İKİ DAKİKA GÜNCEL HABER MERKEZİ
Giriş Sayfanız Yapın  İKİ DAKİKA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLUN!    Sık Kullanılanlara Ekleyin
Neden hacca gitmediler?
Yazar aSh | 25.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Yıllardır pek çok okurum, Osmanlı padişahlarının hacca neden gitmediklerini ısrarla sorar durur.
Bu hakikaten kafa karıştırıcı konuda net bir bilgiye veya beyana sahip değiliz ne yazık ki.
Öte yandan da ilginç bir gerçek duruyor karşımızda: Osmanlı hanedanında, bırakınız padişahları, şehzadeler arasında bile Cem Sultan’dan başka kimse hac farizasını eda etmemiş. Ancak II. Bayezid’in tam hacca gitmek üzereyken, babası Fatih’in ölüm haberini aldığına ve bir an önce Amasya’dan İstanbul’a hareket etmesi gerektiğinden hacca gitmekten vazgeçtiğine dair sınırlı bir bilgi var elimizde.
Her iki teşebbüsün de 1481-1482 yıllarına denk düşmesi ve Fatih’in oğullarından gelmiş olması ayrı bir renk katıyor meseleye. O zaman şu soruyu tarihin tozlu tavanına hevenk üzümü gibi asmamızda sakınca yok:
Acaba Fatih 1481 Mayıs’ında çıktığı son seferinde Amasya ve Karaman’da valilik yapan oğullarını da yanına alarak Mekke üzerine mi yürüyecekti? Bu soru şimdiye kadar sorulmuş değil. Ama hemen hemen aynı yıllarda Fatih’in bir oğlunun hacca niyetlenmiş, diğerinin ise Memlûklere sığındıktan sonra hac vazifesini yerine getirmiş olması karşısında, Fatih’in ölümüyle sonuçsuz kalan son seferine ilişkin böyle bir ihtimali de hesaba katmalıyız.
Osmanlı padişahlarının az bilinen akim kalmış iki hac teşebbüsü vardır.
Bunlardan birincisi, II. Osman’ın, özellikle orduyu ve ulemayı kızdıran ve feci ölümüne yol açan yarı-siyasî bir hac niyeti içinde olduğunu biliyoruz (1622).
İkinci olarak da Sultan Vahdettin, 1922’de tahttan indirilip yurdu terk ettikten sonra Mekke’ye kadar gitmiş, fakat bir İngiliz oyunuyla hilafetin Şerif Hüseyin’e devredileceği planından kuşkulanarak hac vazifesini yerine getirmeden geri dönmüştü. İlginçtir, Tarık Mümtaz Göztepe’nin verdiği bilgiye göre Vahdettin, Mekke’deki misafirliği sırasında Kâbe’yi tavaf etmiş, namazlarını özellikle Mescid-i Haram’da cemaatle eda etmiştir.
Garip bir tevafuk eseri olarak 401 yıl arayla cereyan eden bu iki sultanî hac teşebbüsünden birincisi, yeniçerilerce ‘düşman ve hain’ ilan edilen II. Osman’ın hayatına mal olacak, ikincisi ise yine ‘hain’ damgasını bugün bile üzerinden silip atamayan bir eski padişahın hayatının son büyük hayal kırıklığını teşkil edecektir.
Osmanlı hanedanının erkek üyeleri arasında durum buyken, kadın üyelerden bazıları hacı olmuşlardı. İlk hacı Osmanlı hanedan üyesinin Çelebi Mehmed’in kızı olduğunu biliyoruz. Son üye olarak da I. Mahmud’un kızı Ayşe Sultan’ı biliyorduk. Ancak Süreyya Faruki’nin çalışması “Hacılar ve Sultanlar”, hacı olan hanım sultanların sayısının sandığımızdan daha fazla olduğunu ortaya koydu. Muhtemelen şehzadelerin haccı siyasî bir faaliyet fırsatı olarak değerlendirebileceği korkusuyla engellenmesine mukabil, kadın üyeler için böyle bir endişeye yer bulunmaması, onların bu dinî vazifelerini daha rahat yerine getirmelerine kapı açmış olmalıdır.
Sorumuza dönelim yine: Osmanlı padişahları neden hacca gitmediler?
Benim kişisel kanaatim biraz mantık dışı görünebilir size: Osmanlı padişahları sanki kendilerini hac gibi yüce bir iltifata layık görmüyorlardı! Bu davranışlarını, Ertuğrul Gazi ile Osman Gazi’ye ortak olarak atfedilen şu Kur’an-ı Kerim’in bulunduğu odada uyumama tavrıyla irtibatlandırıyorum. Burada adeta kendilerini günahkâr addettiklerinden o yüce vazifeye layık görmeme tavrının kokusunu alıyorum ben. Dediğim gibi bu tamamen kişisel bir yorum.
Padişahların, Peygamber Efendimiz’e (sas), Ehl-i Beyt’e ve mukaddes beldelere duydukları derin saygıyı ve bu saygının gereğini yerine getirmek için neler yaptıklarını bir hatırlayalım. Kanuni’nin Mescid-i Haram’ın minarelerini yenilettiğini ve oğlu Selim’e Cidde’ye su getirmeyi vasiyet ettiğini hatırlatmak yeterlidir. Yüzyıllar boyu Mekke ve Medine halkına Sürre alayları ile birlikte her yıl hiç aksatmadan son derece değerli hediyeler yolladıklarını biliyoruz; yine her yıl “iskât-ı hac” için kendi yerlerine birilerini mutlaka hacca gönderdiklerini de. Bu saygıyla yetişmiş insanların hac gibi bir farzı ifa etmek istemediklerini düşünmek anlamlı olmaz.
Demek ki hac ibadetini yerine getirmek istiyorlardı. Yine de gitmediler. Neden?
Hacca gitmeme sebepleri olarak kimileri güvenlik gerekçesini öne sürüyor (‘o kadar kalabalığın arasına girince her şey olabilirdi’), kimileri de devletin başsız kalması riskini (‘fitne çıkmasını’) göze alamadıklarını ve cihadı daha fazla önemsediklerini. Buna göre o devirlerde bir insanın hacca gidiş-dönüşü en az 3 ay sürüyordu; dolayısıyla bir padişahın bu kadar uzun süre işin başından uzak kalması anarşiye sebebiyet verebilir, fitne çıkabilirdi. Ne var ki, Halife Harun Reşid’in tam 9 kez hacca gittiğini öğrenince aslında isteselerdi bu güvenliği bir şekilde temin edebilirlerdi sonucuna varıyoruz.
Benim kişisel olmayan yorumum Ahmet Akgündüz’ünküne yakın:
Oğlu Korkut’u hacca yollayan -gelin görün ki Mısır’dan geri çevrilmişti- II. Bayezid’den itibaren Osmanlı padişahları ve onları etkileyen ulema, bir padişahın devlet başkanlığı görevlerini ‘şahsî ibadetleri uğruna’ aylar boyu terk etmesini caiz görmemişlerdi. Yani bu tutumda şahsî ibadetlerini kamusal hizmetlerinin önüne geçirmeme kaygısı ağır basmış ve bu, zamanla hanedanın erkek üyeleri için tartışılmaz bir gelenek halini almıştı. Nitekim II. Osman da, hacca gitmeye niyetlendiğinde en başta kayınpederi Şeyhülislam Esad Efendi kendisine karşı çıkarak, “Padişahlara hac lazım değildir, oturup adl eylemek evlâdır. Caiz ki bir fitne zuhur eyleye” fetvasını vermişti.
Osmanlı padişahı tahtın üzerinde artık gerçek bir kişilik değil, tüzel bir kişiliktir ve anlaşılan, hac gibi şahsî bir farzı uğruna devlet işlerini aylar boyu ihmal etmesi, dinen caiz görülmemiştir. Ahmet Akgündüz’ün dediği gibi, “Bazen kamu haklarından olan bir mesele, şahsî farzlardan daha ehemmiyetli hale gelmektedir.” Bu nokta üzerinde durmaya değer.
MUSTAFA ARMAĞAN - ZAMAN PAZAR
Bu yazı toplamda 26, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Tek Türkiye birinciliğe oynuyor
Yazar aSh | 25.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Doğu ve Güneydoğuyu anlatan onlarca dizi çekilmesine rağmen Türk halkını ekran başına toplayan bu dizide farklı olarak ne anlatılıyor?
İstanbul’daki rahat yaşamını bırakıp Güneydoğu’da yolu, elektriği olmayan bir köye giden genç bir doktorun yaşadıklarını anlatan Tek Türkiye dizisinin reytingleri her hafta yükseliyor. Dizinin Doktor Tarık’ı Konya Devlet Tiyatrosu oyuncusu Ozan Çobanoğlu reytinglerde ilk dörde giren dizinin başarısının inandırıcılıkta yattığını söylüyor.
‘Mutluluğu tek başına getiremezdi. Ama bazı yaraları sarabilirdi’ sloganıyla geçtiğimiz hafta 10’uncu bölümü yayınlanan Tek Türkiye dizisi yayınlandığı Samanyolu televizyonunun da, dizide rol alan oyuncuların da yüzünü güldürüyor. Dizi perşembe günleri en çok televizyon izlenen prime time saatlerinde yayınlandığı halde reytinglerde ilk beşe girmeyi başarıyor. Peki bugüne kadar Doğu ve Güneydoğuyu anlatan onlarca dizi çekilmesine rağmen Türk halkını ekran başına toplayan bu dizide farklı olarak ne anlatılıyor? Bu soruyu dizinin yapımcısı Salih Asan ve başrol oyuncusu Ozan Çobanoğlu’na sorduk. Aldığımız yanıtlar bölge halkının sorunlarını aşmanın tek yolunun sevgi olduğuna işaret ediyor.
Tek Türkiye Batı’daki rahatını bırakıp yolu, suyu, elektriği olmayan bir köye giden genç bir doktorun yaşadıklarını anlatıyor. İstanbul’dan Güneydoğu’ya uzanan macerada, başarılı bir cerrah olan Tarık, bir meslektaşının daveti üzerine gittiği Güneydoğu’da türlü sıkıntılara şahit olunca, orada kalmaya karar veriyor. Her bölümde başka bir sıkıntıyı çözmeye çalışan Tarık’ın hikayesi bölgenin kaderi ile iç içe geçiyor. Bu da hastalıklarla, sakatlıklarla ve yoksullukla boğuşan köy halkının gözünde genç doktoru yavaş yavaş bir kahraman yapıyor. Tek Türkiye Güneydoğu’nun herhangi bir köyünde değil Konya’da çekiliyor. Ama ekibin ulaşım açısından yaptığı Konya tercihi hiç de yanlış görünmüyor. Çünkü atmosfer olarak birebir benzerlikler göze çarpıyor. Mekánlar da coğrafik şartlar da gerçeğe çok yakın.
BÖLGEDEN TEBRİK YAĞIYOR
Tek Türkiye’de pek çok yapımcının ‘Star olmadan dizi tutmaz’ yargısına inat, ekranlara yeni yeni merhaba diyen ama tiyatro izleyicilerinin aşina olduğu oyuncular rol alıyor. İzmir, Ankara ve Konya Devlet Tiyatrolarında görev yapan oyuncular Tek Türkiye’de oynamaktan son derece keyif aldıklarını belirtiyorlar.
Dizinin yapımcısı Salih Asan reytinglerle gün yüzüne çıkan başarılarını ve diziye olan ilgiyi şöyle anlatıyor: ‘Tek Türkiye bu ülkede yaşayan herkesin ortak arzusu. Bu topraklarda yüzyıllarca Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Rum, Ermeni beraber yaşamış. Biz de başka inançlara ve etnik kökenlere saygı duyuyor ve tam bir barış ülkesi olmak istiyoruz. Bu anlamda doğru bir iş yaptığımıza inanıyorum. Böyle bir başarıyı aslında zaten bekliyorduk. Ama reyting kaygısıyla hareket etmedik. İlk dörde giriyoruz ama girmesek de sorun değildi. Türkiye’nin kanayan yarasını anlatıyoruz. Ciddi bir iş yapıyoruz. Doğu ve Güneydoğu’dan da çok sayıda telefon ve mail geliyor. Yıllardır komedi unsuru olarak kullanıldıklarından yakınıyorlar ve Tek Türkiye’nin kendi gerçeklerini yansıttığını söylüyorlar.’
Tanınmış biri oynasa bu kadar tutulmazdı
Konya Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk yapan Ozan Çobanoğlu Doktor Tarık rolüyle dizinin en başarılı ismi. 28 yaşındaki Çobanoğlu dizinin Konya’da çekilmesinin kendisi açısından tam bir tesadüf olduğunu ama başka bir ilde de çekilse yine başrolde kendisinin oynayacağını anlatıyor. ‘Dizide idealist bir doktoru oynuyorum ama bu doktorun idealistliği Güneydoğu’ya gidip oradaki yaşamın zorluğunu görünce ortaya çıkıyor’ diyen Çobanoğlu oynadığı rolü çok tanınmış birinin oynamasının dizinin inandırıcılığını ortadan kaldıracağını vurguluyor. Üç yıldır Konya Devlet Tiyatrolarında oyunculuk yapan Ozan Çobanoğlu Tek Türkiye ile ilgili şunları anlatıyor: ‘Güneydoğu ve Doğu üzerine yüzlerce dizi yapılıyor. Ortada ciddi bir problem var. Biz bu problemi sevgiyle nasıl çözebileceğimizi anlatıyoruz. Hiçbir ideolojiye hizmet etmiyor bu dizi. Zaten izleyicilerden de çok olumlu tepkiler alıyoruz. Samanyolu televizyonunu hiç izlemeyenler bile bir kez izledikten sonra her hafta izlemeye başladıklarını söylüyorlar. Reyting kaygısı duymadan yaptığımız için de dizinin başarı olması beni hem çok şaşırttı hem de çok sevindirdi. Benim rolümde çok tanınmış biri oynasaydı bence inandırıcılığı sağlamakta zorlanılırdı.’
STAR
Bu yazı toplamda 104, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kızım bizi nasıl buldular diye soruyor
Yazar aSh | 25.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
‘Anne bunlar bizim adresimizi bilmiyorlar ki’ dedi ama Kimse Yok Mu kapılarını çaldı .
Bitlis’in Güroymak ilçesi ve köylerinde Kimse Yok Mu Derneği dağıttığı yardımlarla özellikle çocukları sevindirdi.
5 yaşındaki Pınar Tören, televizyonda Kimse Yok Mu programını izlediğini belirterek “Ancak buraya gelip bana da hediye getireceklerine inanmıyordum. Derneğin yetkililerini ellerinde hediyelerle kapımızda görünce çok şaşırdım. Hepsine çok teşekkür ediyorum” dedi.
Anne Nafiye Tören ise 2 gün önce televizyonda derneğin fakir ailelere yardım yapıldığını seyrettiklerini ifade ederek, “Kızıma belki bize de yardım ederler demiştim. Pınar da bana ‘anne bunlar bizim adresimizi bilmiyorlar ki gelsinler’ demişti. Bugün dernek gönüllerini burada görünce ben ve kızım oldukça şaşırdık. Allah kendilerinden razı olsun. Kızım bizi nasıl buldular diye hala bana soruyor.” diye konuştu.
CİHAN
Bu yazı toplamda 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Demli bir ‘Rüzgar’ kapımızı çalıyor..
Yazar aSh | 25.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
‘Yeni Bir Soluk’ sloganıyla yola çıkan Grup Dem 3. Ve en son albümü “Rüzgâr”ı MİM MÜZİK etiketi ile müzikseverlerin beğenisine sundu.
Grup Dem solistlerinden Mustafa Tekiroğlu 30 Kasım Cuma günü müzik marketlerde yerini alan albüm için yaptığı açıklamada:
“Müzik yaşantımızın olmazsa olmazlarından artık. Nereye adım atsanız kulağınıza değen, hatta çarpıp vuran sözler var. Hem de nasıl sözler;
“Haydi gel girelim günaha”, “Doldur meyhaneci”, “Bir defadan bir şey olmaz”, “şimdiki kızlar ne güzel olur kucakta” ve daha nice rüsvalıklarla…
Bu sebepten gençliğimizin ahlakını, milli ve manevi değerlerini önemseyen müzisyenlerin çıkıp insanlara; toplumun değerlerini sarsmayan şeyler dinletiyor olması “Takdire şayan” ve “Elzemdir” Dedi.
Deniz Çakıroğlu ise Son albümleri “Rüzgâr” için verdiği demeçte:
“Dinlediğimiz müzikler, okuduğumuz kitaplar, bizi iki günü eşit olanların ziyanlığından kurtarmalı. Özellikle gençlerimizin sürekli kulaklarına çarpan melodileri kullanarak Milli ve manevi duygularımızı öne çıkaran güftelerin son albüm de yer almasına özen gösterdik.” dedi.
2002 yılında Deniz Çakıroğlu & Mustafa Tekiroğlu birlikteliği ile “Grup DeM” olarak müzik çalışmalarına başlayan ikili,
“İstanbul Yetim Şehir” adlı ilk albümlerini 2005 yılında piyasaya çıkarmışlardır.
İkinci albüm 2006 yılında “Kutlu Doğum Anısına” Peygamber efendimize (SAV) ithafen hazırlanmış “Sevgililer Sevgilisine İlahiler” adlı albümüdür.
Bu yazı toplamda 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
TDK Güncel Türkçe Sözlük
Yazar admin | 13.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Türkçenin en güvenilir, en gelişmiş ve en güncel sözlüğü, 1945’ten beri yayımlanan Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’ünün Genel Ağ’daki sürümüdür.
Türkçe Sözlük dilimizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak sürekli güncellenmektedir. Şu anda sözlükte 104.481 anlam bulunmaktadır. Eleştiri ve katkılarınızı katki@tdk.org.tr adresine yazabilirsiniz. Katkı ve eleştirileriniz değerlendirildikten sonra gereği yapılacaktır.
Uyarı:
1. Güncel Türkçe Sözlük‘te kişi adları yer almamaktadır. Kişi adları ile ilgili olarak Kurumumuzun hazırladığı Kişi Adları Sözlüğü‘ne buradan ulaşabilirsiniz.
2. Klavyesinde Türkçe karakterler bulunmayan kullanıcılar, aradıkları sözü Türkçe karakter kullanmadan yazıp Ara düğmesini tıklarlarsa program Türkçe karakter içeren söz veya sözleri önerecektir. Bu söz veya sözlerin üzeri tıklandığında ilgili tanımlara ulaşılabilecektir. Örnek: “ağaç” sözü aranıyorsa, “agac” yazılabilir.
3. Güncel Türkçe Sözlük‘te özel yazı tipleri kullanılmıştır. Bilgisayarınızda bu tür yazı tiplerini göremiyorsanız veya değişik karakterler görünüyorsa, Yazılımlar sayfasından Yazı tipleri 2 seçeneğini tıklayarak bu yazı tiplerini bilgisayarınıza yüklemeniz ve işletim sisteminize tanıtmanız gerekmektedir.
4. Güncel Türkçe Sözlük ile Yazım Kılavuzu’ndaki madde başı eşleştirme çalışmaları devam etmektedir. Sözlerin yazılış biçimleri için Yazım Kılavuzu’na başvurmanızı öneriyoruz.
Duyuru: Türk Dil Kurumu, yeni bir hizmeti daha kullanıcılara sunuyor. Türkçe Sözlük ‘ten sözler ve Yabancı Kelimelere Karşılıklar çalışmasından alınan sözlerin Türkçe karşılıkları duyuru topluluğuna her hafta düzenli olarak gönderilecektir. Bu duyuruları almak istiyorsanız bilgi@tdk.org.tr veya bilgi@tdk.gov.tr adresine e-posta göndermeniz yeterli olacaktır.
Bu yazı toplamda 176, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Güzellik yarışmasında skandal
Yazar admin | 10.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Birleşmiş Milletler UNESCO 2007′yi ‘Mevlânâ Yılı’ ilan ederken ’sema ayini’ni de “İnsanlığın Somut Olmayan Baş Eserleri Listesi”ne aldı.
Bunun üzerine Türkiye, Mevlevilik hakkında bilgisi olmayan kişilerce yapılan ‘gösteri’lerin denetim altına alınacağını taahhüt etti. Ancak buna uyan yok. Otel, eğlence mekânları, açılışlar derken önceki akşam Star TV’de yayınlanan ‘Best Model of Turkey’ yarışmasında, büyük bir skandala imza atıldı. Semazenlere mankenlerle aynı sahnede sema yaptırıldı. Yarışma sorumlusu podyumda ’sema’nın ‘2007 Mevlânâ Yılı’ dolayısıyla yapıldığını savunurken, uzmanlar ise tepki gösteriyor. Mevlânâ’nın 22. kuşaktan torunu Esin Çelebi, zikrin belirli örf ve âdetlere bağlı olarak uygun mekânlarda yapılması gerektiğini belirterek, “Durum çok vahim. Mevlânâ, bu olanlara ne derdi?” diye konuştu. Mevlânâ Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Yard. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, Kültür Bakanlığı’ndan ’sema’nın her yerde yapılmaması için tedbir almasını istedi. Sakarya Üniversitesi’nden Yard. Doç. Sezai Küçük ise ‘Mevlânâyı suiistimalde son nokta’ olarak değerlendirirken yarışmayı düzenleyenlere seslendi: “Yapılan, Mevlânâ’nın ruhuna saygısızlık. Kendinize uğraşacak başka ritüeller bulun.”
UNESCO’nun 2007′yi ‘Mevlânâ Yılı’ ilan etmesiyle birlikte dünyanın değişik şehirlerinde yapılan sema gösterileri yabancıların büyük ilgisini çekti. Mevlânâ ve sema Türkiye’nin tanıtımı adına büyük bir avantaj olarak görüldü. Ancak, önceki akşam Star TV’de yayınlanan Best Model Of Turkey mankenlik yarışması sırasında semazenlerin mankenlerle birlikte podyuma çıkarılarak ’sema’ yaptırılması tepkiyle karşılandı. “Sema, ortaya çıkış gayesinin dışında icra edilmemeli.” uyarısında bulunan Sakarya Üniversitesi Tasavvuf Anabilim Dalı Başkanı Yard. Doç. Sezai Küçük yaşananları, Mevlânâ’nın ruhuna saygısızlık olarak niteledi.
Mevlânâ’nın 22 kuşaktan torunu Esin Çelebi de “Kendi mirasımıza önce biz sahip çıkmazsak yabancılar bizi anlamaz.” diyerek mankenlerle birlikte yapılan ’sema’ya tepki gösterdi. Çelebi, zikrin belirli örf ve âdetlere bağlı olarak uygun mekânlarda yapılması gerektiğini belirterek, “Durum çok vahim. Mevlânâ, bu olanlara ne derdi?” sorusuna cevap verilmesini istedi.
Mevlânâ Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Yard. Doç. Dr. Nuri Şimşekler de Mevlânâ’nın vefatından sonra ortaya çıkan Mevlevilik’te dergâhların içinde özel yerlerde gerçekleşen semanın, çıkar kaygılarıyla farklı yerlerde yapılmasının Mevlânâ’yı yıprattığını ifade etti. Semazenbaşı Abdurrahman Tevruz ise ‘her yerde sema olur mu?’ tartışmasına sufi olmayan folklor semazenlerinin sebep olduğunu dile getirdi.
Burak Kılıç-ZAMAN
Bu yazı toplamda 93, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Baklava ve lokum ders oldu
Yazar admin | 09.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği Türkiye Milli Merkezi’nin Türk gölge oyunu klasiklerinden Karagöz’ü tescil ettirmek amacıyla girişimde bulundu.
UNIMA Türkiye Milli Merkezi Başkanı Mevlüt Özhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karagöz’ün yıllar öncesinden bugünlere uzanan hikayesinin olduğunu söyledi.
Geleneksel Türk sanatlarının yaşatılarak gelecek kuşaklara aktarılması için toplumun her kesimine önemli görevler düştüğünü belirten Özhan, gölge oyununu genç nesillere tanıtmanın ötesinde, yeni sanatçı yetişmesi anlamında da gayret gösterdiklerini ifade etti.
Özhan, Türk gölge oyunu klasiklerinden Karagöz’ün sadece ramazanda değil, yılın diğer günlerinde de hatırlanması gerektiğine işaret ederek, ”Eğlendirirken öğretmeyi amaç edinen ve hayali olarak adlandırılan Karagöz ustası sayımız da azaldı” dedi.
Türklerin kendi kültürüne yeterince sahip çıkmamasının üzüntü verici olduğunu belirten Özhan, şöyle konuştu:
”Örneğin Yunanistan’da ülkenin hemen her yerinde Karagözis adı altında gölge oyunu gösterimi yapılıyor. Belediyeler ve birçok sivil toplum kuruluşu, düzenledikleri etkinliklerde mutlaka bu oyuna yer veriyor, televizyonlarda da gösteriler yapılıyor. Bizde bunlardan daha fazlası yapılmalı diye düşünüyorum. Öncelikle yeni ustaların yetişmesi gerekir. Bunun için de Karagöz ve Hacivat’ın konservatuvara girmesi gerekiyor.”
Özhan, Karagöz’ü AB’ye tescil ettirmek amacıyla girişimde bulunduklarını söyledi.
-AİHM KOZU-
Daha önce Yunanistan’ın Karagöz için patent girişiminde bulunacağına ilişkin bilgi alması üzerine UNIMA genel merkezine yazılı başvuruda bulunduğunu anımsatan Özhan, şimdi de kendilerinin bu konuda atak başlattıklarını ifade etti.
Özhan, UNIMA Türkiye Milli Merkezi olarak uzmanlara ve hukukçulara bu konuda inceleme başlattırdıklarını kaydederek, ”Gelecek rapor doğrultusunda başvurumuzu yapacağız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir Yunan gazetecinin başvurusuyla ilgili kararında, Karagöz’ün Türk kültüründen alınan bir gölge oyunu olduğunu belirtmesi, bizim için tescil anlamı taşıyor. Bağlayıcı özelliği bulunan bu karar, tescil konusunda avantaj sağlıyor” dedi.
Karagöz ve kukla sanatçılarından Mahmut Hazım Kısakürek de Karagöz izleyici kitlesini yaygınlaştırmaya çalıştıklarını söyledi.
Kısakürek, Karagöz izleyici kitlesinin önemli bölümünü çocukların oluşturduğunu belirterek, şöyle konuştu:
”Karagöz’ü unutturmamak için bizlere önemli görev düşüyor. Bunun için Türkiye’de sayısı 15-20 tane olan hayali ve yardak çaba gösteriyor. Eğer Karagöz Türk gölge oyunu klasiği ise bunu korumak ve yaşatmak için başta Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine önemli görev düşüyor. Bize göre de Karagöz’ü tescil ettirmek için UNIMA’dan önce bakanlığın girişimde bulunması daha doğru olurdu.”
Kısakürek, Karagöz’ün Türkiye ve Yunanistan dışında İspanya, Avusturya, Hollanda ve İngiltere’de oynatıldığını kaydetti.
AA
Bu yazı toplamda 68, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Tarihi adım “Ortak alfabe”
Yazar admin | 09.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Orta Asya ile 34 harfli, ortak alfabe çalışması başlatılıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkmenistan ziyaretinde kendisine eşlik eden bilim adamlarından, Türk cumhuriyetleri arasında iletişimi kolaylaştıracak ortak alfabe oluşturulması konusunda bilgi aldı.Uzmanlar, Latin alfabesine dayalı ortak bir yazı dili önerirken söz konusu alfabede 34 harfin bulunması gerektiği yönündeki görüşlerini Cumhurbaşkanı ile paylaştı.
Bilim adamları ayrıca Türk dili konuşan ülkeler arasında cumhurbaşkanlarına bağlı çalışacak “Türk Dünyası Genel Sekreterliği” kurulması konusunda Abdullah Gül’den öncülük etmesini istedi. Ortak alfabe konusunda mesafe alınması için ise Türkiye’nin ısrar etmesinin önemine işaret ediliyor.
Abdullah Gül’ün Türkmenistan gezisinde yanında Fatih Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Kara, Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Fikret Türkmen ile Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sema Barutçu Özönder de vardı.
Abdullah Gül, Köşk’e çıkmasının ardından yurtdışı seyahatlerinde işadamlarına da yer vermeye başlamıştı. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı’nın bilim adamlarını da seyahatlerine dâhil etmesi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkmenistan seferinde uçakta yer alan akademisyenlerden Prof. Dr. Türkmen, “Cumhurbaşkanımızın, bilim adamlarını anımsaması ve uçağına alması iyi bir başlangıca işaret ediyor. Türkmenistan gibi bu coğrafyadaki Türk dünyası ülkelerine sadece ekonomik değil, kültürel, bilimsel ve iletişimi sağlayacak her alanda yakın temas kurulmalı. Örneğin, Türkmenistan ile Dede Korkut ve Oğuz Kağan destanı gibi yakından öte aynı kültürel öğelerimiz var.” diyor. Türkmen, ülkeler arasındaki vize sorununun aşılarak, uluslararası ortak konferanslar düzenlenmesi önerisinde bulundu. Cumhurbaşkanı’ndan Türkmenistan seyahatine katılım konusunda aldığı davetten duyduğu memnuniyeti dile getiren Kara da, Türkmenistan ve Türkiye Türkçesindeki ortak kelimelerin yüzde 80 olduğunu anlattı. Kara, bu yüksek orana rağmen iki ülke vatandaşlarının anlaşmakta zorluk çekmesini, alfabeler arasındaki farklılığa dayandırdı. Kara, bilim adamları olarak, bu noktada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, 34 harfli ortak alfabe konusunda Türkiye’nin öncü rol üstlenmesi gerektiği yönünde öneride bulunduklarını aktardı. Prof. Dr. Barutçu ise Türkmenistan gibi dilleri Rusçadan etkilenmiş ülkeler ile mutlaka ortak alfabe konusunda anlaşmaya varılması gerektiğinin altını çizdi. Barutçu, ortak bir dil ile güçlü bir iletişimin sağlanabileceğine dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, iki günlük Türkmenistan ziyareti, Türkiye ile Orta Asya Türk cumhuriyetleri arasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı düzeyinde 7 yıl sonra Türkmenistan’a ziyaret gerçekleştiren Abdullah Gül, iki günlük temasları sırasında, planlananın ötesinde Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbangulu Berdimuhammedov ile toplam 6 saat baş başa görüşmüştü. Gül, Türkmen lideri de Türkiye’de ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağını belirterek kendisine resmî davette bulundu. Davet, 2007 yılı Şubat ayında ülkesinde cumhurbaşkanlığı görevine gelen Berdimuhammedov tarafından kabul edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ortaasya Türk cumhuriyetlerine yönelik ikinci resmi ziyareti ise fazla zaman geçirmeden gerçekleştirecek. Gül, 12-15 Aralık’ta Kazakistan’a resmî bir ziyarette bulunacak. Bakan, diplomat, bürokrat, işadamı ve gazetecilerin katılacağı 150′nin üzerinde ismin yer alacağı ziyaret çerçevesinde Abdullah Gül, başkent Astana ve Almatı’da temaslarda bulunacak. Gül, Orta Asya ülkelerinden önce, ekim ayı içinde Güney Kafkasya’da yer alan iki önemli ülke, Azerbaycan ve Gürcistan’a gitmişti. Türkiye, söz konusu iki ülkenin de yer aldığı bir “ortak ekonomik alan”ın temelleri de bu ziyaretlerde attı.
ZAMAN
Bu yazı toplamda 101, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Gül’den Bayburt’a sürpriz
Yazar admin | 09.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
![]() |
İki ay kadar önce Türk Kızılayı Yönetim Kurulu’nun, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü ziyaretinde, Ercan Saatçi’nin anlattığı ‘Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi’ fıkrası gülümsemelere yol aşmış ve Saatçi esprili bir şekilde, bu zulme son vermek için Gül’e, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının Bayburt’ta konser vermesini teklif emişti.
Geçtiğimiz hafta sonu Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi, Ercan Saatçi’yi arayarak, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu konseri takvimine alacağını bildirdi. Ancak sanılanın aksine, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Cumhurbaşkanlığı’na değil Kültür Bakanlığı’na bağlı olduğundan, konuyla ilgili izin alınması gerekiyordu. Cumhurbaşkanlığı, Kültür Bakanlığı’ndan gerekli izinleri alarak, önümüzdeki aylarda Bayburt Kültür Merkezi’nde verilecek konser için ilk adımı atmış oldu. FIKRANIN SONU FARKLI Bu arada Bayburt Valisi Musa Küçükkurt da, Cumhurbaşkanlığı’nı arayarak, Saatçi’nin anlattığı fıkranın sonunun farklı olduğunu iletti. Vali Küçükkurt’un aktardığına göre, fıkrada, Bayburt’a gelen bir senfoni orkestrasının konserinden sonra, bir Bayburtluya sorulan “Konseri nasıl buldunuz?” sorusuna verilen “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi” cevabı, aslında fıkranın sonu değilmiş. Bayburtlu neden böyle düşündüğünü de eklemiş; “Fa yerine sürekli Fa Diyez basıyorlar”. Cumhurbaşkanı Gül de, kendisine iletilen fıkranın son bölümüne hayli gülmüş. Bayburt’ta düzenlenecek Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orestrası konserine, Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan, Bedrettin Dalan, Dr. Eser Alptekin, Prof. Hüsamettin Koçak, Doç. Nusret Parıldar, Suat Müftüoğlu’nun da aralarında bulunduğu birçok saygın işadamı, öğretim üyesi ve sanatçı da davet edilecek. İşte Saatçi’nin anlattığı fıkra
BİR gün Bayburt’a bir senfoni orkestrası gelir. Ve tüm Bayburt halkı bu konseri izlemek için davetlidir. Konseri merak eden Bayburtlular salonu hınca hınç doldurur. Konser sonunda bir gazeteci, Bayburtlu bir vatandaşa senfoni konserini nasıl bulduğunu sorar. Bayburt’lu cevap verir; “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi.”
Kaynak:Hürriyet
Bu yazı toplamda 125, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Beyaz Melek gişe rekoruna koşuyor
Yazar admin | 08.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat
Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği ve başrolünü üstlendiği ”Beyaz Melek” isimli film izleyici rekoruna gidiyor.
Yapım, 20 günde 970 bin seyirciyi sinema salonlarına çekti.
16 Kasımda 165′i Türkiye, 60′ı yurt dışında olmak üzere 225 kopyayla 260 salonda gösterime giren ”Beyaz Melek”e izleyi ilgisi sürüyor.
Gösterime girdiği tarihten bu yana 20 günde 970 bin izleyiciye ulaşan film, Avrupa gösterimlerinde de 150 bin seyirci topladı.
Filmin tanıtımını üstlenen Deep İletişim’in Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Filiz Öcal, yapımın gösterime girmesinden önce yüksek izleyici beklentileri bulunduğunu ve bunun elde edildiğini söyledi.
Filmin Almanya, İngiltere, Avusturya, Hollanda, Belçika, İsviçre, Danimarka ve Fransa’da 60 kopyayla gösterimde bulunduğunu ifade eden Öcal, ”Şimdi de film Arap ülkelerinden isteniyor. Gösterim tarihine yapımcılar karar verecek” dedi.
Seyircinin ilgisinin süreceğine inandıklarını dile getiren Öcal, ”Bu rakam, bizim beklentimizin çok üstünde değil. Filme çok güvendiğimiz için aslında bekliyorduk. Şimdi de artarak devam ediyor, çok memnunuz” dedi. Öcal, filmin Arap ülkelerinin yanı sıra İran ve Azerbaycan’da da gösterime girmesinin planlandığını kaydetti.
BEYAZ MELEK…
Mahsun Kırmızıgül’ün ilk yönetmenlik denemesi olan ”Beyaz Melek” adlı filmde başarılı sanatçılardan oluşan bir kadro görev alıyor.
Filmde, Mahsun Kırmızıgül, Sarp Apak, Ali Sürmeli, Arif Erkin, Bilge Zobu, Cihat Tamer, Cezmi Baskın, Deniz Oral, Emel Sayın, Erol Demiröz, Erol Günaydın, Fadik Sevin Atasoy, Fırat Danış, Gazanfer Özcan, Hüseyin Avni Danyal, İlkay Saran, Lale Belkıs, Necmi Yapıcı, Nejat Uygur, Nurşin Demir, Salih Kalyon, Suna Selen, Tanju Tuncel, Toron Karaca, Tomris Oğuzalp, Yağmur Dilan Bozacı, Yavuz Bingöl, Yıldız Kenter ve Zeynep Tokuş rol alıyor.
Bir grup insanın hayata ve birbirlerine duyduğu aşk ve sevginin anlatıldığı filmin yedi hafta süren çekimleri, İstanbul, Adapazarı, Tuz Gölü ve Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Filmde, olaylar şöyle gelişiyor:
Ali (Mahsun Kırmızıgül) ve Reşat (Sarp Apak), beyin kanseri olan babaları Ahmet’i (Arif Erkin) kemoterapi görmesi için İstanbul’a getirmiştir. Ahmet ağır tedaviye daha fazla katlanmak istemediğinden hastaneden kaçar. Oğulları peşine düşer ancak Ahmet onlardan kaçmayı başarır. Kaçarken kendini bir huzurevinde bulur. Huzurevi sakinleri, Ahmet’in çocukları tarafından terk edildiğini sandıkları için orada kalması konusunda ısrar ederler. Zorlukla konuşabilen Ahmet durumu kabullenir. Ali ve Reşat, Ahmet’i huzurevinde bulurlar. Ama mutlu göründüğü için bir süre orada kalmasına ses çıkarmazlar. Babalarının son günlerini mutlu geçirmesi, belki hiç işe yaramayacak ama çok acı verebilecek bir tedaviden daha önemlidir. Huzurevi sakinlerinin her birinin kendi hikayeleri ve dramları vardır. Ahmet, bunları öğrendikçe onlara daha yakınlaşıp her birini tek tek çok sever.
Ahmet’in misafir olduğu günün hemen ertesinde huzurevi sakinlerinden Yaşar Hoca (Bilge Zobu) ve Nebahat (Lale Belkıs) evlenecektir. Bu insanları çabucak benimseyen Ahmet, düğün masraflarını karşılamak ister. El birliğiyle güzel bir düğün yaparlar. Bununla yetinmeyen Ahmet, çiçeği burnunda çifti balayı için Diyarbakır’daki köyüne davet eder. Üstelik diğer huzurevi sakinleri de bu geziye davetlidir. Belki geriye kalan yıllarında böyle bir fırsatı bir daha yakalayamayacak olan bu yaşlı insanlar, teklifi coşkuyla kabul ederler. Hep beraber kiraladıkları bir minibüsle yola çıkarlar. Ancak yolculukları hiç sakin geçmez. Onlar için asıl macera bu yolculukla başlayacaktır.
AA
Bu yazı toplamda 147, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kategoriler
- Bebek - Çocuk (231)
- Bilgisayar Oyunları (275)
- Bilgisayar Programları (104)
- Biyografi (313)
- Dünya (582)
- Eğitim (1011)
- Eğlence (74)
- Ekonomi (519)
- Gündem (2668)
- Hava Durumu (40)
- Hayvanlar Alemi (31)
- internet (5)
- İslam (266)
- Kategorilenmemiş (10)
- Kültür - Sanat (130)
- Magazin (255)
- Mizah (78)
- Otomobil (47)
- Oyun Hileleri (34)
- Politika (505)
- Programlama (29)
- Sağlık (1217)
- Şarkı Sözleri (1182)
- Sinema (75)
- Spor (1222)
- Tarih (83)
- Teknoloji (801)
- Turizm (378)
- Video Klip (109)
- Yaşam (392)
- Yemek (369)
- Yerli Dizi (114)
Reklamlar
Anket
Arşiv - Takvim
Toplam En Çok Okunan
- Korkunç ve İğrenç Resimler (52782)
- Fenerbahçe 3 - Sevilla 2 Maçı Bitti (30846)
- www.keyodemeleri.com a Yoğun ilgi - 7 Temmuzda Aktif (25801)
- Bayer Leverkusen - Galatasaray Rövanş Maçı Saat Kaçta - Hangi Tarihte - Hangi Kanalda (23152)
- 2008 OKS Tercih Okulların Kodları Ve Kontenjanları (18534)
- İlginç Resimler (16313)
- 2 ve 4 Yıllık 2008 ÖSS Baraj Puanları (14861)
- Peter Answers Sorularınızı Cevaplıyor (14521)
- Fenerbahçe - Sevilla Maçı Saat Kaçta - Hangi Kanalda (14273)
- Askere ne zaman gideceğim? Nerede Askerlik yapacağım? (13761)










