3.5 milyon işsize müjde

Yazar aSh | 29.12.2007 | Kategori Ekonomi

 
TSK’nın bölücü terör örgütü PKK’ya karşı operasyonları aralıksız devam ederken, hükümet bölgenin kalkınması için düğmeye basıyor.

Hükümet Doğu ve Güneydoğu bölgelirine ilişkin olarak, istihdam ve gelir artırıcı geniş kapsamlı bir kalkınma projesi için düğmeye bastı. GAP Yüksek Kurulu, ocak ayınan en geç ikinci haftasında toplanarak bu bölgelere yönelik kısa, orta ve uzun vadede alınacak önlemler paketini masaya yatıracak. Sosyal paketin en önemli ayağını GAP’taki sulama yatırımlarının bitirilmesi oluşturuyor. Sulama kanallarının tamamlanmasıyla, GAP’ın meydana getireceği yüksek tarım ve sanayi potansiyelinin bölgede ekonomik hasılayı 4.5 kat artıracağı, bölge halkının yaklaşık 3.5 milyonuna iş imkanı sunacağı belirtiliyor.

MODERN KÖYLER KURULACAK

Bölgeye ilişkin yeni makro ve mikro projeler de hayata geçirilecek. Örneğin Tarım Bakanlığı, Diyarbakır, Batman ve Siirt illerini kapsayan, ‘5 yılda 500 köyün kalkındırılması projesini’ hayata geçirdi. Projenin tamamlanmasıyla, 3 şehire AB standartlarında, modern tarım ve hayvancılık yapan, alt yapısı kentleri aratmayan köyler kurulacak. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, “Cumhuriyet tarihi boyunca böyle bir proje uygulanmadı. İlk kez böyle bir proje hayata geçirilecek. Doğu ve Güneydoğu’da modern köyler kurulacak” bilgisini verdi.

İŞTE BAKAN’IN VERDİĞİ BİLGİLER

Hükümet’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uygulamaya koyacağı sosyal paketin, ana eksenini tarım ve hayvancılık konusunda bölgenin kalkındırılması oluşturuyor. Paket hakkında bilgi veren Eker, GAP’ta 1 milyon hektar alanı sulayacak suyun bulunduğunu belirterek, “Ancak, bu suyun sulamada kullanılması için kanalların yapılması gerekiyor. Sulama kanallarının bitirilmesi için yeni projeler hayata geçireceğiz. Su gelecek hem istihdam artacak, hem de sanayinin gelişmesine imkan ve fırsat sağlayacak” diye konuştu. İşte Eker’in verdiği bilgilere göre bölgeye yönelik özellikle tarım ve hayvancılığı kapsayan kalkınma projeleri:

SU HAYAT VERECEK

n GAP Bölgesi’nde yapımı öngörülen baraj göllerinin tamamlanmasıyla, su ürünleri etüt projesi hemen hayata geçirilecek. n Bölgede kurulacak damla ve yağmurlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması teşvik edilecek. Bu amaçla çiftçiye verilecek kredinin faizi sıfıra düşürülecek hibe desteği verilecek. n Doğu ve Güneydoğu illerinde süt sığırcılığının geliştirilmesi projesinin kapsamı genişletilecek. Hayvancılık teşvik edilecek.

MODERN KÖYLER KURULACAK

n Et Balık Kurumu’na bağlı bölgedeki et balık kombinaları, rehabilitasyondan geçirilerek yeniden faaliyete geçirilecek. n Türkiye’de ilk kez uygulanacak projenin tamamlanmasıyla, Doğu ve Güneydoğu’da AB standartlarında, teknolojiyi kullanan ve ürün desenini yakalamış modern köyler kurulacak. n Doğu ve Güneydoğu’da modern ve istihdama yönelik üretim yapan köylerin kurulmasıyla, hem bölge genelindeki işsizliğin önüne geçilecek. Hem de köyden kente göçün önüne geçilecek.

BUGÜN

Bu yazı toplamda 49, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Dizi karakteri, ta kendisi!

Yazar aSh | 29.12.2007 | Kategori Gündem

 
Yazar Mümtaz’er Türköne, Hatırla Sevgili’nin senaryo danışmanlarından biri.

Sağ görüşlü genci oynayan Yaşar’la ilgili sahnelerde senarist Nilgün Öneş’e diyalog önerilerinde bulunuyor. Ancak Yaşar’ın durumu, Türköne’nin gençliğine çok benziyor. Türköne, “Gençliğimde ben de militandım. Yaşar dünyanın fikirle değişeceğine inanan biri. İşte o benim.” diyor.

Hatırla Sevgili, başladığı günden beri eleştirilen bir dizi oldu. Ne sağcılar memnun kaldı diziden ne de solcular. Ancak dizide sağcıların da, solcuların da çok sevdiği bir karakter var; sağ görüşlü genci oynayan saf Anadolu çocuğu Yaşar… Yaşar’ı bu kadar gerçekçi kılan, sadece 26 yaşındaki Umut Kurt’un başarılı oyunculuğu değilmiş meğer! Yaşar, dizinin senaryo danışmanlarından Mümtaz’er Türköne’nin gençliğine tıpatıp benziyor. ‘Dizide Yaşar’dan sorumlu danışmanım.’ diyen Mümtaz’er Türköne, “Gençliğimde ben de militandım. Yaşar dünyanın fikirle değişeceğine inanan biri. İşte o benim.” diyor.

Yaşar, sağ görüşlü gençleri iyi karakterize ediyor mu?

Umut’un (Kurt) oyunculuğunu çok beğeniyorum. Sağ görüşlü adam nasıl durur, yürür, konuşur, nasıl cool takılır… Bunların hepsini Yaşar’da görüyoruz. Mimiklerde, vücut dilinde iyi gözlemler yapmış. Sağ görüşlü öğrenciler hakikaten Yaşar gibi davranır. Dizide zaten solcu ve sağcı militanların vücut dili çok iyi işleniyor.

Siz de gençliğinizde öyle miydiniz?

Cool ve derin bakardık. Bakışlarımıza sanki bir şey varmış gibi hava verirdik. Mesela Harun, Deniz ve Yaşar karşılaşıyor, birbirlerini kesiyorlar. Hakikaten o dönemin bakışmaları öyleydi.

Sizin de Harun ya da Deniz gibi arkadaşlarınız var mıydı?

Lisedeyken vardı. Üniversite yıllarında karşı kamplara düştük. Dizide Yaşar’ın çocukluk arkadaşı Harun’u kaçırıyorlar. Yaşar, Harun’la konuşuyor. Bu çok manidar bir sahnedir. Benzer trajedileri o dönemlerde ideolojik kampların içindeki çoğu genç yaşamıştır. Harun’un Rus ruleti oynadığı sahnenin aynısına şahit oldum. Kara sevdaya düşmüş bir arkadaşımız, kız yüz vermemiş. İntihar etmeye kalkan o arkadaşın elinden silahı çekip aldım.

Senaryoya nasıl bir katkınız var?

Yaşar’la ilgili sahnelerde diyalog önerilerinde bulunuyorum. Ben biraz da dizide Yaşar’dan sorumlu danışmanım. O dönemlerde ben de militandım. Gençlik lideri deniyor bizim gibilere. Sonra Genç Arkadaş diye bir dergi vardı, onu hazırlıyordum. Kavga devam ederken ben yazma çizme işleriyle uğraşmaya başladım.

Yaşar’ın sizin gençliğinizle bir ilgisi var mı?

Yaşar, fikrî problemleri olan, dünyanın fikirle değiştirileceğine inanan birini temsil ediyor. O işte benim. O dönemlerde ‘kavga var, hadi gidelim’ denildiği zaman herkes gelirdi peşinizden, ama ‘fikri tartışmalar yapalım ya da dergileri taşıyalım’ dediğinizde kimseyi bulamazdınız. Solda da, sağda da durum aynıydı. Dolayısıyla gençler kavga ederek, dövüşerek bir şeyleri değiştireceklerine otomatik olarak inanıyorlardı, oysaki dünya düzenini ören fikirdir. Fikirle bir şeylerin değişeceği imajı dizide Yaşar’la anlatılıyor.

Yaşar’la Işık’ın evliliği, sağ ve sol arasında kalan bir aşk olması nedeniyle öne çıkıyor. Işık gibi aşkınız var mıydı?

Vardı ama sol görüşlü bir kızdı. Menekşe gözlüydü, kumraldı ve çok güzeldi. İdeolojik kamplaşma ve kutuplaşmalar ortaya çıktıktan sonra ayrıldık, ‘faşist oldum’ diye bana çok kızdı. Ayrılmayı bir kenara bırakın birbirimize düşman olduk. Solcu gençlerden biriyle görüşmeye başladı. Olaylar sırasında karşılıklı sloganlar atardık. Benim karşıma geçer, en önde bağırırdı.

Yaşar sizden daha şanslı görünüyor…

Yaşar tabii ki çok şanslı. Yaşar’a benim yaptığım hataları yaptırmıyorum çünkü. O hatalardan çıkardığım dersler var. Bir gün hiç unutmuyorum, çok gergin bir atmosferdeyiz, kavga çıkmak üzere… Kimse yerinden kıpırdamaya cesaret edemiyor, o kadar insanın arasından, o geldi, arkamdan yumrukladı beni. “Pis faşist, pis faşist” dedi. Arkamı döndüğümde menekşe gözleriyle karşılaştım, o gözler hâlâ aklımdadır.

Ne gibi hatalar yaptığınızı düşündünüz?

Kör olmak, önyargılı olmak, bu kadar düşman olmak sanıyorum sadece psikolojiyle açıklanabilir. 12 Eylül’den sonra hayatımın geri kalan kısmını o dönemi anlamaya ayırdım. ‘Neydi bizim yaşadıklarımız, bunları niye yaşadık?’ sorularına cevap aradım. Çok düşündüm, analiz ettim ve şu sonuca vardım; bizim hatamız değildi. Ne solcuların ne de sağcıların hatasıydı. Bizim de üzerimizde devletin yukarılarında bir iktidar oyunu. Sağ-sol düşmanlığının, provokasyonlarla oluştuğunu, iktidar mücadelesine destek olmak üzere üretildiğini anladım.

Somut bir örnek var mı?

Dizinin sol karakterlerden sorumlu danışmanlarından biri şöyle bir hikaye anlattı: Deniz Gezmiş ve arkadaşları tutuklanırlar ve yargılanmak üzere mahkemeye çıkartılır. Anlatan da yargılananlardan… ‘Davaya bakan yaşlı bir hâkimdi, mahkeme sırasında uyur kalırdı, biz birbirimize kâğıttan uçaklar yapıp atardık. Çünkü hepimiz çocuktuk.’ Bu çocuklar kendilerini sınıfta zannediyorlar; aynı zamanda silah taşımaktan, eylemden yargılanıyorlar. Bunların hepsi 20-25 arasında delikanlılar. Bu, provokasyondan başka bir şey değil.

Dizide Yaşar’ın dışındaki sağ görüşlü gençler kavgacı gösterildiği için eleştiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bence kavgacı gösterilmiyor. Solcular da kovboy gibi dolaşıyor ortalıkta, silahlar ellerinde, adam kaçırıyorlar. Çok dikkatli bakıldığında sağcı ve solcu gençlerin sunumu arasında çok ciddi farklar yok. Sağcılar, sağ tiplere bakıyorlar, solcular da sol tiplere. Kimseyi memnun etmek mümkün değil. Aslında yönetmen de, senarist de fotoğrafı tarafsız bir şekilde vermeye çalışıyor. Buna yapacak bir şey yok.

Sağ görüşlü gençlerin kız arkadaşları olmuyordu o dönemde değil mi?

Evet olmuyordu ama ülkücüler evlenecek kız bulmakta zorluk çekmezdi. Çünkü 68 kuşağı döneminde, orta yaşlı kadınlar, sağcı gençlere potansiyel damat adayı olarak bakarlardı. Ülkü Ocakları’nın ilk genel başkanından dinlemiştim. Eskişehirli hanımlar, ülkü ocaklarına üye olmuş. Çocuklar da sormuş, ‘Siz milliyetçiliği biliyor musunuz?’ diye. Tabii ki hiç alakaları yok. Demişler ki: “Burada çok iyi gençler var, bizim de kızlarımız var…” vs. Bu çocuklar Anadolu’dan gelmiş, hiçbirinin gözü açılmamış, hepsi birer gelincik yavrusu. Çok iyi eş olabilir gözüyle bakılıyor. Benim yaşadığım şey de bu. Şehirde yozlaşan ilişkiler vardır, taşradan gelen delikanlı saftır, temizdir, doğaldır. Şehirli kızlar bundan etkilenir…

Solcular, Yaşar’ı Deniz’den daha çok seviyor

Yaşar’ı nasıl buluyorsunuz?

Yaşar, bana göre o dönemde yaşamış birçok karakterin doğrularından elde edilmiş sentez bir karakter… İlk başlarda Yaşar sekiz bölümde oynayacaktı. Biraz kafa karıştırıp gidecekti. Ama çok sevildiği için kalmasına karar verildi. Işık’la evlenmesi sonradan eklendi senaryoya. Aslında Harun’la beraber olacaktı.

Bugünkü gençliğe çok uzak bir atmosfer o yıllar. Arkadaşlarınızla o dönemleri tartıştığınız oluyor mu?

Türkiye’deki gençlere asosyal ve apolitik gözüyle bakıyorlar. Asosyal olduklarını düşünmüyorum, apolitik hiç değiller. Bugünkü gençlik birbirlerine karşı daha hoşgörülü, insanî yönleri daha ön planda. Bir de eskisi gibi kimse onları yönlendiremiyor. Çünkü anne babalar kendi hatalarını çocuklarının yapmasını istemiyor.

Yaşar’la Işık evlendiler ve Yaşar namaz kılarken, Işık kocasını endişe dolu gözlerle bekledi. Bu sahneleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim setin kuaförü müezzinlik yapmış. Namaz hareketlerini onu gözlemleyerek yaptım. Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı romanında böyle bir sahne vardır. ‘Namaz kılsam mı, kılmasam mı?’ diye tereddüt eder ve onu da çok güzel bir şekilde anlatır. Böyle bir gece bir adam acele kılar namazını, ama Yaşar çok huşu içinde kılıyor. Hem de eşini uflatacak kadar yavaş… Işık’ın o bakışlarıyla iki ayrı dünya vurgulanmak isteniyor aslında. Işık hayatında namaz kılan birini hiç görmemiş, endişeli gözlerle bakmasını doğal karşılamak gerek.

Bıyığın size yakıştığı söyleniyor…

Kendimi bildim bileli bıyıklıyım. Bıyığı seviyorum, hoşuma gidiyor. Eskiden bıyık ideolojik bir tarz olarak algılanırdı. Artık böyle bakışlar kalmadı.

Yaşar’ın fan kulüpleri var. Size en çok kimler ilgi gösteriyor?

Dizideki dönemde yaşamış 40-60 yaş arasındaki bayanlar çok ilgi gösteriyor. Ama bu bayanların çoğu sol görüşlü. ‘Biz o dönemleri yaşadık, gerçekten de senin gibi insanlar vardı.’ diyorlar. Yaşar’dan etkileniyorlar. ‘Yaşar’ı Deniz’den daha çok seviyorum, Harun’dan daha haklı buluyorum.’ diyenler var. Solcu bayanların Yaşar’ı beğenmesi beni gerçekten mutlu ediyor.

Dizinin gençlerin tarihe ilgisini artırdığı söylenmişti. Siz ne öğrendiniz?

Dizi, bugüne tarihin bir parçası olarak bakmayı öğretti bana. O günü yaşayanların büyük kısmı hayatta. Aslında Hatırla Sevgili, o kuşak için bir geçmişle hesaplaşma, yeni kuşaklar için ise geçmişi anlama imkânı sunuyor. Ben gençlerin, yani benim kuşağımın bu diziyi daha yakından izlediklerini, kendi hayatları ile karşılaştırmalar yaptıklarını biliyorum. Sanıyorum bizlere de yaşananlardan dersler çıkartmak kalıyor.

ZAMAN / CUMAERTESİ

Bu yazı toplamda 124, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

İffet, meşru dairede yaşamayı gerektirir

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat

 İffet, umumî manasıyla, iradenin gücünü kullanarak cismanî ve behimî arzuları kontrol altına almak, zinadan ve sefihlikten uzak durmak demektir.

Kur’an-ı Kerim, iman edenlerin iffetli, hayâlı ve edep yerlerini koruyan insanlar olduklarını nazara vermiş (Mü’minûn Sûresi, 23/5-7); iffetli yaşamanın mükafatı olarak Allah’ın mağfiretini ve ahiret sürprizlerini müjdelemiş (Ahzâb Sûresi, 33/35); mevzunun önemine binaen kadınları ve erkekleri ayrı ayrı zikrederek bütün mü’minlere iffetli olmalarını ve iffetsizlik için bir giriş kapısı sayılan haram nazardan kaçınmalarını emir buyurmuştur (Nur Sûresi, 24/30-31). Ayrıca, Hazreti Yusuf ve Hazreti Meryem gibi iffet abidelerini misal vererek inananlara hayâ ve ismet ufkunu göstermiştir.

Evet, Hazreti Yusuf aleyhisselam, vezirin hanımından gelen bir günah çağrısı karşısında “Ya Rabbî! Bu kadınların beni dâvet ettikleri o işten zindan daha iyidir.” (Yusuf Sûresi, 12/33) diyerek, iffetine toz kondurmaktansa senelerce hapiste yatmayı göze almış ve kıyamete kadar gelecek olan bütün ehl-i imana bir hayâ timsali olmuştur.

İffetin bu umumî manasını hatırda tutmakla beraber, onu daha geniş ve şümullü olarak ele almak da mümkündür. Bediüzzaman Hazretleri’nin, “Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” şeklinde dile getirdiği ölçüye göre iffet, meşru daire içinde yaşayıp gayr-i meşru sahaya nazar etmeme, el uzatmama, adım atmama demektir. Dolayısıyla, iffetli bir insan, göz, kulak, el, ayak gibi bütün âzâların helal dairedeki lezzetleriyle iktifâ etmeli, hiçbir şekilde ve hiçbir yolla haram işlememeli, izzet ve haysiyetine dokunacak durumlardan da sakınmalıdır.

Bu açıdan, insanın kendi el emeği ve alın teriyle kazandığına razı olması, başkasının malına göz dikmemesi, daha çok kazanma ve daha rahat yaşama hırsıyla gayr-i meşru daireye el uzatmaması ve dilencilik yapmaması da iffetin ayrı bir yanıdır. Evet, insan kendi emeği ve alın teriyle geçimini sağlamalı, gerekirse inşaatlarda taş kırmalı, hamallık yapmalı ama asla başkalarına el açmamalıdır.

Kur’an-ı Kerim, ihtiyacı olduğu halde dilenmeyenleri takdirle anmış ve onların durumunu da iffet çerçevesine dâhil etmiştir. “Bu yardımlar, kendilerini Allah yoluna vakfeden yoksullar içindir. Bunlar yeryüzünde dolaşma imkânı bulamazlar. Halktan istemekten geri durmaları sebebiyle, onların gerçek hallerini bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Ey Resûlüm, sen onları simalarından tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek halktan bir şey istemezler. Hem hayır adına her ne verirseniz mutlaka Allah onu bilir.” (Bakara Sûresi, 2/273) mealindeki ayet-i kerime işte bu manadaki iffeti ve iffetlileri anlatmaktadır. Sadakaların kimlere verileceğini belirten bu ayet, Peygamber halkasının Allah yoluna adanmış talebeleri olan, mescitte yatıp kalkan, Resûl-ü Ekrem’in sohbetlerini dinleyip öğrenerek sonraki nesillere nakletmeye çalışan, vakitlerini ibadetle, ilimle değerlendiren ve iaşeleri de Allah Resûlü tarafından karşılanan “Ashab-ı Suffe” başta olmak üzere, kendini öğrenip öğretmeye vakfeden, dolayısıyla malı-mülkü olmayan, başka bir meslekte çalışmaya vakit bulamayan ya da güç yetiremeyen, ama her şeye rağmen başkalarına da el açmayan, hayâ ve iffetlerinden ötürü dilencilikte bulunmayan her devirdeki fakir fakat afif Müslümanları takdir etmektedir.

Haddizatında, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) hakiki fakiri bu çerçeve içinde zikretmiş; “Fakir, kapı kapı dolaşan ve bir iki lokma veya bir iki hurma ile baştan savılan kimse değildir. Gerçek fakir, durumu bilinmediği için kendisine sadaka verilmediği halde, ihtiyaç içerisinde olmasına rağmen iffetinden dolayı başkalarına el açmayan ve halktan hiçbir şey istemeyen insandır.” buyurmuştur.

Ashab-ı Suffe’den olan Ebu Hüreyre gibi sahabe efendilerimiz açlıktan kıvrım kıvrım kıvrandıkları halde kimseden bir şey istememeyi ahlâk haline getirmişlerdir. Öyle ki, Hazreti Sevban ve Hakîm b. Hizam’ın da aralarında bulunduğu bazı sahabiler, insanlardan bir şey istememe konusunda Allah Resûlü’ne söz vermiş ve ömürlerinin sonuna kadar sadık kaldıkları bu vaadlerinden dolayı asla sadaka kabul etmemiş; hatta deve üzerindeyken kırbaçları yere düşse onu bile kimseden istememeleriyle meşhur olmuşlardır. İşte, “Her kim iffetli olmaya çalışır, yüzsüzlükten sakınırsa Allah da onun iffetini korur ve artırır. Bir insanın bir ip alıp sırtında odun taşıyarak onu azıcık hurmaya satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.” buyuran Peygamber Efendimiz’in bu tavsiyesine uygun yaşamak da iffetin önemli bir derinliğini teşkil etmektedir.

Resûl-ü Ekrem Efendimiz’in (aleyhi ekmelü’t-tehayâ) sabah-akşam tekrar ettiği dualardan biri, “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliğiyle beraber başkalarına muhtaç olmayacak kadar rızık istiyorum.” niyazıdır. Her söz, hal ve tavrıyla hidayet üzere olan, muttakilerin imamı ve iffetlilerin en afîfi Allah Resulü’nün hidayet, takva, iffet ve gönül tokluğu istemesi, hem bu hususlardaki temadî ve derinlik talebi şeklinde anlaşılmalı hem de ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalatü vesselam) neler istemesi gerektiğine bir işaret olarak kabul edilmelidir.

Nazarlarınızı haramdan koruyun

“Sedd-i zerâî”, fenalıklara ve günahlara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Mesela, zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır ve yasaklanmıştır.

Bunun için, Kur’an-ı Kerim, “Zina etmeyin”, “Yetim malı yemeyin” emrini ifade ederken “Zinaya yaklaşmayın”, “Yetim malına yaklaşmayın” şeklinde seslenmekte ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir.

Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu vetire insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider… Dolayısıyla, daha tahayyül durağında iken günahın önü kesilmeli; onun tasavvura ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; harama nazar önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret etseniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen çirkin bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat, nazarlarınızı haramdan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir “bakma tiryakisi” olursanız artık geriye dönme ihtimaliniz azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları tasavvurla, taakkulle besler ve büyütürseniz sahilden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük cehd ü gayret ister. Şair bir arkadaşımın, “İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni” dediği gibi, Allah muhafaza, o günah deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez.

Tam günah eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Mahşerin dehşet verici tehlikelerinden Allah’ın gölgesine sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir iffet kahramanına da işaret edilmektedir. Zira namus ve haysiyetini muhafazada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini “Ben Allah’tan korkarım” çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir akabeyi aşabilmiştir. Evet, iffetli bir insanın ortaya koyduğu böyle bir kahramanlık herkese müyesser olmaz. Bu haller, çok istisnaî olan irade zaferleridir. O türlü durumlarda devrilmeme her insanın ulaşabileceği bir başarı değildir. Pek çokları o kaygan zeminlerde ayakta kalamaz ve yıkılır. Dolayısıyla, daha o noktaya kadar götürmeden meselenin önünü almak gerekir.

[HAFTANIN DUASI]

Ey yücelerden yüce Rabb’imiz! Biz her ne kadar Sen’in o engin rahmetine ve keremine lâyık olmasak da, şüphesiz Sen’in rahmetin, bizim gibi hayatının çoğu düşüp kalkmakla geçmiş mücrimlere bile ulaşacak kadar geniş ve boldur.

Ya Rab! Bizi de o enginlerden engin rahmetinden hissedâr kıl… İmanımızı kemâle ulaştırmak sûretiyle kalblerimizi itmi’nanla doldur… Lütfunla yakînimizi etemmiyet vasfıyla zenginleştir!

[SÖZÜN ÖZÜ]

Kendinde bir şey vehmeden kaybetmiştir. İkram ve imtihan-ı İlâhî olarak bazı şeyler kendisine gösterilse veya güzel rüyalar görse bunu dahi anlatıp kendine pay çıkaran hasta ruhlar vardır.

Bu, çok tehlikeli bir yoldur. Daha tehlikelisi de “Aczimize binâen Allah zaman zaman lütfediyor böyle…” denmesi ve bu şekilde tevazu paketine sarılmış enâniyet ve riyâkarlığa meyledilmesidir. Bozuk paraları şıkırdatırsan avcılar seni duyar, bu avcılar yaman olur, endişe et ki seni vurur.

Bu yazı toplamda 44, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Cimboma Ankara’dan iyi haber

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Spor

 
İki tarafın 8 ay süren görüşmeleri sonrası dün Ankara’dan onay geldi. Kulübün borcu faizleri ile birlikte 51 milyon dolara düşürüldü. Ödeme 2013 yılına kadar yapılacak.

GALATASARAY Yönetimi’nden bir büyük başarı daha… Rüyaları süsleyen Seyrantepe Stat Projesi’nin hayata geçmesinin akabinde şimdi de yıllardır bela olan banka borcu dün gelen onaydan sonra ödenebilir hale geldi.

Futbol takımının ligin son haftalarındaki kötü performansı ve Feldkamp krizi Vakıfbank’tan gelen müjdeli haberle bir anda unutuldu. Galatasaray Kulübü tarihinin en büyük borcunu 8 aylık gizli görüşmelerin ışığında Mali İşlerden Sorumlu, eski Devlet Bakanı Işın Çelebi ve başkan yardımcısı Adnan Polat’ın girişimleri sayesinde yüzde 50′den bile daha fazla bir oranda düşürüldü.

İlk ödeme 1 milyon dolar

Geçtiğimiz günlerde başkan Özhan Canaydın ve yardımcısı Adnan Polat’la birlikte Vakıfbank’ın yöneticileri arasında yapılan anlaşma ile borç, faizleri ile birlikte 51 milyon dolar olarak belirlendi. Bu tarihi imzalar atıldıktan sonra yönetim kurulu Ankara’dan gelecek haberi beklemeye başladı.

Sarı kırmızılılar, YTL olarak katlanan borcunu dolara çevirdi. Yüzde 8′lik faizle 6 yılda (2013), her sene 10 milyon dolar olmak üzere bankaya geri ödeme yapması belirlendi.

Vakıfbank’a 6 yıl içinde düzenli bir şekilde 40 milyon doları ana para, 11 milyon doları faiz olmak üzere toplam 51 milyon dolar ödenecek. Yönetim, anlaşma gereği 2008′in ilk haftasına kadar Vakıfbank’a 1 milyon dolar ödemek zorunda.

Yöneticilerin yüzü güldü

Canaydın-Polat ikilisinin ve banka yöneticilerin anlaşmasından sonra dün de beklenen cevap geldi. Yönetimin 8 aylık çalışması Vakıfbank Üst Yönetim Kurulu’nun onay vermesi ile noktalandı. Galatasaray Kulübü de yıllardır üzerinde bir kambur gibi taşıdığı borç yükünden büyük ölçüde kurtulmanın mutluluğunu yaşadı.

HÜRRİYET

Bu yazı toplamda 45, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Gazetecinin rüyası, sırrı itiraf ettirmiş!

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Dünya

 İngiliz hükümetinin, bir gazetecinin gördüğü rüyayı anlatması nedeniyle 1974′te nükleer deneme yapıldığını itiraf etmek zorunda kaldığı ortaya çıktı.

Gizliliği kalkan İngiliz Ulusal Arşivlerine göre, dönemin başbakanı Harold Wilson, Mayıs 1974′te ABD’deki Nevada Çölü’nde nükleer deneme yapıldığını kesinlikle gizli tutmak istiyordu, ancak Daily Express muhabiri Chapman Pincher, gördüğü bir rüyayı kaynak alarak, olayın ortaya çıkmasına neden oluyor.

Arşivlere göre, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Crispin Tickell, durumu başbakanlık makamına rapor ediyor ve “İster inanın ister inanmayın ama Ellison’ın kaynağı kendisinden başkası değil” ifadesini kullanıyor.

Tickell’ın kaleme aldığı rapora göre, avlanmak için İskoçya’da bulunan gazeteci gördüğü kabusu arkadaşlarına anlatıyor. Gazeteci rüyasında İngiltere’nin yaptığına emin olduğu bir nükleer deneme gördüğünü arkadaşlarına iletiyor. Arkadaşları ise bu kötü rüyayı unutmasını ve yeniden ava çıkmasını söylüyor. O da 3 gün daha avlanıyor. Ama Londra’ya dönüşünde Savunma Bakanlığından tanıdıklarını arayıp, “İngiltere’nin nükleer deneme hikayesi de ne” diye sorarak, şansını deniyor. İyi bir ipucu yakaladığını gösteren bir cevap alan gazeteci, buradan yola çıkarak makalesini kaleme alıyor.

Yine arşivlere göre, aslında gazeteci, bir nükleer denemenin yapılmak üzere olduğunu yazıyor. Ancak makale parlamentoda o kadar etkili oluyor ki, Harold Wilson Avam Kamarası’nda açıklama yapmak zorunda kalarak, nükleer denemenin yapıldığını itiraf ediyor.

AA

Bu yazı toplamda 45, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kredi kartı faizlerinde indirim

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Ekonomi

 Kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı, YTL için yüzde 5,55′ten 4,93′e, gecikme faiz oranı da yüzde 6,20′den yüzde 5,68′e indirildi.

Merkez Bankası’nın, kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranlarında değişiklik içeren tebliği Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tebliğe göre, kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı, YTL için yüzde 5,55′ten 4,93′e, ABD Doları için yüzde 2,54′ten 2,52′ye indirildi. Euro için yüzde 2,30 olan oran değişmedi.

Aylık azami gecikme faizi oranı ise YTL için yüzde 6,20′den 5,68′e düştü. Oran ABD Doları için yüzde 2,99 ve avro için yüzde 2,86 olarak devam edecek.

REESKONT VE AVANS İŞLEMLERİ FAİZ ORANLARI

Merkez Bankası’nın, “Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanacak Faiz Oranları Tebliği” de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tebliğe göre, Banka tarafından, vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde iskonto faiz oranı yıllık yüzde 25, avans işlemlerindeki faiz oranı ise yıllık yüzde 27 olarak uygulanacak.

AA

Bu yazı toplamda 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Şehit ve gazilere yüzde 100 zam

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 
Mehmetçik Vakfı, şehit ve gazi ödeneklerini yüzde 100 artırdı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Mehmetçik Vakfı, vatani görevini yaparken şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden çavuş, onbaşı ya da erlerin yakınları ile gazi ve engelli Mehmetçikler, onların çocuklarına ekonomik ve sosyal destek veriyor. Mehmetçik Vakfının, 26 Aralıkta yapılan yönetim kurulu toplantısında, son dönemde, özellikle kurban bağışlarından sağlanan yardımlardaki yüzde 73 oranındaki artışa paralel olarak bir dizi karar alındı.

Yardım miktarlarına 6 ayda bir artış yapan Mehmetçik Vakfı, son dönemde maddi imkanlarındaki artışa paralel olarak, şehit ve gazi ödeneklerini yüzde 100, sürekli yardımlara ise 25 oranında artırdı.

Şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden çavuş, onbaşı ve erlerin yakınlarına yapılan ölüm yardımları 10 bin YTL’den 20 bin YTL’ye çıkarıldı. Gazi ve engelli çavuş, onbaşı ya da erlerin maluliyet yardımları da derecelerine göre 5-10 bin YTL’den 10-20 bin YTL’ye yükseltildi.

Buna göre, gazi ve engelli Mehmetçiklere 1. derece için 20 bin YTL, 2. derece için 18 bin YTL, 3. derece için 16 bin YTL, 4. derece için 14 bin YTL, 5. derece için 12 bin YTL, 6. derece için ise 10 bin YTL maluliyet yardımı yapılacak.

Yeni düzenlemede, 4. derece gazi ve engellilerin vefatı durumunda da yapılan ölüm yardımı 5 bin 200 YTL’ye yükseltildi. Şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden erbaş ve erin ölüm tarihinde, gazi ve engelli erbaş ve erin de olay tarihinde hamile olan eşlerinin doğum yapmaları ile bakım ve öğrenim yardımı alan çocuklarının vefatı durumunda ödenen yardımlar da 5 bin 200 YTL olarak belirlendi.

SÜREKLİ YARDIMLAR YÜZDE 25 ARTIRILDI

Vakıf tarafından gerçekleştirilen ”Sürekli Yapılan Yardımlar” ise yüzde 25 oranında artırıldı. 3 bin 288 gazi ve engelli Mehmetçik’e maluliyet derecesine göre sürekli olarak yapılan 350-500 YTL arasındaki yardımlar, 1. derece için 625 YTL’ye, 2. derece için 562 YTL 50 YKr’ye, 3. derece için 500 YTL’ye, 4. derece için de 437 YTL 50 YKr’ye çıkarıldı.

Öğrenim seviyelerine göre aylık 170-335 YTL arasında yapılan ”bakım-öğrenim yardımı”ndan yararlanan 2 bin 113 Mehmetçik çocuğundan okul öncesi veya ilköğretim müteakip öğrenimine devam etmeyen çocuklar için (18 yaşını tamamlayana kadar) 212 YTL 50 YKr, lise ve muadili öğrenim gören çocuklar için (19 yaşını tamamlayana kadar) 312 YTL 50 YKr, fakülte ve yüksek okul öğrenimi gören çocuklar için (25 yaşını tamamlayana kadar) 406 YTL 25 YKr, doğuştan veya yardım planı kapsamında iken özürlü duruma düşen çocuklar için (Özürü devam ettiği sürece) 406 YTL 25 YKr yardım yapılacak.

Buna göre, üniversite, lise ve ilköğretimde birer çocuğu öğrenim gören üç çocuklu birinci dereceden bir gaziye ayda 1556 YTL 25 YKr yardımda bulunulacak.

Vakıfın yardım miktarlarında yaptığı son artışla, 1 yılda yapacağı toplam yardım miktarı ise 26 milyon 400 bin YTL’den 38 milyon 400 bin YTL’ye yükseldi.

AA

Bu yazı toplamda 102, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Her yerde izleniyorlar

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 Yakalanma korkusuyla cep ve uydu telefonu kullanmayan terör örgütü yöneticileri ‘girip çıktıkları her yerde’ izleniyor ve ilişkileri belirleniyor.

Sınır ötesi operasyonlarla havadan ve karadan PKK’ya ağır darbe indirilirken, yakalanma korkusuyla cep ve uydu telefonu dahi kullanmayan terör örgütünün elebaşlarının ‘girip çıktıkları her yerde’ adım adım izlendiği ve ilişkilerinin belirlendiği her an ‘paket’lenebilecekleri öne sürüldü
EVLERE UĞRAMIYORLAR

PKK’nın tepesindeki iki isim Murat Karayılan ile Cemil Bayık’ın Kandil’den indikleri zaman gittikleri yerler, telefonla ve yüz yüze görüştüğü kişiler belirlendi. Ancak Karayılan Erbil’de, Bayık ise İran’ın Urumiye kentinde daha önce belirlenen uğrak yerlerine 16 Aralık’taki operasyondan sonra gitmediler. Bu evlerde iki elebaşının sevgilileriyle buluştukları belirlendi. Terör örgütünün iki elebaşı, teknik takipten kurtulmak için 1.5 yıldır düzenli olarak aynı uydu telefonunu, cep telefonunu ve telsizi kullanmıyor; görüşmelerini değişik telefonlar ve hatlardan yapıyor.

HER ADIMLARI TAKİP ALTINDA

Ancak PKK elebaşlarının her hareketinin, dağdakilerin ‘BBG evi’ gibi izlenmesine benzer şekilde ‘fiziki istihbarat’ sayesinde an be an izlendiği belirtildi. Bu isimlerden bazılarının İran’a ve Irak’ın güneyine geçtiği, bir kısmının Avrupa’ya gitmek için çabaladığı belirlenirken, önemli isimlerin, uğradıkları mekanlar, kullandıkları gözlük numaraları ve takma dişleri de dahil bütün ‘özel’ bilgilerinin istihbarat raporlarına girdiği öğrenildi.

‘YILBAŞI PAKETİ’ BİLE OLABİLİR

Terör örgütü PKK elebaşlarının, Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan getirilmesi ya da Şemdin Sakık’ın yakalanması gibi bir operasyonla her an Türkiye’ye getirilebileceği kaydedildi. Örgütün dağılması sürecinde siyasi sorunlar yaşanmaması için bazı isimlerin üçüncü bir ülkeye gitmesi de dosyalardaki ihtimaller arasında. Bu ülkelerden Norveç üzerinde duruluyor. Bir yetkili, “Bu yönde çalışmalar yapılıyor olabilir. Ancak devlet bunun için herhangi bir ülkeyle anlaşma yapmaz” dedi.

12 askerin şehit edilidği Dağlıca baskınından sonra sınır ötesi operasyon için düğmeye basılırken, PKK liderlerinin “paketlenerek” Türkiye’ye teslim edilmesi konusu gündeme gelmişti. Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Bush ile görüşmesinin ardından başlayan 5 Kasım süreci ile birlikte örgüt hakkında ‘anlık istihbarat’ sağlanırken, ‘paket’ senaryoları da güçlenmişti.

100 kişilik liste Bağdat’a verildi

Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’den iadelerini istediği 100′ü aşkın PKK yöneticisi arasında Murat Karayılan, Cemil Bayık, Rıza Altun, Ali Haydar Kaytan, Mustafa Karasu, Duran Kalkan, Fehman Hüseyin ve Rüstem Cudi gibi isimler bulunuyor.

ABDÜLKADİR SELVİ - YENİ ŞAFAK

Bu yazı toplamda 41, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Hain kundakçılar iş başında

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 
Terör örgütünün hain elleri bu gece de boş durmadı.İstanbul’un dört ayrı noktasında bir otomobil, ikisi kamyonet, iki de minibüsten kundaklandı.

Eminönü’de, park halindeki bir otomobil, kimliği belirsiz kişilerce benzin dökülerek yakılmak istendi. Otomobilde çıkan yangın büyümeden vatandaşlarca söndürüldü. Sinirler gerilince polisle vatandaşlar tartıştı.

Edinilen bilgiye göre, saat 23.00 sıralarında Eminönü Vefa Caddesi Ayrancı Sokak üzerinde, park halinde bulunan, Ahmet Fazlı’ya ait otomobil, kimliği belirsiz kişilerce kundaklandı. Failler olay yerinden kaçarken, otomobil tamamen tutuşmadan alevler vatandaşlarca söndürüldü. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, soğutma çalışması yaptı. Bir vatandaş kundaklama olaylarına tepki göstererk, “Bu vatanı bu gibi eylemlerle bölemeyecekler.” dedi. Bu arada otomoblin sahibi ve vatandaşlar, eylemi yapanların yakalanmamasına teki göstererek polisle tartıştı.

KÜÇÜKÇEKMECE’DE 2 KAMYONET KUNDAKLANDI

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Turna Caddesi Penguen Sokak üzerinde saat 01.00 sıralarında meydana geldi. Kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişiler iki aracın üzerine yanıcı madde döktükten sonra ateşe verdi. Araçları ateşe veren şahıslar, olay yerinden kaçtı. Araçların yandığını fark eden mahalle halkı, durumu polise ve itfaiyeye haber verdi. Olay yerine kısa sürede gelen itfaiye ekipleri, ateşe verilmiş kamyonetleri kısa süre içerisinde söndürdü. Olay yerine şerit çeken polis ekipleri, delil topladı.

Polis, olay sonrası, bölgede zanlıları yakalamaya yönelik çalışma başlattı. Caddelerde şüpheli gördükleri araçlarda uygulama yapan ekipler, arabaları didik didik aradı. Araçların içerisinde detaylı bir araştırma yapan polisler, saldırganların izine rastlayamadı.

Olayı görmediklerini belirten mahalle sakinlerinden biri, “İlk olarak arabanın lastiğinin yandığını gördüm. Daha sonra alevler arabayı sardı. Bana kalırsa arabanın yakılma sebebi molotof kokteyli değil, benzin dökülmesidir” şeklinde konuştu. Yanan araçların şoförleri ise olayı gerçekleştirenleri görmediklerini ifade etti.

Polisin olayla ilgili soruşturması sürüyor.

SEFAKÖY VE KAĞITHANE’DE 2 MİNİBÜS KUNDAKLANDI

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi’nde 2 kamyonetin kundaklanmasından sonra Sefaköy ve ve Kağıthane’de birer minibüs olmak üzere 2 araç daha kundaklandı.

Sefaköy Ülkem Sokak üzerinde park edilmiş olan bir minibüs, kimliği belirsiz kişi ve kişilerce yanıcı madde kullanılarak ateşe verildi. Alev alev yanmaya başlayan minibüs, itfaiye ekiplerince söndürüldü. Polis, olayın ardından çevrede failleri aramaya başladı. Kağıthane Hürriyet Mahallesi Cemil Bengü Caddesi üzerinde bir minibüse yapılan saldırıda minibüs alev aldı. Vatandaşlar kendi imkanlarıyla yanan aracı söndürdü.

Bu yazı toplamda 39, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Butto’nun naaşı köyünde

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 Benazir Butto’nun naaşı Pakistan’ın güneyinde Sindh eyaletindeki köyüne getirildi.

Pakistan’ın Ravalpindi kentinde dün seçim mitingi sırasında suikasta kurban giden eski başbakan ve Müslüman dünyasının seçilmiş ilk kadın başbakanı olan Benazir Butto’nun naaşı güneyde Sindh eyaletindeki köyüne getirildi. Bugün yapılacak defin için hazırlık başladı.

İntihar bombacısının kurşunuyla hastanede can veren 54 yaşındaki Butto’nun naaşı, Sindh eyaletinin Larkana kentine bağlı Garhi Hüda Bakş köyünün mezarlığına getirildi.

Buraya biri erkek, ikisi kız 19-14 yaşlarındaki üç çocuğuyla gelen Butto’nun kocası Zerdari, ağlayan, feryat eden kalabalığa, naaşı taşıyan ambulansın önünde seslenerek, ”metanetle, sabırla kaybımızı karşılayalım” dedi.

Butto’nun naaşı, 8 yıl sürgünden sonra yakınlarda ziyaret ettiği köy kabristanında, eski cunta tarafından idam edilen babası, Cumhurbaşkanı ve Başbakan Zülfikar Ali Butto’nun yanına defnedilecek.

OLAYLAR DİNMİYOR

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver kentinde, dün suikasta uğrayan eski başbakanlardan Benazir Butto yandaşlarından yaklaşık 4 bin kişinin toplandığı ve yüzlercesinin Devlet Başkanı Pervez Müşerref yanlısı partinin kentteki bürosunu yağmaladığı haber veriliyor.

AP ajansı, göstericilerden yüzlercesinin parti bürosundaki mobilyaları, malzemeleri ateşe verdiğini bildirdi. Parti bürosunun saldırı sırasında boş olduğu, olaylarda yaralanan olmadığı kaydedildi.

Suikastın ardından dün öfkeli Butto yandaşları sokaklara dökülmüş, ülke genelinde araçların, dükkanların ateşe verildiği şiddet olaylarında 10 kişi ölmüştü.

AA

Bu yazı toplamda 42, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Sayfa 1292 Toplam 1324« İlk...«12901291129212931294»...Son »