan kapılarının basına açan Türkiye’nin en ünlü cezaevinde yaşanan ilginç olaylar ilk kez gün yüzüne çıktı.
Bayrampaşa Cezaevi 3 ay sonra kapılarına kilit vuracak ve yaklaşık 5.500 mahkum Silivri’de inşası süren L tipi cezaevine sevk edilecek. Koğuşlarında volta atan mafya babaları ve çıkan isyanlarla anılan, Türkiye’nin en ünlü cezaevi unvanını elinde bulunduran Bayrampaşa Cezaevi, tarih sayfasındaki yerini almadan önce kapılarını sadece AKŞAM Pazar’a açtıKoğuşlarında Alaattin Çakıcı, Dündar Kılıç, Engin Civan, Sedat Peker gibi isimlerin yattığı Bayrampaşa Cezaevi kapatılıyor. 1963 yılında hizmete giren cezaevi, ‘ünlü’ mahkumların yattığı cezaevi olarak biliniyor. Sıradan bir cezaevi olmamasının sebebi ise, zamanın ‘baba’sı Dündar Kılıç’ın arkadaşlarıyla beraber koğuş mahkemesi kurup gardiyanları yargılamasından; Sedat Peker’in koğuşunu ev gibi döşetip koşu bandında spor yapmasına kadar çeşitli örneklerle sıralanabilir. Yazar Çetin Altan’ın da bir dönem kaldığı Bayrampaşa Cezaevi’nde bugün mahkum sayısı 5.500’e ulaşıyor. Bayrampaşa, en son 6 Aralık günü müşahade koğuşunda kalan bir mahkumun yatağını tutuşturarak çıkardığı yangınla haber oldu. 30 kişilik koğuşlarda 200 kişinin kaldığı ve kapasitenin çok üzerinde mahkumun bulunduğu cezaevi Silivri’de yapımı devam eden L tipi kapalı cezaevine taşınacak. Taşınacağı için tamirat ve tadilat yapılmayan Bayrampaşa Cezaevi ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Metin Şentürk şunları söylüyor; “Bina zaten eski, sıva da tutmuyor. Silivri’de yeni bina yapıldığından buraya uzun zamandır el atılmadı.” Binaların 1999 depremlerinden etkilendiğini de belirten Savcı Şentürk, fiziki şartların çok yıprandığını da belirtiyor.
SİSLİ HAVADA TELEFON YAĞIYOR
7 yıldır Bayrampaşa Cezaevi’nde görev yapan Savcı Şentürk içeri girerken telefonunu girişteki emniyet bölümüne bırakıyor, “yapılan aramalarda cep telefonu buluyor musunuz” sorusunu ise, “İnsanın olduğu yerde her şey mümkün. Sisli havalarda çevredeki binalardan cezaevine yağmur gibi cep telefonu yağıyor. Bunu önlemek için koğuşların üstüne tel çektik. Devamlı arama yapıyoruz. Biz yakalamak, mahkumlar yakalatmamak için mücadele ediyor. Sonuçta iyi olan kazanıyor! Cezaevinde yasadışı hiçbir şey yoktur diyemem. Buzdolapların demir raflarını söküp şiş yapmaya çalışıyorlar, biz de yaptırmamaya uğraşıyoruz” şeklinde yanıtlıyor.
“SANA BİR TANE ÇAKSAM”
Mahkumların hiçbir zaman işledikleri suçların cezaevinde sorgulanmadığını, cezaevine gelen tüm mahkumlara burada devletin kurallarına uymaları gerektiğini söylediğini belirten Savcı Şentürk, “Buradaki mahkum arkadaşlarla hiçbir sorunumuz yok. Sosyal faaliyetler oldukça etkin durumda. Senaryolarını kendilerinin yazdığı sinema filminin çekimleri tamamlandı, film yakında vizyona girecek. Fakat mevcudumuz çok fazla. Üç ranza üst üste duruyor yine de yetmiyor, yere yatak serdiğimiz oluyor” diyor. Anadolu’dan gelen ve Bakırköy Ruh Hastalıkları Hastanesi’nde muayeneleri yapılacak mahkumların kaldığı yaklaşık 100 kişilik koğuşa girip teftiş yaptığını söyleyen Savcı Şentürk ilginç bir anısını da anlattı. Geçtiğimiz haftalarda mahkumlar arasında ‘deliler koğuşu’ olarak bilinen koğuşu yalnız başına ziyaret ettiğini söyleyen Savcı Şentürk, “Koğuşta bir tuhaflık vardı. 7-8 mahkum body-guard gibi etrafımı çevirip bana yaklaşmak isteyen birinden beni korumaya çalıştılar. Derken o mahkum bir fırsatını bulup diğerlerinin önüne geçti ve ‘Şimdi sana bir tane çaksam ne olur?’ diye sordu. Ben de ‘neden bunu yapmak istiyorsun’ deyince, ‘Canım çok istedi savcım’ diye yanıt verdi.”
C Blok 29. koğuşta 60 kişi kalıyor. Hiç kimse cezaevi yönetiminden yana şikayetçi değil. “Bize iyi bakıyorlar, imkanlardan yararlanabiliyoruz” diyorlar. En büyük sıkıntıları, adaletin yavaş işlemesi. Mahkeme tarihlerinin en az 6 ayda gelmesi nedeniyle ceza alıp almayacaklarını bilmek için duruşma tarihine kadar gün sayıyorlar. Cezaevi nüfusu normalin 5 katı olduğu için kendilerini mahkemeye götürecek asker bulunamadığından mahkemeye çıkamadığını, 2 yıldır tutuklu kaldığını söyleyen de var. Suçunun Gaziantep’ten gelirken telefonla konuştuğu bir tanıdığına “acur” getireceğini söylediği için uyuşturucu suçuyla tutuklandığını söyleyen de…
‘Bayrampaşa: Ben Fazla Kalamayacağım’ filminin senaristi ve başrol oyuncularından Vural Ceylan, cezaevinde sergiledikleri ‘Batakhane Güzeli’ isimli oyunu izleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın kendisine Şehir Tiyatroları’nda oyunculuk sözü verdiğini söylüyor. Dillerinden af kelimesini düşürmeyen mahkumlar, hükümetin genel af çıkarmasını istediklerini de sık sık yineliyorlar.
Akşam-Pazar
Bu yazı toplamda 156, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Mina şeytan taşlamaya hazır
Yazar Swan | 09.12.2007 | Kategori Gündem
Kurban Bayramı arifesinde dünyanın en büyük çadır şehri haline gelecek olan ve milyonlarca kişiyi barındıracak olan Arafat’daki çalışmalar tamamlanmak üzere.
Her yıl izdihamların yaşandığı Mina’da ise şeytan taşlama için 3. kat bitmiş ve son hazırlıklar yapılıyor.
Hac yolculuğunun son durağı olan Mina’da 2006 yılında meydana gelen izdihamın ardından Suudi Arabistan Hükümeti, Şeytan taşlamanın yapıldığı alana 3 katlı bir yol inşa ederek oluşabilecek kazaları önlemeye çalışıyor.
Hacı adaylarının bir kısa bir süre konaklayacağı Müzdelife’de, kurban ve şeytan taşlama görevlerinin yerine getirileceği Mina’da da tüm hazırlıklar sürüyor. Kurban Bayramı’nda büyük izdihamlardan dolayı erkenden Arafat’a ziyarette bulunan hacılar Arafat dağına çıkarak ziyarette bulundu. Türk Hacılar kutsal topraklarda olmanın sevincini Türkiye’de ki yakınlarına selam söyleyerek ve çocuklarına ev için dua ederek yaşadıklarını aktardılar.
Hacı adaylarının heyecanla beklediği Arafat’a çıkış için geri sayım sürerken Isparta Yalvaç Müftüsü Nusret Kandemir, Arafat’ın, insanoğlunun doğumunun simgesi olarak görüldüğünü aktararak, Arafat ve Diyanetin Arafat ziyareti süresince yapacaklarını anlattı. Hem dünyaya gelişin hem de yeniden dirilişin mevkisi olan Arafat, insanlığın atası Hz. Adem ile Hz. Havva’nın yeryüzünde buluştukları yer olarak adlandırılıyor.
Mekke’ye 20 kilometre uzaklıktaki Arafat dağının eteklerine Hz. Adem, Hint yarımadasından Hz. Havva ise Cidde taraflarından gelmiş. İnsanlık dünyanın dört bir yanına buradan dağılmış. Her yıl farklı ırkları temsilen de milyonlarca Müslüman, “doğduğu” yere geliyor. “Aynı anne ve babadan geldik”, “Hepimiz biriz” mesajı yayılıyor yeryüzüne.
Bedenler dünyevi kostümlerden sıyrılıyor; yüzlerde farklı maskeler olmuyor. Teni sadece kefeni andıran beyaz bir bez parçası örtüyor. Arafat, Mekke’nin güneydoğusunda ova görünümünde düz bir alanda kurulu. Doğu, Kuzey ve güneyi dağlarla çevrili. Ortasında Cebel-i Rahme (Rahmet Dağı), batısında Nemire Mescidi bulunuyor. Ağaçlandırılmış doku otoyol ile Müzdelife’ye bağlanmış.
CİHAN
Bu yazı toplamda 55, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Uçakta yumruk yumruğa kavga
Yazar admin | 09.12.2007 | Kategori Gündem
TÜRK Hava Yolları’nın dün akşam İstanbul - Trabzon seferini yapan uçağında kavga çıktı.
Dün saat 18.00′de İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan kalkan 922 sefer sayılı THY uçağında seyahat eden ve Giresunspor’la bugün oynayacakları maça giden Kocaelispor kafilesinin yüksek sesle konuşmasından rahatsız olan bazı yolcular, tepki gösterdi. Olayın büyümesi üzerine yolcular ve Kocaelisporlu yöneticiler arasında kavga çıktı. Her iki grup birbirlerine yumruklarla saldırırken, kavgayı ayırmak için araya giren hosteslerden birinin de tartaklandığı öne sürüldü.
Tarafların sakinleşmemesi üzerine uçağın pilotlarından birinin yanlarına gelerek, kavganın bitirilmemesi durumunda uçağı güvenlik nedeniyle Samsun’a indireceklerini söylediği öne sürüldü. Pilotların isteğiyle Trabzon Havalimanı apronunda uçak başına gelen polisler, tarafları polis noktasına götürdü. Kocaelisporlu yöneticiler M.Ç., M.M.C. ve H.B. ile kendilerinden şikayetçi olan bazı yolcular burada ifade verdikten sonra alandan ayrıldı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
Bu yazı toplamda 37, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kategoriler
- Bebek - Çocuk (227)
- Bilgisayar Oyunları (275)
- Bilgisayar Programları (100)
- Biyografi (312)
- Dünya (368)
- Eğitim (838)
- Eğlence (46)
- Ekonomi (512)
- Gündem (1809)
- Hava Durumu (37)
- Hayvanlar Alemi (21)
- İslam (185)
- Kültür - Sanat (117)
- Magazin (245)
- Mizah (76)
- Otomobil (43)
- Oyun Hileleri (34)
- Politika (240)
- Programlama (29)
- Sağlık (821)
- Şarkı Sözleri (1183)
- Sinema (75)
- Spor (850)
- Tarih (75)
- Teknoloji (469)
- Turizm (287)
- Video Klip (88)
- Yaşam (221)
- Yemek (369)
- Yerli Dizi (111)
Reklamlar
Anket
Arşiv - Takvim
En Çok Okunan
- Korkunç ve İğrenç Resimler (31191)
- Fenerbahçe 3 - Sevilla 2 Maçı Bitti (25131)
- Bayer Leverkusen - Galatasaray Rövanş Maçı Saat Kaçta - Hangi Tarihte - Hangi Kanalda (13475)
- Fenerbahçe - Sevilla Maçı Saat Kaçta - Hangi Kanalda (12956)
- Eski Uygarlıklarda Matematik Sayıları (10566)
- Sigara, Alkol ve Uyuşturucunun Zararları? (10549)
- Fenerbahçe - Chelsea Maçı Saat Kaçta - Hangi Kanalda (8995)
- Peter Answers Sorularınızı Cevaplıyor (8979)
- Askere ne zaman gideceğim? Nerede Askerlik yapacağım? (7303)
- Mevsimlerin Özellikleri Nelerdir? (6083)







