İKİ DAKİKA GÜNCEL HABER MERKEZİ
Giriş Sayfanız Yapın  İKİ DAKİKA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLUN!    Sık Kullanılanlara Ekleyin
Menemen Olayı - Zaman Gazetesi Ropörtajı
Yazar Eyüp Öz
”Menemen Olayı ve Türkiye’de Mehdicilik”, adlı kitap üzerine Zaman gazetesi muhabirlerinden sayın Erkan Acar Bey ile 12 /2007’de yaptığım ropörtaj uzun oluşundan dolayı tamamı yayımlanmadığı için, buraya ilgililere faydalı olabileceği inancıyla aynen aktarıyorum :
[E.A] - Yazdığınız eser Menemen Olayı hakkında farklı neleri seslendiriyor, bugüne kadar yazılmayan hangi konu ve bilgilere yer verdiniz:
[E.Ö] - Menemnen Olayı, üzerinden 77 yıl geçmesine rağmen güncelliğini sürekli koruduğu gözlemlenmekte. Bu güncellikten öte, konuyu benim için çekici kılan belirsizlikleri ve sonsuz polemikleri yanında, Menemen’de askerlik yapan ve Kubilay’ın anıtında nöbet tutan muhterem babamın anlattıkları.
Resmi söylem ve karşıt görüşler baş döndürücü bir karmaşıklık içindeydi. Bu ise objektif olmayı hayli zorlaştıran bir etken tabii. İkisine göre olayın tanımı son derece basit : « Provökasyon » veya «İrtica» . Oysa ki, olayı basite indirgeyen iki teori ve gerçeklikten uzak gibiler. Neden ? Olay bir “Mehdici” hareket ve tekil değil. Yani tarih boyunca bu tür vakalara rastlamaktayız. Kendilerine has karakterleri ve hayret ettiren şifreleri var. Ortaya çıkışları ise tesadadüfi değil. Dünyasal şartların oluşturduğu “kaos” ve “kaçış” duygusu bir mehdici söylemi ortaya çıkarmak için yeterli.
Yukarıda değindiğim gibi, içinde büyüdüyüm bu iki kanallı bilgi akışı ancak yeni bir tanımla aşılabilirdi ki onu da ben belirlemedim, sadece tarihin sesine kulak verdim : Olay «Mehdici» bir hareketti. Konu üzerinde hatırı sayılır derecede çalışma olmasına rağmen, polemiklerle dolu olmaları ve bilimsellikten nasibini almayan kaygılarla kaleme alınmaları, güvenilirlikleri konusunda beni pek tatmin etmedi. Bundan dolayı her şeye sıfırdan başlamak gerekti. Alan araştıması ile başlamaya karar verdim. Arşivlerde ulaşabileceğim bütün belgelere ulaştıktan sonra, olayın dinî, sosyal, ekonomik, politik ve diğer bağlantılarını kurmaya çalıştım. Bütün kaynakların tahlili ve okunması bilinenden farklı gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Bu gerçekler, bir buz dağının su altında kalan kısmı kadar büyük. Yeni bilgiler gün yüzü görmemiş fotoğraflarla dahada belirginleşti.
Olayın yaşandığı yıl incelediğinde görülecektir ki, sosyal ve ekonomik bozukluklar birden fazla Menemen Olayı tetikleyecek güçte. Günümüze kadar Derviş Mehmet bir piyon gibi lanse edildi, fakat ben araştırmamı onun üzerine kurdum. O şimdi bir başaktör.
Bu kitapla birlikte olaya karışanların biyografileri daha netleşti. İnanıyorum ki bundan sonraki araştırmalara katkıda bulunacaktır. Bu kadar önemli bir olay olmasına rağmen, üzerinde kayda değer bir eser bulunmaması değişik nedenlere bağlanabilir ama büyük bir ihmal olduğu muhakkak. Çünkü, olay türk tarih anlatımını sürekli yıkıp yeniden yapılandırmakta ve şekillendirmekte. Yine bu çalışma ortaya koymaktadır ki, Cumhuriyet’le birlikte yaşanan ani kopuş ve göçmenlerin yaşadıkları kimlik bunalımları olay için önemli iki etken. Gerçeklere doğru yolculuk olarak gerçekleşen araştırmanın sonucu olan bu kitap umarım ki Türkiye’de toplumsal barışa hizmet eder.
[E.A] - Siz Fransa’da çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz. Fransa’da tarihçiler Menemen Olayı’ndan haberdarlar mı? Haberdarsa nasıl yaklaşıyorlar:
[E.Ö] - Türkiye üzerinde uzman olan bilim adamları biliyorlar. Fakat onlarda daha objektif bir yaklaşım tarzı var, en azından komplo teorilerinden uzaklar. Örneğin, “École des Hautes Études en Sciences Sociales” öğretim görevlilerinden, tez direktörüm, çok değerli hocam sayın Hamit Bozarslan’ın Temmuz 2000’de “Revue des mondes musulmans et de la Méditerranée“ (Akdeniz ve Müslüman Dünyası Dergisi)’nde yayınlanan «Le Mahdisme en Turquie : L’” Incident de Menemen ” en 1930» adlı makalesinde olayı son derece objektif bir çerçevede ele alıyor.
[E.A] - Bugüne kadar yayınlanmamış bir belge ve bilgi var mı kitabınızda:
[E.Ö] - Bir çok yeni bilgi ve belge var. Fakat en önemlisi olayın sahnesini tamamen değiştiren ve yeniden yapılandıran bir araştırma olması. Benim için en ilginç olan ise, olayın faillerinin Köroğlu gazetesinde yayınlanan ”Kan Kalesi” adlı bir tefrikadan etkilenmeleri. Ashab-ı Kehf’le kurdukları benzerliklerde ilginç. Ayrıca Derviş Mehmet’in saçma sapan konuşmaları ve davranışları ki kitapta genişçe yer alıyor. Bunlar bize ters gelebilir, fakat diğer mehdici söylemlerdeki gibi çözülmesi gereken şifrelerle dolu. Örneğin Kubilay’ın başının kesilmesi, İbrahimi çağ öncesine dönüşü simgeliyor. Çünkü o çağda insanlar kurban ediliyordu.
[E.A] - Muhafazakar kesimler Menemen Olayı’nda, Sivas Olayları’nda olduğu gibi, Maraş Olayları’nda olduğu gibi, hep bir komplo teorisi değerlendirmesinde bulunuyorlar. Resmi tarih tam tersi bir koz olarak kullanıyor bu olayı. Mesela ”Kör Bağ Bıçağı” edebiyatı söz konusu değil mi? Nasıl buluyorsunuz bu tartışmaları ?
[E.Ö] - Komplo teorileri modern çağın hastalıklarından biri gibi. Menemen Olayı diğer bahsettiklerinizden tamamen farklı. Çünkü mehdici bir söylem içeriyor. Komplosal veya irticai algılamalar olayı basite indirgemekten başka bir anlam ifade etmiyor. ”Kör bağ bıçağı” meselesine gelince: Mahkeme tutanaklarında bunu yalanlayan bir tanıklık yok gibi, ama bundan daha önemlisi, davranış ve söylemler deşifre edilince, bizi bildiklerimizden tamamen farklı bir noktaya taşıyor. Çünkü Kubilay’ın şahsında Cumhuriyet boğazlanmıştır. Dahası, Kubilay, Giritli Mehmet’in ilk cinayeti değil. Buna dair bilgiler var.
[E.A] -Benim anlamadığım mesele, mehdici hareket olması birşey değiştirir mi ? Yani dindar, dinci, irtica müsebbib burada değil mi ? Mehdici olmakla ne değişiyor ?
[E.Ö] - Diğer tek tanrılı dinlerde ki gibi, hatta bütün dinlerde ve kültürlerde ki gibi İslam dünyasında da mehdici akımların varlığını gözlemliyoruz. Orta çağ avrupasında binlerce insan -mehdilerin hristiyanlıktaki eş değeri- mesihler uğrunda can verdi. Bundan çıkan sonuç, bu tür söylemlerin tek bir dine ve kültüre hasredilememesidir. Bu tür akımlarda dini söylemlerin kullanılması sadece yüzeyseldir. Temelde sebepler tamamen farklıdır, bunlar : Ekonomik ve sosyal buhranlar (Örneğin:1929 Dünya ekonomik buhranı veya göçmenlerin dışlanmasının Menemen’de mehdici bir itiraza dönüşmesi) olacağı gibi, ani kültür değişimleri ve Giritli Mehmet’te ki gibi durumun ”çok kötü” olarak, yani ”kaos” olarak algılanması gerekiyor. Menemen itirazını mehdici bir hareket olarak tanımladığımız zaman en azından komplo teorisi olmaktan uzaklaşıyor, yani muhafazakarın ve devletin üzerindeki kuşkuları silip, olayı tamamen doğal yapıya büründürürken, anlamını farklı bir boyutta derinleştiriyor.
[E.A] - Bir de kör bağ bıcağı kullanılmış anlaşılan. Peki Derviş Mehmet veya Giritli Mehmet diyorsunuz ilk cinayeti değil. Yani bu ne anlama geliyor ?
[E.Ö] - Kubilay ve katili Derviş Mehmet ki ikiside Girit asıllı, bundan dolayı Giritli Mehmet. Soyadı kanunu henüz olmadığı için Derviş veya Giritli olarak lakaplandırılıyor. Burada dervişlik müritlik anlamındadır. Asıl mesleği berberlik, 1923 yılında Manisa’da bekçilik yaparken Hafız Ahmet isimli birisiyle tanıştıktan sonra tarikate girmek istiyor, fakat esrar içtiğinden red cevabı alıyor ve terkedeceğine dair söz vermesi ona tarikat yolunu açıyor. 1930 yılının sonbaharında biyografisi daha bir belirginleşiyor. Sanıyorum Manisa evlendirme dairesinde memur olarak çalışırken uygunsuz davranışlarından dolayı işten atılıyor. Olaya altı ay kala kendini Mehdi ilan ederken bunu bir uygunluk sınavıyla pekiştiriyor. Menemen-Manisa arası 50 km’lik görev parkurunu geçmeden önce gruptan üçü eşlerini boşayıp yola çıkıyorlar. Tarikate sokan şahıs olay evvelinde üç ay boyuca Mehdi’nin evinde misafir olarak ağırlanıyor ve muska yazıyor ki Mehdiye kurş’un işlemesin. Giritli Mehmet, Menemen’de ”Bana kurşun işlemez” derken bu muskaya güveniyordu ki Kubilay’ın birliğinin tüfeklerindeki manevra mermileri onu yanıltmadı. Bundan ve kalabalığın alkışlarından aldığı cesaretle Kubilay’ın boğazını kesti. Döneme ait gazetelerden birinde, onun başka bir cinayeti olduğuna dair bilgi var. Kurduğu yedi kişilik gruptan dördü onun adını taşıyor: ”Mehmet”. Paşaköyü’nde (Osmanlı döneminde bir paşanın mülküymüş) ben mehdiyim, yanımdaki köpekte benim alametim olan kıtmir derken arkadaşlarına Ashab-ı Kehf’in adlarını veriyor.
[E.A] - Bu adamlar afyon almış diyorlar. Esrarcı diyorlar. Genelkurmay yayınlarında var. Nasıl bir çeliş ki bu. Mesela Hrant Dink’i öldürenler esrar içmiş, Malatya’da misyonerleri kesenler esrar içmiş. Yani demek istiyorum ki din adına yola çıkanlar ve yaptıkları mütedeyyin kitlelerin üzerinden kolay kazınamayacak sonuçlar doğuran bu sanıklar, suçlular gerçekte, gerçek manada mütedeyyin kişi değiller o da ilginç.
[E.Ö] - Esrar kullanımına gelince, Bozarslan’ın da adı geçen makalesinde belirttiği gibi, ”verdikleri mesaja göre sapıklıktan uzak bir ibadetin içinde yer alıyor”. Esrar içtiklerinde algıladıkları gibi kurmak istedikleri dünya da ütopik değil mi ? Bu anlamda bir frekans uyuşması var. Esrar kullanılırken girilen atmosfer -yani dünyasal şartların oluşturduğu bunalımlardan geçici bir kurtuluş- mehdici kurtuluş hareketleriyle örtüşüyor gibi. Kurtarıcılar ortaya çıktığında onu bekleyenlerle birleşir ve ikisi de kendilerine biçilen rolleri falsosuz sahnelemeye başlar. Hal böyle olunca, tanıklık edenlere şaşkınlıktan başka bir şey kalmaz. Bundan dolayı, hemen her çağda, müslüman devlet adamları mehdici söylemlere karşı mesafeli durmuş ve Menemen mehdiciliğindeki gibi sert tepkilerle mitedeyyin İslam toplumunun muhafazasını gerekli görmüşlerdir. Biraz orantısızda olsa, Menemen Olayı’ndan sonra ortaya konan tepkiler bu anlama geliyor.
Bu yazı toplamda 341, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Bu konularda ilginizi çekebilir
Aradığınız bu haberimizde yoksa, alttaki kutucuğa yazarak google yada sitemizde arama yapmak size yardımcı olabilir.
Yorum
Ayarlar
-
Nisan 18, 2008
-
Gündem
-
Yorum yapılmamış
-
RSS Yorumları
-
Del.ico.us
-
Digg!




