Fenerbahçe Tarihi

Yazar aSh

 

Kurulus yili : 1907

Kuruldugu Yer : Moda’da Besbiyik Sokagi 3 numarali evin alt kati.

Kurucular : Fenerbahçe Spor Kulübü, Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanli Bankasi memurlarindan Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Hindli namiyla anilan Asaf Bespinar Bey ve Enver Yetkiner tarafindan kurulmustur.

Renkleri : Sari Lacivert

Bugün yüz binlerce gögsü süsleyen Fenerbahçe Kulüp Rozeti 1910 yilinda, kulübümüzün 33 numarali azasi ve devrinin Penalti Krali olarak bilinen sol açik Topuz Hikmet tarafindan çizildi, Tevfik Haccar (Tasçi) tarafindan Almanya’da yapildi. Bes renkten olusan rozette Fenerbahçe Spor Kulübü 1907 yazisini tasiyan beyaz çerçeve temizlik ve açik yürekliligin , kirmizi ton sevgi ve bagliligin ifadesi olup bayragimizi sembolize eder. Ortada bulunan sari lacivert kalp seklindeki sari, Fenerbahçe’ye duyulan gipta ve kiskançligi, lacivert ise soylulugu tasvir eder. Bu iki renk arasindan yükselen palamut dali ise, Fenerbahçeliligin kudret ve kuvvetinin ifadesidir. Yesil renk ise yükselen bu kudret için basarinin mukadder olusunu gösterir.

Topuz Hikmet rozetimizin hikayesini söyle anlatir : Kulübümüzün rengi sari-beyazdan sari-laciverte çevrildikten sonra bu yeni renklerimizle bezenmis bir rozet yaptirilmasi isi bahis mevzuu oldu. Arkadaslarim bu rozetin çizilmesini bana biraktilar.Ilk önce bayragimizin renkleri kirmizi ile beyazi bir araya getirdim. Sonra kirmizi üzerine bir kalp sekli çizerek bunu sari-laciverte boyadim ve üzerine de metanet, kuvvet ve saglamligin ifadesi olan mese dalini resmettim. Beyaz kisma da kulübümüzün ismini ve tesis tarihini yazdim. Rozetimizi çizerken, ona su manayi vermeye çalistim; ‘Kalpten gelen bir bagimlilikla bu kulübe hizmet etmek’.”Çizdigim sekil arkadaslar tarafindan begenildi ve yeni rozetlerimiz o tarihlerde Almanya’da bulunan arkadasimiz Tevfik Haccar’in delaletiyle orada yaptirildi. Yeni harflerin kabulünden sonra ayni sekilde muhafaza edildi. Sadece ‘Fenerbahçe Spor Kulübü - 1907′ yazisi yeni harflerle tebdil olundu.

Istanbul’un Kadiköy yakasi; Allah’in, yeryüzünü yaratirken kesinlikle ayricalikli davrandigi bir essiz yöre… Tarihlerin henüz 1900 yilina ulasmadigi Istanbul’da, Kalamis’iyla Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’i Suadiye’si Moda’si ile adeta bir rüya beldesi… Göz alabildigine bombos arsalarla yemyesil çayirlara sahip bu yörede, doganin insanlari spor yapmak için sanki tesvik ettigi yillar…

Ve de, Istanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansiyip dalgalanirken, Fenerbahçe Burnu’nda yanip sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edecegi bir kulübe sembol olmanin da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yillara dogru ayni sevkle isik saçacagi günlerin özlemi ile çakip durmaya baslamisti sanki… Ve de Kadiköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’ nin bagrindan çikaracagi takimini önce yakinlara, sonra da yarinlara armagan edecegi günleri bekliyordu gayri…

Kusdili Çayirinda Ilk Futbol Oyunu; Ilk futbol oyununun, bugünkü anlamiyla ilk kez 1823 yilinda Ingiltere’de oynanmaya baslamasinin üzerinden neredeyse yillar ve yillar geçmisti. Nihayet tarihler 1890’li yillara ulastiginda, Moda’da oturan Ingiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmis ve o yemyesil arsalarin bulundugu Kadiköy’ün genis alanlarinda, futbolu oynamaya baslamislardi. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandiracagi ve de bu sporu onlara sevdirecegi pek tabii idi ve hatta da kaçinilmazdi. Ama ne var ki, o siralarda süren monarsi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanin ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanin yasak olmasindan dolayi, Kadiköy Çayirlarinda top kosturan Ingiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eslik edebilmekteydi.

Yine de, hemen her aksamüstü bilhassa Kusdili Çayirinda yapilan bu futbol maçlari ya da antrenmanlari, Kadiköy halkinin büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle aksamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamis’tan, Moda’dan, Kuyubasi’ndan, ve hatta Haydarpasa civarlarindan gelecek öbek öbek halki, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadiköy halkinin ekserisi ikindi sularinda ayaklanir, günlerden Cuma ve Pazar degilse yani Kurbagalidere’nin kenarindaki salas tiyatroda Komik Hasan’in tuluat kumpanyasi oynanmiyorsa Kusdili Çayiri’na dogru yola koyulurlardi. Yok, eger günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya dogru ya da simdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulundugu Papazin Çayiri’na dogru yola koyulurlardi (*1). Omuzdas kilikli, burma biyikli tüylü tüysüz gençler, yanlarinda boy boy çocuklarla hanim nineler ve de orta yasli hatunlar, Arap bacilar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kisiler, burada çayiri çepeçevre kusatir, kadinlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi topraga bagdas kurar, kimi büyükçe bir tasa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacisi, kagit helvacisi, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçisi velhasili saticilarin her çesidi burada arzi endam eyler, burayi adeta panayir yerinden farksiz kilardi.

Ortadaki saha olacak alanda ise, kapi gibi gövdeli, baslari açik, renk renk gömleklerinin kollari sivali, gögüsleri fora, bacaklarindan dizkapaklarina kadar sortlu bir alay adam soluk soluga kosusurlar, birbirlerine çarpip çarpip, alt alta üst üste mecellesirler, güya da top oynarlardi. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazi gençler, Kadiköy’ündeki arsalarda ya da genis çayirlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradir bir gürradir gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayilirdi. Ne var ki bir süre sonra, bir baska deyisle 1900’lü yillara iyice yaklasilmasiyla birlikte, Moda’da oturan Ingiliz gençlerinin artik modern futbolu oynamaya baslamalari ve dolayisiyla da oynadiklari futbolu daha seyredilir bir halde sunmalari, kendilerini hayran hayran seyreden Kadiköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakim kipirdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takim kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüstürmeye basliyordu.

Kadiköy Football Association
1890’li yillarda Istanbul Moda’da yasayan Ingiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadiköy ve Moda’nin çayirlarinda kendi aralarinda bu oyunu yeni yeni oynamaya basladiklarinda, Izmir’de yasayan Ingiliz aileleri, Bornova çayirlarinda bu oyunu çoktan oynamaya baslamislardi bile (*2). Zira sosyal ve idari bakimdan payitaht Istanbul’a uzak ve rahat iki sehir olan Selanik ile Izmir, 1870’li yillarda Osmanli’nin futbol oyunu için ilk taraftar buldugu topraklari oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançlarin da etkisi ile Müslüman Türkler arasinda gelisemediginden, böylece de Osmanli topraklari üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerlesmis bulunan yabanci uyruklu) vatandaslar tarafindan oynaniyordu.

Moda’da futbolla tanisan ilk ailelerin Istanbul’da Ingiltere elçiligi personeli görevlileriyle aralarinda yaptiklari maç rekabetini, 1894 yilinda Izmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulmasi ile birlikte Istanbul - Izmir rekabeti izlemeye basliyordu (*3). Izmir’de futbolun öncülügünü yapan James La Fontaine, 1889 yilinda Istanbul’a yerlestiginde, Kadiköy’de Ingilizlerin futbol-rugby karisimi bir oyun oynadiklarini görmüs ve onlarla kisa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildigi futbol oyununu onlara kabul ettirmisti. Tarihler 1897 yilini gösterdiginde, James La Fontaine ve arkadaslari Kadiköy yakasinda ilk kez bir futbol takimi olarak Kadiköy Football Association adi altinda toplaniyor, takimi olusturan Ingiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde Istanbul’a sefere gelen Ingiliz gemicilerle oynadiklari oyunlarini Kadiköy’ün çayirlarinda sürdürüyor, ve her aksamüstü (ilk bölümde genis bir biçimde sundugumuz) o kalabalik izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardi. Bu müsabakalar halkin öylesine ilgisini çekmisti ki “Football Association” takimi, iki yil içerisinde “Izmir Karmasi” ile karsilikli olarak futbol maçlari yapmaya yönelmisti.

“BLACK STOCKING FC” Kuruluyor
Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padisahliginin sürdügü o dönemde, mevcut monarsi rejiminin korunmasi amaciyla Türk gençlerinin dernek kurmalari yasakti. Bu durum ise, yabanci ve azinliklarin top kosturduklari kendi topraklarinda futbol oynamanin imkan ve zevkinden mahrum olan ve onlarin aralarina karisarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gipta ile seyretmekle yetinen Kadiköylü Müslüman Türk gençleri arasinda, sadece üzüntü degil ayni zamanda tabii ki öfke ve hirs da uyandiriyordu. Iste her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz ögrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Resat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kusdili’nde Papazin Çayiri adi verilen topraklarda mesin yuvarlaga vuruslar yapan arkadaslari bu özlemin sona ermesini amaçliyorlar, ve 1899 yilinda da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hisimlarindan korunmak amaciyla bir Ingiliz adi altinda Black Stocking FC (Siyah Çoraplilar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardi. Ancak siyah çorap ve kirmizi üst formalari ile Türk gençlerinin olusturdugu bu ilk Türk spor ve futbol toplulugu daha ilk maçlarinda hafiyelerin baskinina ugruyor ve hemen dagitiliyordu.

1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kurulus Yili:
Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altinda 1899 yilindaki bu ilk girisimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yillarda kurulacak olan Kadiköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altinda toplanan gençlerin genelde ayni kisiler olacagiydi. Dolayisiyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kurulusunu gayri resmi olarak 1899 yilinda gerçeklestirmis, ne var ki iki kez kapatilmalari nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kurulus yillari olan 1907 yilinda geçebilmisti. Görülen odur ki; Black Stocking F.C. ya da Kadiköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karsisinda birer araçtirlar (*4). Ayrica Istanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiginde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takimlarinin Ingiliz uyruklular tarafindan, Elpis (1900) takiminin Rumlar tarafindan, Black Stocking (1899), Besiktas, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanli uyruklular tarafindan kurulmus olduklari da zaten görülmektedir.(*5)

 

KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kurulusu
Ama yine de, aradan geçen birkaç yil içinde ayni gençlerin bir bölümü, aralarina yeni katilanlarla beraber Kurbagalidere Köprüsü’nün hemen yakinindaki (simdiki stadyumun karsisinda) Hursit Aga’nin kahvehanesinde muntazaman toplaniyor ve 1901 yilinda da, bu kez isim de degistirerek Kadiköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takimi daha kurabilmenin çalismalarini yapiyorlardi. Konu ile ilgili ayrintili bilgiye, yasadigi yakin tarihi, yazilarinda bütün ayrintilari ile canlandiran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuasi’na yazdigi “Kadiköyü’nde Ilk Futbol” isimli makalesinde rastliyoruz ;

(Asli gibidir) : “ Zamanin musiki üstadi Sine Kemani Nuri Bey’in anlatisina bakilirsa, futbola merakli ilk Türk gençleri bir kulüp kurmaga, daha bir derli toplu birlesmeye karar vermisler. Çok geçmeden arzularini yerine getirmis, elbiseyi de seçmisler; gömlegin göksü, yakasi, kol kapaklari beyaz, öbür taraflari kirmizi, pantolon keza beyaz. Kusdili Papazin çayirlarinda kendi aralarinda maçlara girismisler. Moda’daki Ingilizlerden, Rumlardan mürekkep (olusan) takimin derecesine erismek, onlari yenmek bas emelleri(en büyük arzulari). Eski cimnastikçi ve idmancilardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanlari sayalim: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardesi Neset Beyler, Resat Danyal Bey, Hafiz Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Esref Bey, Hüsnü Pasa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Danis, Tahsin (Sair Tahsin Nahit) Bey, Sari Sevki.

Haftalik Malumat Mecmuasi sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransizca Servet Gazetesi, bu maçlara dair tesvik yollu bir yazi nesretmis. Firsati kaçirmayan namli hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmus: “ Kadiköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Resat Efendi (Sultan Resat)’nin himayesinde (korumasinda) bir cemiyet teskil eylemislerdir (olusturmuslardir). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-i dikkat-i hümayunlarinizi celp ederim (padisahimin dikkatlerini çekerim). Ferman.”

Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayilmasi nedeniyle dini baskili, ancak daha siki hafiye baskisi sonucunda da zaptiye teskilatinin baskiniyla bu girisimler de yine engelleniyor ve Kadiköy’lü gençler bir kez daha dagitiliyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatlarin Atina’daki açilis gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtulus)’da bir gurup Rum vatandasimizin tesebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” sasali bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yil sonra tamamen Türk gençlerinden olusarak kurulmaya çalisilan “Kadiköy Futbol Kulübü” mevcut rejim nedeniyle hemen kapatiliyor, kuruculari ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelisimini en az 5 yil geciktirecek ve yurdumuzda futbol agirlikli sporun temeli de, yabanci egemenligi ve anlayisi ile atilacakti (* 7).

Iste Istanbul’da, hem Pera yakasinda hem de Kadiköy yakasinda oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaslarimizin, törenlerle kurduklari ilk kulüplerinin yasama hakkini elde etmelerine karsin, yine kalpleri spor aski ile çarpan Kadiköy’lü Türk gençlerimiz tarafindan girisilen her iki cesurane tesebbüsün gerçeklesememesi, onlarin içindeki bu atesi söndürmüyor, aksine, Kadiköy’de bir futbol kulübü kurmalarina hiçbir kuvvetin engel olamayacagi gerçegi ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadiköy’ün bagrindan çikacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmalari için, sadece sayili yillarin kaldigini da sanki artik iyiden iyiye hissediyorlardi.

Kadiköy’de Kurulusu Bekleyis ; Günes, 1900’lerle henüz tanismis. Istanbul’un her semti ayni sicaklikta ayni cömertlikte aydinlanirken, Kadiköy yakasinda gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapali gibi. Kusdili Çayiri mahzun, Papazin Çayiri solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, kösklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi… Zira, içleri spor aski ile yanan Türk gençlerinin Kadiköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmis, levanten ve gayrimüslim vatandaslarimizin ayni isteklerine ayni saraydan izin çikarken, Kadiköylü gençlerimiz sarayin rejimine karsi iki kez yenilmis gibi. Iste bu nedenledir ki, gayri tüm Kadiköy halki suskun, biraz da yarali, Kalamis’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun gibi. Iste bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda maglup gibi…

Ve de deniz üzerinde Istanbul’un silüeti, karsi uzaklardan perde perde sahile akarken, “isiksiz FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare yarimada, mahzun bir eda ile karsi sahilindeki sarayin ufuklarina dogru bakip bakip kurulus izninin çikmasi hayali içinde “ Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” misralarini yüregi yarali fakat gönlü ümitle dolu bir sekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi…

 

 

ISTANBUL’DA ILK “FUTBOL LIGI” GÜNLERI
Evet, istibdat ; bir baska degisle o dönemki mevcut “ mutlak hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkini Türklere yasak etmekteydi. Iste sirf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden olusan arkadaslarinin Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma tesebbüsleri, gerek 1899 yilinda Türkçe isim vermeden bir Ingiliz ismi altinda kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah Çoraplilar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de 1902 yilinda bu kez isim degistirerek kurmak istedikleri “Kadiköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemisti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancilar ile gayrimüslimler tarafindan olusmasina sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelisimini ise en az 5 yil geciktirerek, yurdumuzda futbol agirlikli sporun temelinin “yabanci egemenligi ve anlayisi” ile atilmasi neticesini doguracakti (*9).

Nitekim, Kadiköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatilarak dagitilmasinin ardindan, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kisiler hemen hemen tamami Ingiliz’lerden olusan “Cadikeuy Football Club“; (Kadiköy Futbol Kulübü) isimli futbol takimini kuruyor ve kurulusunun iznini de aliyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan Ingiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadiköylü Rum vatandaslarin “Elpis(Ümit)Futbol Takimi”ni kurmalari izliyordu. Ayni yil Ingiliz elçilik gemisi “Imogene” nin de ayni isimde bir futbol takimi kurmasi üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçeklestiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharinda “Constantinople Football Liege” ( Istanbul Futbol Ligi ) adi ile Istanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)

Cadikeuy (Kadiköy), Moda, Elpis ve Imogene takimlarinin olusturdugu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altinda yapilan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadinin bulundugu Papazin Çayiri’nda sürüyor ve halk tarafindan da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi sampiyonlugunu Imogene Takimi, 1905 yilindaki ikinci Pazar ligi sampiyonlugunu ise Cadikeuy (Kadiköy) Futbol Takimi kazaniyordu. Tarihler 1905 yilini gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ögrencileri tarafindan okulun çatisi altinda kurulan Galatasaray Futbol Takimi, Kadiköy’deki Papazin Çayiri mevkiinde Kadiköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takimi ile maçlarina basliyor ve 1906 yilindan itibaren de Istanbul Futbol Ligine resmen katiliyordu.

1907, Resmi kurulusa dogru
Gayri takvimlerin o en güzel yil olan 1907 yilinin ilk yapraklarini gösterdigi günler… Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 yillik saltanatinin baskili rejime dayali son yilini yasamakta oldugunun sanki farkinda. Saltanati ile ugrasanlarla bogusmaktan futbol topu pesinde kosturanlarla ugrasmaya ayiracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadigindan bu tür olusumlara karsi uygulattigi baskiyi da, resmi de olmasa biraz gevsetmis. Zaten gayri müslimler ile yabancilarca ortalama on yildir oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alismis. Kadiköy yakasindaki Kördere Sahasi ile Kusdili Çayiri’nda, o ilk yillarda göz açtirmayan top uçurtmayan sarayli hafiyelerden görünürde eser kalmamis, Türk gençleri, resmi formali olmasa da buralarda sanki rahat rahat top kosturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak “Besiktas” ile, Fransiz Mektebi Takimi hüviyetini arkasina almis bir futbol kulübü olarak “Galatasaray”, kurulus faaliyetlerini Istanbul yakasinda gerçeklestirebilmis ama, karsi kiyi Kadiköy yakasi o dönem için adeta bir baska belde, adeta Istanbul’a tasra…

Nihayet, artik bu yakada da beklenen günlerin yakinligi hissedilmekte. Kadiköy yakasinda da günes bir baska parlak, bahçelerde çiçekler bir baska güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir baska ötüp, burundaki fener sanki bir baska parlak çakmakta. Zira, halkin içinden çikacak ilk Türk kulübünün kurulusu için kararin ve de onayinin alinacagi çok önemli günlerin çogu geçmis, azi ise sanki artik gelmekte…

Iste, içinde bulunduklari tarihin de desteginden güç alan Kadiköy’lü gençlerden, Hariciye Naziri Asim ve Server Pasa’larin torunu Londra Sefareti Baskatibi Nuri Bey’in oglu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Sevki Pasa’nin oglu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçi Sami Pasazade Sezai Bey’in yegeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Baspinar sokak 3 numarali evinin selamlik katinda yaptiklari bir görüsme sonucunda kuracaklari takimin ilk fikir harcini atiyorlardi. Gerekli olan parayi da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu baskanlik serefini, Osmanli Bankasi memurlarindan Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayi Necip Bey’e de kaptanlik ve veznedarlik (sayman) görevini veriyorlardi.

Ayni görüsmede varilan fikir birligi ile de ; kuracaklari kulübün adini oturduklari semtin güzelliginden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki isik saçan fenerden, formalarindaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharin sevimli müjdecisi papatyalarin kiskançlik ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sari ile beyazdan alacaklardi.

Ertesi gün “Baker Magazasi”ndan forma kumaslari aliniyor, Fener armali kirtasiye malzemelerinin siparisleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Baskanligi görevini üstlenmis kisisi James Lafontaine ile yapilan bir sohbette de sanki kendisinden icabet aliniyordu. Artik kurulacak olan kulübün ismi, baskani, amblemi ve formalari seçilmis, mesele sadece formalari giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmisti. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Ögretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.

“Fenerbahçe Futbol Takimi”nin ilk kadrosu kuruluyor ;
Günes bu defa, o en güzel yil olan 1907 senesi ilkbaharinin serince bir Pazar gününü aydinlatiyor ve Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yillarca serefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalik gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadiköy’ündeki Kusdili Çayiri’nda Ingiliz ve Rum takimlari arasinda oynanan bir futbol maçini seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden olusan bir grup, Moda Iskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karsi kiyisinda randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardi. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Pasa zade Sezai Bey’in yegeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakapli Mühendis Asaf (Bespinar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe ögretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmis olan Hasan ve Hüseyin(Dalakli), Galip (Kulaksizoglu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’li Sevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardesi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakki Saffet (Tari),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile bulusuyorlardi(*12).

Çogunlugunun, yakinda kurulacak olduklari takimin ilk oyuncularini teskil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in Ingiltere’den getirttigi; önü ve kollari dügmeli olan sari beyaz yollu bol formalari, lacivert sort pantolonlari ve sari löverli yün çoraplari ile, Fenerbahçe’nin çayirlarinda ilk antrenmanlarini yapacaklari gündü. Kisa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafinda toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kiymet ifade eden ilk kadrosunu, olasi olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Sevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat seklinde olusturuyordu (*14).

Basta da degindigimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altinda 1899 yilindaki ilk girisiminde öncülügünü yaptigi gençler ile, Kadiköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yillarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altinda toplanan gençler, aslinda yillardir ayni ideali sürdüren hep ayni kisilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatilmalari, yasal faaliyetlerine ancak resmi kurulus yillari olan 1907 yilinda geçebilmelerine olanak kilmisti. Bir baska deyisle; Black Stocking F.C. ile, ayni amaci ve kaderi paylasan Kadiköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kurulusu yolunda “amaç karsisinda birer araçti “(*15). Israrla tekrar ettigimiz bu durum karsisinda, 1940 yilinda yapmis olduklari hakli bir tüzük degisikligi ile kurulus senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldiran Besiktas Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçeklestirdigi gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazili bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmis gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kuruldugu yil 1899’dur.

Kurulusu Tescil Olunan Ilk Türk Kulübü; Fenerbahçe
Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde Ikinci Mesrutiyetin ilanini takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma haklari herkese resmen taniniyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliginde kurulmus bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kurulusu resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak serefi kazandiriliyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksizoglu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Bespinar) seklinde basliyor (*17) ve olasi diger üyelikler de; 7)Enver (Yetiker),  Sevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),… isimleriyle devam ederek siralaniyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadigi “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arsiv ve bilgi toplamada en zorlandigimiz kurulus yillari dönemleri ile ilgili en güvenilir arastirmalari gerçeklestirmis olan merhum yazar Dr. Rüstü Daglaroglu’na ait (eski Türkçe ile yazilmis notlari su an desifre çalismalari yapan oglu Sayin Müzdat Daglaroglu’nun arsivinde) Fenerbahçe tarihine isik tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasinda ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin siralandigi, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasinda yer almasi gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayisinin, kendisini listenin dogrulugu hakkinda hakli olarak kuskuya düsürdügü ifadesi” de ayrica belirtilmektedir.

Istanbul Sampiyonlugu Ligi ;
1908 yilinda ilan edilen 2. Mesrutiyetin ilani ile taninan dernek kurma serbestligi sonucunda Istanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayisi çig gibi artiyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sirf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasinda yerini aliyordu. Kisa zamanda Türk kulüplerinin sayilarindaki bu artis ise, Istanbul’da yeni bir ligin kurulmasi ihtiyacini doguruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adiyla yeni bir lig kuruluyordu.

Takimlarin sayilarinin hizla artmasiyla, Istanbul’da futbol alanlarinin sayisi da çogalmaya baslamisti. Anadolu yakasinda; Kadiköy’deki Kusdili Çayiri, simdiki stadin bulundugu yerdeki Papazin Çayiri, Yogurtçu Deresi yanindaki Altinordu’nun Kördere Çayiri, Dereagzi’nda Kemikçi Çayiri, Baklatarlasi, Ibrahimaga sahasi ile, Rumeli yakasinda; Taksim, Talimhane, Bakirköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazit Harbiye Nezareti sahalari, ve de Bogaz’in Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisari, Küçüksu Er Meydani , Beykoz Ortaçesme sahalari mevcut sahalara eklenmisti (*18).

Kurulusu 1908 yilinda resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sari beyaz olan renklerini 1909 sonbaharinda sari laciverte çevirmis (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de Istanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katilan ikinci Türk takimi olmustu. Iste, dünyanin en hirsli ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasindaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) ögrencilerinin takimi ile, yeni kurulmus bir semt takimi maçi seklinde baslamis (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki Istanbul futbolundaki sampiyonluklar genelde bu iki Türk takimi arasinda paylasilarak, Türk futbolunun artik bir varlik olarak ortaya çikmasi sonucunu dogurmustu.

Kusdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katilmasi ;
Fenerbahçe, “Istanbul Sampiyonlugu Ligi”ne ilk kez katildigi 1909 – 1910 sezonunda besinci oluyordu. 1910 yili liginin baslamasina kisa bir süre kala da kulüpten ayrilmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birlesmesi gündeme gelmisti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapilan müsterek toplanti sonucunda, gerçeklestirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafindan kabul görmedi. Buna karsilik, Kusdili Kulübü Baskani iken Fenerbahçe’ye katilan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kusdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayi basardi ve bu basarisiyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, gelecegini aydinlatarak güven altina alan ve takimi yücelten kisi olarak kulüp tarihine geçti.

Ilk Namaglup Sampiyonluk ;
Kadrosunu yeni gençlerle gelistiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden sampiyon oluyordu. Bu sampiyonlugun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu sampiyonlugu ile Ingiliz ve Rum takimlarinin sampiyonluklarinin tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda sampiyonluklarin artik Türk takimlarinin olmasiydi. Bu sampiyonluk, kulübün itibarini bir anda yükseltip imkanlarini da arttirmisti. Ilk is olarak Altiyol’da bir kulüp lokali kiralandi, lokalin açilisi ise üye sayisinin çogalmasina sebep oldu. Bu arada futbol disinda diger spor dallarinda da faaliyet gösterilmesine baslandigindan, ayni yil Fenerbahçe Futbol Kulübü adi , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüstürüyordu (*21).

Fenerbahçe’nin ilk rozeti;
Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki isik saçan beyaz feneri, renkleri ise sari ile beyaz olmustu. Ancak, kulüp mensuplari bunu tatminkar bulmadiklari gibi, anlam bakimindan da içinde bulunulan monarsi rejimini tehdit edici sayilacagi endisesi ile kisa sürede iptal etti. 1910 yilinda Fenerbahçeliler arasinda resim çizmede maharetiyle taninan futbolcu solaçik Hikmet (Topuz)’in çizdigi (bugünkü) amblem ise herkesin begenisini kazandi ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulasti. Iste “sari ve lacivert” agirlik içinde olmak üzere 5 renkten olusan amblem ve su anlamlari tasimaktaydi(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907″ yazili beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açik yüreklilik ifadesiydi. Kirmizi fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasindaki sevgi ve bagliligi belirtirken bu arada bayragimizi da sembolize etmekte, ortadaki sari renk Fenerbahçe için duyulan gipta ve kiskançligi, kalp seklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sari lacivert renkler içinde yükselen palamut dali Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yesil renk ise yükselen bu kudret için basarinin gerekli oldugunu açiklamaktaydi. Böylece “milli renkler arasinda dogan Fenerbahçe”nin, sari ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördügünden, klisesi Ingiltere’ye Manchester sehrine yollanmis ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yilinda yaptirilmisti. Rozet; 1929 yilindan itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere birakmis ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek degisikliklerle de günümüze kadar ayni sekli muhafaza ederek gelmistir.

Istanbul’da Isgal Yillari ; Istanbul halki 16 Mart 1920 sabahi uyandiginda gözlerine inanamamisti. Zira sehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüs, bir gece içinde koca sehir isgal ordularinca adeta askeri bir kampa çevrilmisti. Dünyayi sarsmis, imparatorluklar yikmis ve on milyon insanin ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanilan “Harb-i Umumi” diye anilan “1. Dünya Savasi”, Osmanli Imparatorlugu’nun yenilmesi ile son bulmus, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri maglup Osmanli’nin baskenti Istanbul’u isgal etmislerdi. Zirhli araçlar cadde baslarini tutarken, sokaklari dünyanin her yanindan gelmis her renkten ve her dinden askerler sarmis, Harbiye, karakollar, kaymakamliklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar isgal ordularinca isgal edilmisti. Isgal üniformali itilaf ordusu askerleri, sosyal yasanti içinde her firsatta halki manevi baski altinda ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaslarini vagonlarin sahanliklarinda vapurlarin ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrilmis bölümlere bos da olsa kimseyi sokmaz, yolcularin bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alayci bir tavir içinde ve agir hakaretler altinda yaparlardi(*23). Evet, Istanbul artik o eski Istanbul degildi. Aci günler gelip çatmis, herkes üzgün, herkes kendi vataninda sürgün gibiydi. Isgalcilerle birlikte yasamak zorunda olan talihsiz Istanbul halkina, o güne kadar yasadiklari, ne gidasizlik, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir sey, “Isgal Istanbul’u ”na taniklik etmek kadar onlara aci vermemisti. Iste bütün bu olumsuz sartlar altinda halkin morali için mutlak bir destege ihtiyaci vardi ki, iste bu ihtiyaç duydugu güç, ona kendi öz bagrindan çikarttigi takimi tarafindan “Fenerbahçe”si tarafindan verilecekti.

Isgal yillarindaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke döneminde (1918 - 1921) isgal kuvvetlerine mensup özellikle Ingiliz ve Fransiz askeri takimlariyla yapilan futbol maçlari, Istanbul’daki futbol heyecanini ve futbola olan ilgiyi doruk noktasina çikaran olgu oluyor, Türk takimlari isgalci ekiplerle 5 yilda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadigi toplam 80 maç yapiyor , isgal kuvvetleri takimlarina karsi kazanilan galibiyetler ise Türk takimlarini gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol Istanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takimlarinin özellikle de Fenerbahçe’nin, basta General Harrington Kupasi (29 Haziran 1923) olmak üzere isgal kuvvetleri takimlari karsisinda elde ettikleri tüm galibiyetler, Istanbul halkinin intikam duygulari içindeki milli duygularini sahlandiran ve yarali gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüsüyordu.

Mütarekenin karanlik yillarinda isgal kuvvetlerine mensup takimlarini her hafta birbiri pesi sira futbol sahalarinda yenerek milletin rencide olmus gururunu oksayan Fenerbahçe tüm halkin sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karsi çikisin adeta Istanbul subesi halini aliyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolculari misali Çanakkale’de yaptiklari müdafaanin(*24) bir örnegini de sanki Taksim’in Taskisla sahasinda gösteriyor, yaptiklari toplu hücumlarda ise sanki kisa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki sahlanisimizin provasini veriyorlardi. Bu sevk ve iman içinde mütareke ve isgal Istanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadiköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer Istanbul’lularin moralini yükseltirken, Fenerbahçe takimi da aldigi galibiyetlerle halkin basini dik tutmasini sagliyordu. 1910’lu yillarda en fazla iki bin kisinin izledigi Fenerbahçe, 1919 -1920 yillarinda 6-7 bin kisinin hinca hinç doldurdugu tribünlere oynuyor, bir zamanlarin ürkek mahcup yapilan tezahüratlari, artik açik açik, yüksek sesle hep bir agizdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,sa sa sa, Fenerbahçe çok yasa, Türkiye Türkiye çok yasa…”.

Artik is futbol oyunu halinden çikmis, vatanin asil sahipleri ile isgalcilerin hesaplasmasi sekline dönüsmüstü. Fenerbahçe takimi artik “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmustu. Bunun birinci sebebi isgal takimlari ile oynadiklari toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altinordu ve Galatasaray takimlari ne yazik ki bu basariyi gösterememislerdi. Ikinci sebebi ise, “Anadolu Harekati”nin basinda olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.

 

1925 yilinda Istanbul’da dünyaya geldi. Türk futbolunun sembol isimlerinden. Futbola Taksim’de basladi. Fenerbahçe’de 1947′de yer aldi.

Italya’nin Fiorentina ve Fransa’nin Nice takimlarinin formalarini giydi (1951-53). Dönüsünde tekrar Fenerbahçe’de oynadi. Sari-Lacivertli forma altinda 2 Istanbul Profesyonel lig, 3 Türkiye sampiyonlugu yasadi.

Gol Krali oldu(1953-54).

Milli Takim formasini 50 kez giydi. Futbol Federasyonu’nun “Altin Seref Madalyasi”ni alan ilk futbolcu oldu.

Milli takim’da 8 kez kaptanlik yapti.

1963′te futbolu biraktiktan sonra Yunanistan’in Egaleo, Güney Afrika’nin Johannesburg takimlarinda futbolcu ve antrenör olarak yer aldi. Daha sonra Samsunspor, Orduspor, Mersin Idmanyurdu ve Boluspor’da teknik direktörlük yapti.

Büyük futbolculugu ile “Ordinaryus” olarak tanimlandi.

Kaynak: Sarı Lacivert Blok

Bu yazı toplamda 116, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bu konularda ilginizi çekebilir


Aradığınız konu hakkında yeterli içeriği sitemizde bulamadıysanız, aşağıdaki kutucuklardan google ve yahoo arama motorlarında arama yapabilirsiniz.
Google
 

CommentYorum

*
Dikkat! Gönder butonuna basmadan önce, aşağıdaki kutuya yan resimdeki kelimeyi yazınız. Resimdeki yazıyı okuyamıyorsanız, üzerine tıklayarak ses ile harfleri dinleyebilirsiniz. Yorumunuz için teşekkür ederiz.
Click to hear an audio file of the anti-spam word