Topuk kanının hayati önemi var

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Sağlık

Bebeklerin topuğundan alınan kan, erken teşhis ve tedavide hayatî önem taşıyor.

Geçen yıl ülke geneline yaygınlaştırılan kan taramasından başarılı sonuçlar alındı. Tahlillerde zekâ geriliği ve cücelik teşhisi konulan 400 bebek, basit ilaç tedavisiyle kurtuldu. Proje sorumlusu Dr. Gülsüm Özdemir, taramaya diğer hastalıkları da dahil edeceklerinin altını çiziyor.

Türkiye’de, 1987′de başlatılan ‘topuk kanı taraması’, sadece iller düzeyinde yapılırken, Sağlık Bakanlığı geçen yıl (aralık) uygulamayı ülke geneline yaygınlaştırdı. Tek merkezden yürütülen çalışmanın kontrolü ve sonuçları titizlikle takibe alındı. Bebeklerde geri dönüşümü mümkün olmayan hastalıkların başlamadan bitirilmesini amaçlayan proje, olumlu sonuçlar vermeye başladı. Son bir yılda dünyaya gözlerini açan 1 milyon 300 bin bebeğin kanları incelenerek hastalık riski taşıyan aileler bilgilendirildi. İl sağlık müdürlükleri anne-babaları, uygulanacak tedavi konusunda yönlendirdi. Erken teşhis sayesinde 400 minik, zekâ geriliği ve cücelikten kurtuldu. Yakalanan başarıyı dikkate alan Sağlık Bakanlığı, taramaları diğer hastalıkların teşhisi için kullanma kararı aldı. Yenidoğan tarama sorumlusu Dr. Gülsüm Apak Özdemir, bu hastalıkların erken teşhisinin, bebeklerin yüzde yüz iyileşmesini sağladığını belirtirken, hâlâ çocuğunun topuğundan kan alınmasına izin vermeyen ailelerin bulunduğuna dikkat çekiyor.

Her aşaması büyük bir titizlikle yürütülen projenin uygulama süreci ise şöyle işliyor: Bebeklerden alınan kanlar, sağlık müdürlüklerinde toplanıyor. Haftada bir kez İstanbul ve Ankara’daki Refik Saydam hıfzıssıhha merkezlerine gönderilen numuneler, kimlik bilgileriyle birlikte bilgisayara kaydediliyor. Laboratuvar incelemelerinin ardından hastalık riski taşıyan bebekler işaretleniyor. 15 gün içinde il sağlık müdürlükleri, bu bebeklerin anne-babasını telefonla arayarak bilgilendiriyor. Zaman zaman ebeveynlerin tepkisiyle karşılaşan sağlık personeli, aileyi ikna ettikten sonra basit ilaç tedavilerine başlanıyor.

Bir yılını dolduran projede inceleme işlemlerini 35 kişilik ekip yapıyor. Günde ortalama 7 bin kan örneğinin bulgularını ortaya koyan ekip 1 milyon 700 bin kanı incelediği için son derece titiz çalışıyor. Kayıt ve arşivlemede sonuçların birbirine karıştırılmaması için ince eleyip sık dokuduklarını söyleyen Yenidoğan Tarama Programı Sorumlusu Dr. Gülsüm Apak Özdemir, hastalıkların atlanmaması amacıyla son bir yılda 10 bin bebekten ikinci kez kan istendiğini belirtiyor. Zeka geriliği ya da cücelik riski taşıyan bebeklerin yüzde 30′una ikinci çağrı sırasında ulaşamadıklarını kaydeden Özdemir, ailelere şöyle sesleniyor: “Bu iki hastalık erken tedaviyle yüzde yüz iyileşiyor. Zeka özürlü çocuk sahibi olmayı hiçbir aile istemez. O yüzden mutlaka ikinci kez kan istediğimizde göndersinler.”

Söz konusu rahatsızlıkların doğu ve güneydoğu illerinde ya da batı illerinde yaşayıp da bu bölge kökenli ailelerde yüksek olduğunu kaydeden Özdemir, gerekçe olarak akraba evliliğini gösteriyor. Özdemir, hiçbir bebeği atlamamak için, özel hastanelere yönelik çalışmalar yaptıklarının da altını çiziyor. Özel hastaneler göndermese dahi bebeklerin aylık kontrollerinde sağlık ocaklarının topuk kanı aldığını belirten Özdemir, “Bütün ailelere ulaşmaya çalışıyoruz. Bebeklerimizin mutlu geleceği için annelere de mutlaka görevler düşüyor. Kanın gönderilip gönderilmediğini kendileri sorgulamalı.” uyarısında bulunuyor.

Tedavisi ucuz, basit ve etkili

Tiroid bezinden troid hormonlarının yeterince salgılanmaması sonucu çocuklarda zeka geriliği ya da cücelik oluşuyor. Tiroit hormonu eksik olan bebeklere ağızdan tiroit hormonu veriliyor. Bu hap eczanelerde 1-2 YTL’ye satılıyor. ‘Fenilketonüri’nin olduğu zeka geriliği ise özel mamalar verilerek engelleniyor. Tedaviler yüzde 100′e varan oranlarda başarıyla sonuçlanıyor. Bazı illerde hastalık riskine karşı ikinci kez kanı istenen bebek sayısı: İstanbul 567, Ankara 468, Diyarbakır 113, Şırnak 61, Şanlıurfa 79.

GÜNDE 7 BİN BEBEĞİN KANI TİTİZLİKLE İNCELENİYOR

Bebeklerin topuğundan alınan kanları 35 kişilik bir ekip inceliyor. Günde ortalama 7 bin kan örneğinin bulgularını ortaya koyan ekip son derece titiz çalışıyor. Yenidoğan tarama programı sorumlusu Dr. Gülsüm Apak Özdemir, kayıt ve arşivlemede sonuçların birbirine karıştırılmaması için ince eleyip sık dokuduklarının altını çiziyor. Özdemir, hastalıkların atlanmaması amacıyla son bir yılda 10 bin bebekten ikinci kez kan istendiğini belirtiyor.

Bu yazı toplamda 253, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

‘Geleceğin enerjisi’ Karadeniz’de

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Gündem

TPAO adına Karadeniz’de yapılan bir araştırma sonucunda Karadeniz’in tabanında geleceğin enerji kaynağı bulundu.

Karadeniz’in tabanı geleceğin eneji kaynağı ‘gaz hidrat’la dolu
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nün Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) adına Karadeniz’de yaptığı araştırmada yoğun şekilde gaz (metan) hidrat buldu.
Geleceğin yakıtı olarak görülen bor ve toryumdan sonra Türkiye’nin gaz hidrat zengini olduğunu söyleyen DEÜ Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Günay Çifçi, gaz hidratın dünyada sadece petrol ve doğalgaz çıkartılan bölgelerde bulunduğunu söyledi. haberin devamı »

Bu yazı toplamda 88, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Ünlü piyanistten 10 numara mesaj

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat

Dünün dahi çocuğu bugünün ünlü piyanisti Tuluyhan Uğurlu’ya sanatçıların ülkesini terk etmesi soruldu.

Uğurlu, İstanbul’a olan hayranlığı,Türkiye’ye olan bağlılığı ve sevgisiyle “Batılı Piyanist” algısını bozarak “Türk piyanist” olmanın haklı gururuyla tüm dünyayı kucaklıyor… İşte Yenişafak’ta yayınlanan röportajın çarpıcı bölümleri…

Sanatçı ayırmaz birleştirir

Müzisyenlerin politik demeç vermelerini nasıl buluyorsunuz?

Sanatçı eleştirisini sanatıyla soyut olarak yapmalı, yarına ışık tutmalı. Önemli olan şu: Sanatçı insanı, toplumu geleceğe hazırlamalı. Eğer güncel politikalarla uğraşırsa, o zaman popüler olur. Popüler olursa o günle uğraşmaktan yarına bırakacak eser yaratamaz.

Fazıl Say’ın demecinde yüzde otuzluk ve yüzde yetmişlik gibi ayrım oluştu. Sanatçı kitle ayırır mı?

Aslında sanatkar birleştiricidir. Ama bunu görev edindiği için yapmaz. Çünkü sanatkar ışıktır ve pervaneler o ışığa doğru gelir. Dolayısıyla herkes gelebilir oraya. O ışık herkes içindir orada ayrım olmaz. Olduğu zaman yanlış olur.

Peki sizde Türkiye’yi zaman zaman terk etmeyi düşünüyormusunuz?

Türkiye’yi terk etmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Dünyanın her yerine giderim, konserlerimi verip, buraya geri dönerim. Her dönüşümde uçaktan Dünya Başkenti İstanbul’u mutlulukla gökyüzünden seyreder, bu kentte yaşadığım için şükrederim. Ben İstanbul’u yaşamadan eser yazamam, sokakta konuşmadan, selamlaşmadan ben olamam. Türkiye’yi terk etmek isteyenler isteklerinde serbestler.

Sanatçıların ülkesini terk etmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Rusya’da komünizm döneminde baskıdan kaçan yazarlarlar bile Avrupa’da yaşamaya başlayınca yazamaz oldular. Yok oldular. Rusya kapılarını açar açmaz hepsi doğdukları yere geri döndüler. Türkiye’ye terk etmek isteyenlerin bu kararlarını birkaç kez düşünmelerini öneririm.

Bu yazı toplamda 50, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Cumhurbaşkanı Gül’den sürpriz telefon

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Politika

Sezer’den devraldığı Çankaya Köşkü’ne farklı bir hava getiren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, eski yol arkadaşlarına telefon sürprizi yaptığı ortaya çıktı.

Gül ile kendisini tanımayan arkadaşları arasında renkli diyalogların yaşandığı öğrenildi. Sürpriz görüşmelerde en ilginç tepkiyi Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki vermiş.

AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ ın da doğruladığı konuşma Gül’ün telefonu ile başlıyor. Sekreter kullanmadan Özhaseki’yi cep telefonundan arayan Gül, hal hatır sorduktan sonra kendisini tanıyamayan Belediye Başkanı’na, “Ben Abdullah?” diyor.Özhaseki’nin cevabı ise “Hangi Abdullah” oluyor. Bunun üzerine gülmeye başlayan Gül, espriyi patlatıyor: “Vicdansızlar, ne çabuk unuttunuz beni. Ben Abdullah Gül.”

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bazen gecenin ilerleyen saatlerinde bakan, milletvekili, vali ve vatandaşları direkt aradığı biliniyor. Cumhurbaşkanı Gül de hemşehrilerine benzer sürprizler yapıyor.

Kurban Bayramı’nda İstanbul’a giden Gül, akşam saatlerinde AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş’ı cep telefonundan arıyor.İstanbul’un kodu olan “0212..”li sabit numaradan arayan Gül, “Elitaş nasılsın?” diye soruyor.Teşekkür eden Elitaş, “Kim arıyor?” karşılığını veriyor. “Sesimi tanımadın mı?” diyen Gül,“Valla tanıdık geliyor, biraz daha konuşursanız çıkaracağım” cevabını alıyor. Elitaş, söz konusu telefon görüşmesini şöyle anlatıyor: “ İstanbul numarası olunca Cumhurbaşkanımızın arayacağı aklıma gelmedi, daha sonra ben Abdullah Gül deyince “ Sayın cumhurbaşkanım dedim,bayramlaştık,sohbet ettik.”

Gül’ün benzer bir telefon diyaloğunu kız kardeşinin eşi olan eniştesi AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Sayim Tekelioğlu ile de yaşadığı kaydediliyor. Kendisine, “Kusura bakmayın cumhurbaşkanım, telefonda sizi zor tanıdık.” diyen Sayim’i cumhurbaşkanı Gül, şu sözlerle teselli ediyor:” Siz yine iyisiniz Mehmet ( Özhaseki) beş dakika sonra tanıyabildi.”

ZAMAN

Bu yazı toplamda 65, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Butto’nun ölümü ve ilginç rastlantı

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Dünya

Butto’nun uğradığı suikast sonucu öldürülmesi, ikisi de doktor olan bir baba ve oğul arasında ilginç bir kader birliğine de sebep oldu.

Pakistan eski Başbakanlarından Benazir Butto’nun uğradığı suikast sonucu öldürülmesi, ikisi de doktor olan bir baba ve oğul arasında ilginç bir kader birliğine de sebep oldu. Butto hastaneye kaldırıldıktan sonra kendisine müdahale eden doktor olan Mussadık Han isimli Pakistanlının babasının da 56 yıl önce ülkenin diğer bir eski Başbakanı olan Liyakat Ali Han’a suikast düzenlendikten sonra ona ilk müdahaleyi yapan kişi olduğu belirtildi.

Mussadık Han, Perşembe günü Rawalpindi’de gerçekleşen suikasttan sonra hastaneye getirilen Benazir Butto’ya ilk müdahaleyi yaptı ve hayatını kurtarmak için çabaladı. Mussadık Han’ın doktor olan babası Sadık Han da, Ekim 1951′de Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han Butto ile aynı parkta vurulduktan sonra hastaneye getirildiğinde ona müdahale eden doktor olmuştu. Parkın ismi de ölen Başbakanın ardından Liyakat Bağı (Parkı) olarak isimlendirilmişti.

Mussadık Han, bu tevafuku ise “Bu Allah’ın iradesi.” şeklinde yorumladı. Benazir Butto kendisine getirildiğinde neredeyse ölmek üzere olduğunu aktaran Mussadık Han, “Nefes almıyordu. Kan basıncı ve kalp atışı da yoktu. Yeniden canlandırma (resüsitasyon) işlemi uyguladık. Çok çabaladık ama onu geri getiremedik.” dedi.

Doktor Mussadık Han, “Elimden geleni yaptım. Başka ne söyleyebilirim? O (Butto) büyük bir liderdi, bizim liderimizdi” diye konuştu. Han, hükümetten yapılan açıklama gibi Butto’nun, patlamanın etkisiyle başını çarpması sonucu öldüğünü kaydetti.

Benazir Butto ve Liyakat Ali Han’ın öldürüldükleri parkta daha önce de Butto’nun babası Zülfikar Ali Butto 1979 yılında asılarak idam edilmişti.

CİHAN

Bu yazı toplamda 64, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Osmanlı padişahları neden hacca gitmedi?

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Gündem

Yıllardır pek çok kişi, Osmanlı padişahlarının hacca neden gitmediklerini ısrarla sorar durur.

Bu hakikaten kafa karıştırıcı konuda net bir bilgiye veya beyana sahip değiliz ne yazık ki.Öte yandan da ilginç bir gerçek duruyor karşımızda: Osmanlı hanedanında, bırakınız padişahları, şehzadeler arasında bile Cem Sultan’dan başka kimse hac farizasını eda etmemiş. Ancak II. Bayezid’in tam hacca gitmek üzereyken, babası Fatih’in ölüm haberini aldığına ve bir an önce Amasya’dan İstanbul’a hareket etmesi gerektiğinden hacca gitmekten vazgeçtiğine dair sınırlı bir bilgi var elimizde. haberin devamı »

Bu yazı toplamda 59, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Görüyor, kilitliyor, vuruyor

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Teknoloji

Operasyonlarda PKK kampları ve teröristleri nasıl kilitleniyor? İşte cevabı…

Türk Hava Kuvvetleri’nin, Irak’ın kuzeyine yönelik operasyonlarda terör örgütü PKK’yı imha etmedeki en etkin gücü, “Lantirn” olarak adlandırılan gece görüş sistemine sahip F-16’ların attığı lazer güdümlü bombalar oldu.

1992-1994 arasında bölgede savaş pilotu olarak görev yapan Hava Kuvvetleri’nden emekli önemli bir isim, operasyonlarda PKK kamplarının ve teröristlerin “nasıl kilitlendiğini” anlattı. Deneyimli pilot şöyle konuştu:

ÖNCEDEN İŞARETLENİYOR

Uçağı hedef üzerine götüren, aynı zamanda hedefi görüntüleyen ve kilitleyen sisteme “Lantirn” deniliyor. Birbirine entegre bu sistem, F-16’nın solundaki hava alığının altına takılıyor. Bu sistemde “Flir” olarak adlandırılan ve “göz” olarak tanımlayabileceğimiz turuncu renkli bir pencere var. Hedefe kilitlenme dediğimiz şey, bu pencereden gönderilen lazer ışınları sayesinde oluyor. Ancak hedeflerin önceden karadan veya havadan belirlenip işaretlenmesi gerekiyor. Buna “noktalama” diyoruz. Bu işaretlemeyle hangi hedefin imha edileceği belirlenmiş oluyor. Noktalanmış hedefin koordinatları uçaktaki Lantirn sistemine yükleniyor. Uçak seyrüsefer podu (Otomobillerde adres bulmayı sağlayan navigasyon sistemine benzer düzenek) sayesinde hedefin olduğu bölgeye gidiyor. “Flir” dediğimiz pencereden gönderilen lazer ışınları daha önceden noktalanmış hedefi buluyor. Pilot, kokpitteki ekrandan yerdeki nokta hedefi “artı” işareti olarak görüyor. Flir’in gönderdiği lazer ışını ile yerdeki artı işareti aynı noktada buluştuğunda pilot sinyal alıyor. Böylece hedefe kilitlenmeyi sağlıyor.

4 jet havalanıyor sivil vurulmuyor

KİLİTLENMEDEN sonra pilot ateşleme tetiğine basıp, lazer güdümlü bombayı bırakıyor. Evet bomba fırlatılmıyor sadece bırakılıyor. Bomba, lazer güdümüyle hedefi bulup imha ediyor. Şimdiye kadar anlattıklarımı tek bir uçak yapabilir. Ancak bu vuruş dörtlü kol (dört uçak) halinde de yapılabilir. Dört jet havalanır. Kol liderinde hedefin yerini bulacak seyrüsefer podu, diğer üç uçakta ise kilitlenme podu olur. Üç uçaktan birisi kitlenmeyi sağlar, kol lideri de hedefin üzerine bombayı bırakır. Buna da “kollu imha” yöntemi denir. Bu sistemde sivillerin vurulması mümkün değil.

HÜRRİYET

Bu yazı toplamda 24, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Tartış-ma !

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Gündem

A.Turan Alkan bilim dünyasının iki önemli isminin bir programdaki alınganlıklarını yazdı.İşte pazar günü için doyumsuz bir yazı…

-Sevgili seyircilerimiz, işte bu hafta da yine “Dostlarla baş başa” programıyla karşınızdayız. Bugünkü misafirlerimiz bilim dünyamızın iki önemli ismi.İzninizle önce sağımda oturan misafirimi tanıtmak istiyorum; kendisi “uzaduyum” diye bilinen telekinezi alanındaki uzmanlığı ile tanınan bir bilim adamı. Prof. Dr. Dizel Dandanakan. Hoş geldiniz efendim! haberin devamı »

Bu yazı toplamda 46, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Msn de dolaşan virüslere dikkat

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Teknoloji

Son günlerde messengerda dolaşan bir virüs var. Birçoklarımız bu virüsla karşılaşmıştır. Genellikle “Yeni çektirdiğim fotoğraflarıma bakmak ister misin?” tarzı ilgi çekici sorularla birlikte zipli bir dosya yolluyorlar. Konuştuğumuz kişiden aldığımız bu zipli dosyayı kabul ettiğimiz anda bu virüs bizim de bilgisayarımıza bulaşıyor ve artık biz de başkalarına istemeden bu zipli dosyayı yollamak zorunda kalıyoruz.Bu virüsün worm_sdbot solucanının yeni bir türü, worm_sdbot.ext, olduğunu tespit edilmiş. Bu virüsü yedikten sonra bilgisayar korsanları kendi bilgisayarımıza sızıp istedikleri dosyalar üzerinde oynama yapabiliyor, istedikleri programı sonlandırabiliyorlarmış. Kısacası bu virüsü yemek eşittir bilgisayarınızı başkasına teslim etmek anlamına geliyor.

Gelelim bu virüsü nasıl temizleyebileceğimize.

* Bu virüsü temizlemenin bir yolu buna karşı geliştirilmiş olan bir yazılım olan HijackThis. Bu programı buraya tıklayarak indirebilirsiniz. Daha sonra programı çalıştırarak, bu virüsü ortadan kaldırmayı deneyin.

* Bilgisayarınıza format attırarak, temiz bir sisteme sahip olabiliriz.

* Windows XP kullanıcıları için Sistem Geri Yükleme modülü ile geçmiş bir tarihe bilgisayarınızı çekerek bu virüsten kurtulabilirsiniz.

Kolay gelsin…

Bu yazı toplamda 73, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Tesadüf bunun neresinde?

Yazar admin | 30.12.2007 | Kategori Spor

Kısa bir zaman sonra, hafızalardaki tazeliğini koruyan ‘tesadüfle kazanma tartışması’ yeniden ortaya çıktı.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın, geçtiğimiz sene İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) katıldığı ‘2007′ye Doğru Fenerbahçe’ panelinde Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı ‘tesadüfle’ kazandığını söylemesi büyük tartışmaları da beraberinde getirmişti.Her ne kadar Yıldırım, sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtse de Galatasaray cephesinden sert tepkiler gelmişti. Derdini tam anlatamamaktan yakınan Yıldırım’ın ilginç ifadeleri hafızalardaki tazeliğini korurken önceki akşam NTV kanalına konuk olan Galatasaray Başkan Yardımcısı Adnan Polat’tan da benzer sözler işitildi. haberin devamı »

Bu yazı toplamda 39, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Sayfa 1296 Toplam 1337« İlk...«12941295129612971298»...Son »