İKİ DAKİKA GÜNCEL HABER MERKEZİ
Giriş Sayfanız Yapın  İKİ DAKİKA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLUN!    Sık Kullanılanlara Ekleyin
Gebelikte vücut bakımı
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Bu yazı toplamda 472, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
BEBEKÇE KONUŞMAYA DEVAM
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Bu yazı toplamda 65, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Çocuklar yaramaz da, anne babalar hep yarar(lı) mı ?
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Çocukların çocuk gibi davranmadıklarından, istediğimiz davranışları sergilemediklerinden yakınıyoruz. Ama anne babalar olarak, bizler gerçekten üzerimize düşen görevleri yapabiliyor muyuz? Çocuklarımıza olumlu davranışlar kazandırmak için onlara iyi modeller sunabiliyor, kendimiz bu rolü üstlenebiliyor muyuz? Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, kalplerini de doyurabiliyor muyuz? Çocuklarımızı mı, yoksa başarılarını mı seviyoruz? İşlerimize zaman ayırdığımız kadar çocuklarımıza da zaman ayırabiliyor muyuz? Çocuklarımızdan beklediğimiz saygıyı, anne babalar olarak birbirimize gösterebiliyor muyuz? Bu sorular daha uzatılabilir. Gerçek çocuklar istiyorsak, gerçekten iyi bir anne-baba olmalıyız.
Çocuk, nasıl eğitilirse öyle büyür
Eğer bir çocuk, sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, güven ortamı içinde yetiştirilmişse, inançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, çevresinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, iyi bir dost ve arkadaş olmayı öğrenir.
Bu yazı toplamda 70, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Bebek ve çocuk boğulmaları
Yazar admin | 15.12.2007 | Kategori Sağlık
Evdesiniz ve küçük bebek ya da çocuğunuzla birliktesiniz. Birden ufaklık ağzına attığı bir cisim ya da yutamadığı tükürük ile kızarmaya başlıyor.
Ne yapmalıyız ?
Öncelikle yutulan fındık, bozuk para, misket gibi bir cisim ise, çocuğumuzun boğazından parmak yolu ile almaya çalışmalıyız. Bu uygulamada başarılı olamaz isek, çocuğumuzun sırtı göğsümüze gelecek şekilde kucaklayıp, çocuğun karın ve göğüs bölümünün tam ortasına yani diyaframına ellerimizi yumruk yaparak sıkıca baskıda bulunmak büyük ihtimalle bebişimizi rahatlatacaktır.
İnşallah böyle bir durum ile karşılaşmazsınız.
Y.T.
Bu yazı toplamda 143, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Ceviz beynimizin en iyi dostu
Yazar aSh | 15.12.2007 | Kategori Sağlık
İçerdiği linoleik ve alfa linoleik asit, E ve B6 vitaminleri nedeniyle ceviz, sinir sistemimiz için mükemmel bir besin.
Kafatasını andıran sert kabuğu, içini kırınca üzerindeki ince zarı ve kıvrımlı yapısıyla her ceviz görüşümde aklıma beyin gelir. Acaba ceviz bu benzerliğiyle bize “Ben beyin gıdasıyım” mı demek istiyor?
Eski çağlardan beri ceviz beyin yorgunluğu için önerilen bir gıda olmuş.
Gerçekten ceviz bu ilginç benzerliğin ötesinde tam bir “beyin destekleyicisi”. İçerdiği linoleik ve alfa linoleik asit, E ve B6 vitaminleri nedeniyle sinir sistemimiz için mükemmel bir besin. Günümüzde milyonların derdi olan depresyona karşı savaşta da ceviz iyi bir yere sahip. Cevizin hafif antidepresan özelliği, içindeki ‘triptofan’dan kaynaklanıyor. Triptofan, beynimizde duygu durumunu kontrol eden önemli bir beyin kimyasalı olan serotonine dönüşerek etki yapıyor. Yatmadan önce yiyeceğiniz yarım avuç içi kadar cevizin içindeki triptofan, iyi uyumanıza yardımcı olabilir.
Ceviz gibi faydalı başka kuruyemişler de var beyin için. Kabak çekirdeği ve ayçiçeği çekirdeği yine triptofandan zengin kuruyemişlerden. Bunlar da hafif depresyon ve uykusuzluğu gidermenin doğal yardımcıları. Ayçiçeği çekirdeklerinde ayrıca bol miktarda tiamin adı verilen, bellek ve beyin işlevleri için önemli bir B vitamini var. Üzüm çekirdeklerinden elde edilen proantosiyanidin de beyin ve merkez sinir sistemindeki zararlı yan ürünleri temizleyerek korur. Ayrıca kan damarları ve dolaşım üzerindeki olumlu etkisiyle beyin dokusunun kanlanmasını artırmada ve zihinsel fonksiyonların sürdürülmesinde yardımcı olur.
samanyolu haber
Bu yazı toplamda 76, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Annenin endişesi bebekte gaz yapıyor
Yazar aSh | 15.12.2007 | Kategori Sağlık
Bebeğinizdeki aşırı ağlama ve huysuzluk gaz sancısının habercisi olabilir.
Gaz sancılarına ise birçok farklı etken yol açabiliyor. Özellikle annenin endişeli ve gerilimli hali, bebeklerde kendini gaz sancısı olarak gösterebiliyor.
Bebeklerde günde üç saatten fazla süren ve sebebi belli olmayan aşırı ağlama ve huysuzluk hali olarak tanımlanan gaz sancısı (kolik) yeni doğan her on bebekten birini etkiliyor. Genellikle bebekliğin ikinci ve üçüncü haftasında başlayan ve beşinci ayın sonuna kadar devam eden gaz sancıları, genelde iyi beslenen ve çok emen bebeklerde görülüyor. Annenin endişeli hali, doğum sonrası depresyon, annenin hamilelikte ve emzirme sırasında sigara kullanması gibi etkenler de gaz sancılarını tetikliyor. Sema Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Köksal Binnetoğlu, “Kolikli bebekler, haftada birkaç gün, iki veya üç saat ağlayabilirler. Kolik nöbetleri, birkaç dakika sürebileceği gibi, üç saat ya da daha uzun bir süre devam edebilir. Ataklar genelde akşam saatlerinde başlar ve gece 23.00-24.00 gibi sonlanır.” şeklinde konuşuyor. Bu süreçte bebeklerdeki ağlamalar genellikle aniden başlar ve belirli bir sebebi yoktur. Ağrı esnasında bebek kızarır, kakasını yapar gibi olur ve ayaklarını karnına çeker. Sancıların, anne ve babanın kötü bakımı ile ilgili olmadığını belirten Dr. Binnetoğlu, ebeveynleri kendilerini suçlamamaları ve sakin olmaları konusunda uyardı.
Öte yandan uzmanlar, bebeğinizde kolik olduğunu düşünüyorsanız, problemin sebebinin bir hastalık olup olmadığını netleştirmek için bir uzmana başvurmayı öneriyor. Çünkü bazen, ortakulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu, göze yabancı cisim kaçması gibi rahatsızlıklar da kolik ağrısına benzer ağlama krizlerine sebep olabiliyor.
Gaz sancısının sebepleri
İnek sütüne alerji ya da aşırı duyarlılık
Olgunlaşmamış sindirim sisteminin sebep olduğu güçlü bağırsak kasılmaları
Yanlış emzirme tekniği (anne göğsünün uç kısmının emilmesi ve bebeğin hava yutması)
Bebeğinizdeki hormonal değişiklikler
Annenin endişeli hali, doğum sonrası depresyon
Annenin sigara kullanması
Gaz sancısı çeken bebekler için ne yapılabilir?
Kucağınıza alın ve sakinleştirmeye çalışın; bu, bebeği gevşetir ve uyutur.
Kucağınızda gezdirirken sırtına yavaşça masaj yapın.
Hafif ısıtılmış bir havlu ile karnına masaj yapın.
Elektrikli süpürge, saç kurutma makinesi ya da başka bir cihazla ritmik hareket ve ses oluşturun
Bebeğinizi dizlerinize midesinin üstüne yatırın ve sırtını ovuşturun.
Kendini rahat ve güvende hissetmesi için bebeğinizi bir battaniyeye sarın.
Piyasada kolik ağrıları için bazı ilaçlar bulunuyor; ancak kullanmadan önce doktorunuza danışın.
ZAMAN
Bu yazı toplamda 90, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
İdrar deyip Geçmeyin
Yazar Swan | 12.12.2007 | Kategori Sağlık
İnsan vücudu, içinde yürütülen faaliyetlerle bir şehre benzetilebilir. Bir şehirde olup bitenlerden daha fazlası, kendi ölçeğinde bedende gerçekleşir. İnsan şehrindeki faaliyetlerin büyük bir kısmı otomatik olarak gerçekleştirildiğinden, insanların çoğu bünyelerinde meydana gelen son derece kompleks ve mizanlı hâdiselerin farkında değildir. Çünkü beden şehrinin sağlığını sürdürebilmesi için gerekli etki ve tepki mekanizmaları irademiz dışında yürütülmektedir. Bedenimizdeki besinlerin sindirilmesi, dolaşımı, atıkların temizlenmesi, yakıt molekülü oksijenin nefes aracılığıyla bütün hücrelere dağıtımı gibi günlük beden faaliyetlerini sürdürmeye yönelik aktivitelerimiz o kadar fıtrî şekilde yürütülmektedir ki, biz bunların farkına hiç varmıyoruz. Tuvalet ihtiyacı oluşursa, adabına uyarak ihtiyacımızı gideririz. O ihtiyacın bildirilmesi, cevabın verilmesi ve rahatlamak için büyüklü küçüklü birçok sistemin âhenkli şekilde işletilmesini yine hiç düşünmüyoruz.
Boşaltım sisteminin temel organı olan böbrek ve bağlantılı fonksiyonları, bugün tıpta bir ilim dalı (nefroloji) ve uzmanlık alanıdır. Beden şehrinin her bir karesi üzerinde yeterince gözlem ve araştırma yapılırsa ve oradaki çok katmanlı hiyerarşik mekanizmalar çözümlenirse, insanın farklı menzillerinde çeşitli ilimlere ve tefekkürlere vesile olacak birçok hâdisenin cereyan ettiği görülecektir. “Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Allah’ın ilmini yazmakla bitiremezler.” hakikatinin tercümanı olurcasına, beden sarayındaki yapı ve fonksiyonların, değişik derecelerde, ilmi ve kudreti sonsuz bir Zât’ın varlığına ayine oldukları görülecektir.
Bedenimizde sürekli cereyan eden faaliyetlerden biri de, boşaltım sisteminin âhenkli işleyişidir. Erişkin bir kişide, normal şartlarda böbreklerden süzülüp gelen idrarın mesanede (idrar torbası) toplanması, bir balonun içine hava üflendikçe genişlemesine benzer. Böbreklerden süzülerek gelen idrarın miktarına paralel olarak, mesane genişler. Otomatik olarak yürütülen idrar depolama işleminin mükemmel şekilde gerçekleştirilmesinde, otonom sinir sistemine önemli roller verilmiştir. Erişkin insanların günde 5-6 defa idrara çıktığı kabul edilirse, sadece günlük üretilen sıvı atıkları atma (idrar boşaltma) süresi, toplam 5 dakika kadardır. Otonom sinir sistemi yeterince gelişmemiş bir bebeğin idrarı depolama kabiliyeti çok sınırlı olduğundan, mesanesi sık sık boşaltılır. Yeni doğan bir bebek ise, günde ortalama 20-25 kez idrar yapar. Böylece hem böbreklerden gelen idrarın mesaneye rahat bir şekilde akması sağlanır, hem de idrar yolları mekanik olarak temizlenmiş olur. İdrarın böbreklerden mesaneye taşınmasında kullanılan yaklaşık 3-7 mm çapındaki borucuklardan (üreter) akan idrarın mesaneye geçebilmesi için, bu kesedeki iç basıncın düşük tutulması gerekir. Otonom sinir sistemi tam gelişmemiş bebeklerde, böbreklerin yüksek basınçtan korunabilmesi için, mesanedeki idrar sık sık boşaltılarak basınç düşürülür. Altıncı aydan sonra, otonom sinir sisteminin gelişmesiyle, mesanenin idrarı depolama kapasitesi artar ve idrar yapma sayısı da azalmaya başlar. Erişkinlikte, idrarı depolama, uygun yer ve zamanda boşaltma kabiliyetinin gelişmesi de, irademiz dışında, dengeli bir şekilde tamamlanır. Beden şehrindeki yüzlerce güzellikten biri olan idrarın dengeli atılması hâdisesi insanda merhametin bir tecellisi olarak devam ettirilmektedir.
| . |
İdrar yollarındaki yardımlaşma
Beden şehrinin birimleri arasında muhteşem bir yardımlaşma vardır: Meselâ böbreklerden gelen idrar, akarsu yatağının temiz tutulması gibi bütün idrar yolları boyunca bir temizlik yapılmasına vesile olmaktadır. Bu temizlik başta mikroorganizmalar olmak üzere, idrar yollarında oluşabilecek kum ve taş tanecikleri için de geçerlidir. Mesanelerine bakteri enjekte edilen sağlam kişilerde idrar yolu enfeksiyonu gelişmemiş, bunlarda idrarın tazyikli olarak atılması, bakterilerin sürüklenerek dışarı atılmasını kolaylaştırmıştır.
Elastik yapıdaki mesane duvarının hem genişletilerek, hem de mesane basıncı düşürülerek böbreklerin koruması, mesane ve böbrekler arasındaki yardımlaşmaya misâldir. Çünkü böyle bir elastikiyetle basınç düşürülmeseydi, böbrekler yüksek basınç altında kalarak fonksiyonlarını yitirebilirdi. Sebepler plânında böbreklerin rahat çalışması, uygun miktarda ve basınçta idrar çıkarması (böbreklerin korunması) mesane duvarının elastik olmasıyla sağlanır. Bunun insana bir lütuf olduğunu ise, ancak sistem arızalandığında anlayabiliriz.
Anne karnındaki bebeğin idrarı
Anne karnındaki bebeğin (fetus) beslenme ve boşaltım sistemlerinin temel düzenleyicisi olarak plasenta vazifelendirilmiştir. Ayrıca fetus böbreğine de önemli görevler verilmiştir. Meselâ sıvı-elektrolit ile asit-baz dengesinin düzenlenmesi, hormon ve büyüme faktörlerinin üretilmesi bunlardan birkaçıdır. Dördüncü aydan itibaren fetuste, idrar üretimi başlar ve mesane her 30-60 dakikada bir dolar-boşalır. Mesane içindeki idrar, anne rahmindeki koruyucu yastık gibi yavruyu saran amniyon sıvısına boşaltılır. İdrara benziyen amniyon sıvısı, rahimdeki ceninin, annenin vücut sıcaklığındaki değişikliklere karşı korunmasında, normal gelişim için gerekli alanın sağlanmasında, gıda ve oksijen gibi maddelerin temini için uygun vasatın oluşturulmasında, anne karnının maruz kalabileceği muhtemel darbeler karşısında korunmasında vazifelidir. Rahimde bebeğin yerleştirildiği amniyon sıvısı, idrar gibi bir sıvıdan hazırlanıp, dünyanın yeni misafirini rahat ettirmek için üretilir.
| . |
İdrarın meydana getirilişi Bedenin en ücra köşelerine kadar oksijen ve gıda maddelerini taşımakla görevli kan, geri dönüşünde hem metabolizma atıklarını, hem de vücudumuzda çeşitli sebeplerle oluşan zehirli-fazlalık maddeleri toplayarak böbreklere getirir. Beden şehrinin sağlığının devamında rol alan kan, böbreklere uğradığında kesintisiz olarak filtre edilir.
Böbreklerde, atık maddeler öylesine hassas şekilde ayıklanır ki, “Hangi maddeden ne kadar gereklidir?” gibi, ince hesap ve sınırsız bilgi gerektiren husus biliniyormuşçasına vazife icra edilir. İleri bilgisayar sistemleriyle desteklenmiş sunî böbrekler (diyaliz makineleri gibi) asıl böbreğin yerini hiçbir zaman tutamaz. Sonsuz bir ilim ve kudretin emri altında zâhirî sebepler kullanılarak çalıştırılan sağlıklı canlı böbrek, yapılması gerekeni, Sevk-i İlâhî ile yerine getirir. Atılması gerekenleri sıvı halinde (idrar) mesaneye gönderir. İdrarla atılan maddeler, farklı özellikler taşıdığından, hastalıkların teşhisinde kullanılır. Çünkü idrarın rengi, kokusu, yoğunluğu, içerisindeki organik ve inorganik maddeler insan sağlığı hakkında çeşitli ipuçları verir. Boşaltım sistemine yerleştirilen bu hassas dengedeki sapmalar, beden şehrinde bir şeylerin yanlış gittiğinin işareti olarak yorumlanır. Bir başka ifadeyle, hayat tarzımız, beslenme şeklimiz, hastalıklar, alınan ilâçlar, idrarın yapı ve kompozisyonunda farklılıklara yol açabildiğinden idrar tahlili, sağlıklı olup olmadığımızın bir göstergesi olarak önem taşımaktadır (Şekil 2-3). Sağlıklı kişinin idrarı, sarı ve berraktır. Bu rengi esas itibariyle ürokrom pigmenti ve bir miktar da ürobilin ile üroeritrin verir. Renksiz bir idrar söz konusu ise ya aşırı sulu şeyler alınmıştır veya diüretikler gibi idrar söktürücü ilâçlar kullanılmış yahut değişik tipte şeker hastalıkları (diabetes mellitus, diabetes insipitus) gibi bozukluklar var demektir. Gün içerisinde idrarda sarı ile su berraklığı arasında gidiş gelişler olabilir (meselâ yemekten 1-2 saat sonraki idrarın su gibi renksiz; aşırı eforda ise, koyu turuncu olması gibi). Pancar, şeker boyaları ve bir kısım ilâçlar idrarı kırmızıya dönüştürebilir. Hastanın şikayetleri, muayene ve tahlillerle anlamlandırıldığında kırmızı-kahverengi, mavi-gri, sütü andıran beyazlıktaki ve bulanık idrarların hepsi, bir hastalık belirtisi olabilir
Bu yazı toplamda 137, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Bebekler Neden Sol Kucakta ?
Yazar Swan | 12.12.2007 | Kategori Sağlık
İnsanlar hangi işlerde sağ, hangilerinde sol elini kullanır? Sağ-sol el veya kol kullanılması, iradî bir tercihle mi, yoksa gayriiradî bir sevkle mi gerçekleşir? Yapılan çalışmalarda, insanların farkında olmadan sağ ve sol ellerini tercihli kullandıkları tespit edilmiştir. Annelerin çocuklarını sol kollarında tutma temayülleri bir sevk-i ilâhî olduğundan, bir anneye neden çocuğunu kucağındayken solda tuttuğunu sorarsanız, çoğunlukla bunun herhangi bir sebebinin olmadığını söyler. Bilhassa annelerin yavrularını sol kucaklarına alıp sol kollarında tutmaları, araştırma mevzuu olmuştur. Kadınların % 85’inin (yaşlarına ve evli olup olmadıklarına bakılmaksızın), bebekleri kucaklarına aldıklarında sol kollarına yatırıp öyle tutmaları hususu, ‘Nature’ dergisinin 26 Şubat 2004 tarihli sayısında incelenmiştir.1
İnsanların çoğunda beynin sağ tarafı, vücudun sol tarafını ve duyguları kontrol etmede vazifelidir. Bundan dolayı, bebeğin ağlaması, gülmesi veya esnemesi gibi hissî uyarılar sol taraftan geldiğinde, anne tarafından daha kolay algılanır. Bebek sağ kucağa yatırıldığında ise, bebekten gelecek tepkiler, annenin sol yarımküresine yönlendirilir. Fakat beynin sol tarafı duyguların analiz ve değerlendirilmesinde vazifeli olmadığından, bebek ile anne arasındaki iletişimde kopukluklar yaşanabilir.2
Bebeklerin emniyet hissi sağlıklı gelişmeleri açısından çok önemli olduğundan, bebek annesinin kalb atışlarını duyma ihtiyacı hisseder. Anneler açısından gayriihtiyarî gerçekleşen ve Rabb’imizin merhamet ve şefkatinin annelerdeki tezahürlerinden biri olan bebeği sol koluyla sol kucağında tutma tercihi, bu ihtiyacı karşılamaya hizmet eder.
Bu davranışın vücudumuzdaki organların fizikî yerleşimiyle de bağlantılı olduğu düşünülmektedir. İnsan bedeni anatomik açıdan simetrik yaratılmış olmasına rağmen, bazı iç organları asimetrik olarak yerleştirilmiştir. Meselâ oldukça ağır olan karaciğer sağdadır; iki loblu akciğerin sağ lobu, sağ el, kol ve bacak soldakilere nispeten biraz daha ağırdır. Solda zannettiğimiz kalb de ortaya yakın bir yerde bulunur. Anatomik açıdan kalbin üst kısmı sola yatık olduğundan ve kalb sesleri kalbin üst tarafından geldiğinden, kalbimizi tam solda zannederiz. Bütün iç organların bu şekilde yerleştirilmesiyle, vücudun kütle merkezi ortada değil, tam olarak bilemediğimiz hikmetlere binaen, hissedilir derecede sağ tarafta takdir edilmiştir.3
Fizikî kanunlar açısından ayakta dengeli durabilmemiz için ağırlık merkezinden geçen dikey çizginin, zeminde iki ayağımızın ortasına denk gelmesi gerekir. Anneler bebeklerini sağ kollarına ve kucaklarına alsalardı, destek gereği sol kollarını da sağa doğru çekeceklerinden, zaten sağ tarafta olan kütle merkezi iyice sağa kaymış olacak ve dengenin sağlanmasında zorluklar yaşanacaktı. Böyle bir durumda anneler âni bir dengesizlikte düşme tehlikesi yaşayacakları gibi, evlâtları da tehlikeye mâruz kalabilecekti.
Bebek gayrıihtiyarî olarak annenin sol kucağına yatırıldığında ise, annenin sağda olan ağırlık merkezi sola (vücudun ortasına) doğru kayarak denge daha da güçlendirilmiş olur. Dengeyi kaybetme tehlikesi olmaksızın bebek kucakta emniyet içinde rahatlıkla taşınır.
Öte yandan, kucakta tutulan bebeğin annenin kütle merkezine tesiri ve ağırlığının annenin her iki koluna dağılması da çok önemlidir. Bebek sol kola alındığında bebeğin ağırlığının çoğu solda; sağ kola alındığında ise ağırlığının çoğu sağda olur. Annenin sağda olan kütle merkezini ortaya doğru kaydırmak için bebek sol kola alınmalıdır. Bebek sol kucağa alındığında, başının ağırlığı annenin sol kolu üzerine, geri kalan kısmının ağırlığı ise sağ koluna biner. Diğer bir ifadeyle bebeğin kütle merkezi, sağ kola daha yakın olur ve daha güçlü olan bu kol daha fazla yük taşır. Sol kol zayıf olduğundan sadece bebeğin kafasını dikkatlice desteklemekte kullanılır. Anne, bebeği sağ kucağında tutarsa, zayıf olan sol koluna daha fazla yük bineceğinden bu defa anne, bebeği taşımakta zorlanır.
Annelerin bebeklerini gayrıihtiyarî sol kucaklarına almalarının bebeğe daha fazla emniyet kazandırdığı da tespit edilmiştir. Bir çarpma, darbe veya düşmeye karşı insan genelde sağ kolunu ve omzunu siper alır. Sol kucağa alınan ve başı sol tarafa doğru tutulan bebek böyle bir tehlike karşısında emniyette olur. Meselâ, düşme anında anneler bebeği sağ kucağına alıp, başını sağ tarafta tutsalardı, kendisini korumak isteyen anne farkında olmadan sağ elini bırakacak ve bebeğin kafası bir yere çarpma tehlikesi geçirecekti.
Hâdiseye bebek açısından yaklaşacak olursak, annenin bebeği sol koluna yatırıp tutması, dengesini daha iyi sağlamasının yanında, sol kolda tutulan ve yüzü annenin sinesine dönük olan bebeğin sağ tarafına yatmış olması da önemlidir. Çünkü insanın yatma şekliyle sağlığı arasında münasebet vardır. En rahat yatma şekli, bebeğin anne karnındaki duruş şeklidir. Sağ eli başın altına koyup sağa dönerek yatıldığında, kalbe baskı olmaz ve rahat nefes alıp verilir. Bu yatma şekli Peygamberimiz’in (sas) sünnetlerinden olup, yatma âdâbı olarak uygulanmaktadır.4 Bebekler sol kola alınıp yatırıldıklarında anne karnındaki yatış pozisyonunu kazanırlar. Böylece alışık oldukları konumda yattıklarından çabucak sakinleşir veya uykuya dalarlar. Bunun aksine, annenin sağ kolunda sol tarafına yatırılan bebeğin kalbi, hem vücut ağırlığının hem de annenin kollarının baskısı altında kalır. Bu da bebeğin daha huzursuz olmasına, daha çok ağlamasına ve annesini daha çok rahatsız etmesine yol açar.
Tecrübeli anneler, çocuklarının sağ memeyi erken bıraktıklarını fark edebilirler. Çünkü sağ tarafı emen çocuk çabuk rahatsız olur ve memeyi bırakır. Onun için yavrularını emzirirken uyutmak isteyen anneler, önce sağ, sonra sol memeyi emzirmelidir. Solak annelerin de genelde çocuklarını sol kollarında taşıdıkları bilinmesine rağmen,1 bu konuda yeterli seviyede araştırma yapılmadığından net bir şey söylemek zordur.
Bebek doğduktan sonra, ‘benlik’ hissi henüz gelişmediğinden hâlâ kendini, anne bedeninin bir parçası olarak algılar; ana rahmini terk ettiğini doğduktan çok sonra (altıncı aydan itibaren) fark eder. Sol kolda tutulup göğse değdirilince, alışık olduğu kalb seslerini tekrar duyar. Böylece güvende olduğunu hisseder, rahat ve mutlu olur. Sağ kolda tutulan bebeklere kıyasen, sol kolda tutulan bebeğin kalb seslerinin, annesinin kalbinden gelen seslere daha yakın konumda olması, güvenlik faktörü noktasından araştırılması gereken bir konudur.
Açıkça görülüyor ki, meseleyi farklı yönlerden ele aldığımızda bebeklerin sol kucağa alınıp, sol kol ile desteklenmeleri hem bebek, hem de anne açısından çok sayıda fayda sağlamaktadır. Her hangi bir talime ihtiyaç duymadan annelerin bu şekilde tedbirli davranmaya sevk edilmesi Yüce Yaratıcı’mızın onlara ve bebeklerine bir lütfudur.
Bu yazı toplamda 172, bugün ise 2 kez görüntülenmiş
Çocuklardaki Uyku Problemleri
Yazar Swan | 12.12.2007 | Kategori Sağlık
Uykuda görülen sayıklamalar, fiziksel veya duygusal olarak bir rahatsızlığın işareti değildir. Yaygın olarak görülmekle birlikte yaşın ilerlemesiyle genelde kaybolur.
Gece korkuları da sık rastlanan bir durumdur. Çocuklar geceleri karanlıktan, yalnız kalmaktan, yatağın altında veya dolabın içinde canavar olduğuna inandıklarından korkabilirler. Bu tür korkular, çocuğun yatma zamanına direnç göstermesine neden olur. haberin devamı »
Bu yazı toplamda 294, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Zayıflatan 5 Süper Yiyecek
Yazar admin | 12.12.2007 | Kategori Sağlık
İşte zayıflamanızı sağlayacak 5 süper besin. Bu yiyecekleri günlük diyetinizin bir parçası haline getirin ve kilolarınız kayboluşunu izleyin.Bazı besinlerle kilo vermek gerçekten zordur. Bu besinler yeniden yeme isteği oluşturur (“bir daha yiyeyim!”), kan şekerinizle savaşır ve sonuçta galip geldiğinde beliniz kalınlaşır. Fakat bazı besinler bunun tam tersi tepki verirler. Mutlaka brokoliyi ve yaban mersinini duymuşsunuzdur, bunlar sizin bedeninizi dengede tutar. Bu yiyeceklerinizi günlük diyetinizin bir parçası haline getirin ve kilolarınız kayboluşunu izleyin.
Greyfurt: Hiç greyfurt diyetini denediniz mi? Uzun araştırmalar sonucunda greyfurt kilo savaşçısı olarak ün kazandı. Son zamanlarda Kaliforniya Scripps Kliniği’ndeki bilim adamları greyfurdun etkileri üzerinde yaptıkları çalışmalarında yemekten önce yenilen yarım greyfurtun, kilo vermeye yardımcı olduğunu buldu. Buna göre greyfurt kapsülleri, greyfurt suları içmek ve greyfurt yemek kilo vermede çok etkili. Bu 3 şık arasında en iyi etkiyi gerçek greyfurt sağlıyor. Bunlara ek olarak greyfurt içerisinde kanserle savaşan liminoids ve lycopene içerir. Kırmızı greyfurt da insan vücudundaki kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olur. Bir greyfurdun yarısı sadece 39 kaloridir.
Sardalya: Sardalya bu zamana kadar ki en sağlıklı besindir ve kilo vermek için çok iyi bir ortaktır. Her şeyden önce Sardalya protein yüklü bir besindir ve kan şekerini dengeleme özelliğine sahiptir. Tam ve yenilenmiş bir metabolizmaya sahip olmanızı sağlar. İkinci büyük deposu omega 3’ tür. Sadece kardiyovaküler bölgeyi güçlendirmekle kalmaz moral ve motivasyonunuzu yükseltmenizi sağlar. (İyi hissetiğiniz için abur cuburdan uzak durmaya başlarsınız.) Sardalya besin zincirinde türüne az rastlanacak derece zarar verici özelliği en az olan bir besindir.
Balkabağı: En iyi kilo verdirebilecek besinler arasındadır. Uzun süre konserve halinde saklanılmış balkabağında yüksek olanda lif vardır ve buna karşılık 40 kalori kadar düşük bir kalori oranına sahiptir. Uzun araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre, lifler insan sağlığı için çok önemlidir ve kilo düzenlenmesinde de büyük yararları bulunur. Balkabağı dünyada yetiştirilmesi en kolay sebzelerdendir. Tatlandırıcılarla tatlandırıp, bir tutam tarçın, badem ve hindistan cevizi ekleyerek kan sekerinizi düşürebilirsiniz.
Sığır eti: Et çok iyi bir diyet besinidir çünkü içinde antibiyotik, steroid ve hormon içermez. Eğer etten kendimizi sakınırsak kötü sonuçlarla karşılaşabiliriz. Yüksek protein diyetleri çeşitli sebeplerden dolayı kilo kaybına neden olur. İçerdiği protein metabolizmayı uyarır, daha uzun süre tok hissettirir ve iştahınızı azaltır. Ayrıca, sığır eti yüksek miktarda omega 3 içerir bu da size sağlıklı bir hayat kazandırır.
Yeşil çay: Besin değeri taşımayan bitki kilo vermenizi hızlandırır ve incelmemizde bize çok yardımcı olur. Yüksek oranda antioksidan içerir, kalp sağlığımızı destekler, sindirime yardımcı olarak kan şekerini ve vücut sıcaklığını ayarlar. Metabolizmayı hızlandırı, yağ oksidasyonunu artırır. Bu şekilde kilo vermemizde bize yardımcı olur. Bazı araştırmalara göre günde 5 fincan yeşil çay kilo vermek için sihirli bir dokunuş, rahatlamak için iyi bir yoldur.
Bu yazı toplamda 75, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Kategoriler
Reklamlar
Anket
Arşiv - Takvim
En Çok Okunan
- Korkunç ve İğrenç Resimler (72330)
- www.keyodemeleri.com a Yoğun ilgi - 7 Temmuzda Aktif (53805)
- Askere ne zaman gideceğim? Nerede Askerlik yapacağım? (41206)
- Fenerbahçe 3 - Sevilla 2 Maçı Bitti (35730)
- memurlar.net (35350)
- http://www.keyodemeleri.com/index2.php (29727)
- Bayer Leverkusen - Galatasaray Rövanş Maçı Saat Kaçta - Hangi Tarihte - Hangi Kanalda (29480)
- İlginç Resimler (24790)
- 2008 OKS Tercih Okulların Kodları Ve Kontenjanları (24374)
- Hazır (Boş) Türkçe (İngilizce) CV İndir (24310)








