İffet, meşru dairede yaşamayı gerektirir

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Kültür - Sanat

 İffet, umumî manasıyla, iradenin gücünü kullanarak cismanî ve behimî arzuları kontrol altına almak, zinadan ve sefihlikten uzak durmak demektir.

Kur’an-ı Kerim, iman edenlerin iffetli, hayâlı ve edep yerlerini koruyan insanlar olduklarını nazara vermiş (Mü’minûn Sûresi, 23/5-7); iffetli yaşamanın mükafatı olarak Allah’ın mağfiretini ve ahiret sürprizlerini müjdelemiş (Ahzâb Sûresi, 33/35); mevzunun önemine binaen kadınları ve erkekleri ayrı ayrı zikrederek bütün mü’minlere iffetli olmalarını ve iffetsizlik için bir giriş kapısı sayılan haram nazardan kaçınmalarını emir buyurmuştur (Nur Sûresi, 24/30-31). Ayrıca, Hazreti Yusuf ve Hazreti Meryem gibi iffet abidelerini misal vererek inananlara hayâ ve ismet ufkunu göstermiştir.

Evet, Hazreti Yusuf aleyhisselam, vezirin hanımından gelen bir günah çağrısı karşısında “Ya Rabbî! Bu kadınların beni dâvet ettikleri o işten zindan daha iyidir.” (Yusuf Sûresi, 12/33) diyerek, iffetine toz kondurmaktansa senelerce hapiste yatmayı göze almış ve kıyamete kadar gelecek olan bütün ehl-i imana bir hayâ timsali olmuştur.

İffetin bu umumî manasını hatırda tutmakla beraber, onu daha geniş ve şümullü olarak ele almak da mümkündür. Bediüzzaman Hazretleri’nin, “Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” şeklinde dile getirdiği ölçüye göre iffet, meşru daire içinde yaşayıp gayr-i meşru sahaya nazar etmeme, el uzatmama, adım atmama demektir. Dolayısıyla, iffetli bir insan, göz, kulak, el, ayak gibi bütün âzâların helal dairedeki lezzetleriyle iktifâ etmeli, hiçbir şekilde ve hiçbir yolla haram işlememeli, izzet ve haysiyetine dokunacak durumlardan da sakınmalıdır.

Bu açıdan, insanın kendi el emeği ve alın teriyle kazandığına razı olması, başkasının malına göz dikmemesi, daha çok kazanma ve daha rahat yaşama hırsıyla gayr-i meşru daireye el uzatmaması ve dilencilik yapmaması da iffetin ayrı bir yanıdır. Evet, insan kendi emeği ve alın teriyle geçimini sağlamalı, gerekirse inşaatlarda taş kırmalı, hamallık yapmalı ama asla başkalarına el açmamalıdır.

Kur’an-ı Kerim, ihtiyacı olduğu halde dilenmeyenleri takdirle anmış ve onların durumunu da iffet çerçevesine dâhil etmiştir. “Bu yardımlar, kendilerini Allah yoluna vakfeden yoksullar içindir. Bunlar yeryüzünde dolaşma imkânı bulamazlar. Halktan istemekten geri durmaları sebebiyle, onların gerçek hallerini bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Ey Resûlüm, sen onları simalarından tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek halktan bir şey istemezler. Hem hayır adına her ne verirseniz mutlaka Allah onu bilir.” (Bakara Sûresi, 2/273) mealindeki ayet-i kerime işte bu manadaki iffeti ve iffetlileri anlatmaktadır. Sadakaların kimlere verileceğini belirten bu ayet, Peygamber halkasının Allah yoluna adanmış talebeleri olan, mescitte yatıp kalkan, Resûl-ü Ekrem’in sohbetlerini dinleyip öğrenerek sonraki nesillere nakletmeye çalışan, vakitlerini ibadetle, ilimle değerlendiren ve iaşeleri de Allah Resûlü tarafından karşılanan “Ashab-ı Suffe” başta olmak üzere, kendini öğrenip öğretmeye vakfeden, dolayısıyla malı-mülkü olmayan, başka bir meslekte çalışmaya vakit bulamayan ya da güç yetiremeyen, ama her şeye rağmen başkalarına da el açmayan, hayâ ve iffetlerinden ötürü dilencilikte bulunmayan her devirdeki fakir fakat afif Müslümanları takdir etmektedir.

Haddizatında, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) hakiki fakiri bu çerçeve içinde zikretmiş; “Fakir, kapı kapı dolaşan ve bir iki lokma veya bir iki hurma ile baştan savılan kimse değildir. Gerçek fakir, durumu bilinmediği için kendisine sadaka verilmediği halde, ihtiyaç içerisinde olmasına rağmen iffetinden dolayı başkalarına el açmayan ve halktan hiçbir şey istemeyen insandır.” buyurmuştur.

Ashab-ı Suffe’den olan Ebu Hüreyre gibi sahabe efendilerimiz açlıktan kıvrım kıvrım kıvrandıkları halde kimseden bir şey istememeyi ahlâk haline getirmişlerdir. Öyle ki, Hazreti Sevban ve Hakîm b. Hizam’ın da aralarında bulunduğu bazı sahabiler, insanlardan bir şey istememe konusunda Allah Resûlü’ne söz vermiş ve ömürlerinin sonuna kadar sadık kaldıkları bu vaadlerinden dolayı asla sadaka kabul etmemiş; hatta deve üzerindeyken kırbaçları yere düşse onu bile kimseden istememeleriyle meşhur olmuşlardır. İşte, “Her kim iffetli olmaya çalışır, yüzsüzlükten sakınırsa Allah da onun iffetini korur ve artırır. Bir insanın bir ip alıp sırtında odun taşıyarak onu azıcık hurmaya satması, dilenmesinden daha hayırlıdır.” buyuran Peygamber Efendimiz’in bu tavsiyesine uygun yaşamak da iffetin önemli bir derinliğini teşkil etmektedir.

Resûl-ü Ekrem Efendimiz’in (aleyhi ekmelü’t-tehayâ) sabah-akşam tekrar ettiği dualardan biri, “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliğiyle beraber başkalarına muhtaç olmayacak kadar rızık istiyorum.” niyazıdır. Her söz, hal ve tavrıyla hidayet üzere olan, muttakilerin imamı ve iffetlilerin en afîfi Allah Resulü’nün hidayet, takva, iffet ve gönül tokluğu istemesi, hem bu hususlardaki temadî ve derinlik talebi şeklinde anlaşılmalı hem de ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalatü vesselam) neler istemesi gerektiğine bir işaret olarak kabul edilmelidir.

Nazarlarınızı haramdan koruyun

“Sedd-i zerâî”, fenalıklara ve günahlara götüren yolları tıkama, harama sebep olabilecek fiillerden kaçınma demektir. Mesela, zina büyük bir günahtır. Harama nazar bu günaha götüren bir sebep olduğu için o da günahtır ve yasaklanmıştır.

Bunun için, Kur’an-ı Kerim, “Zina etmeyin”, “Yetim malı yemeyin” emrini ifade ederken “Zinaya yaklaşmayın”, “Yetim malına yaklaşmayın” şeklinde seslenmekte ve neticede günaha götürebilecek atmosferden uzak durmayı emretmektedir.

Evet, göz görür, kulak dinler, dil telaffuz eder; görülen, duyulan ve söylenen şeyler zihinde kurgulanır; tahayyül tasavvura dönüşür, o da gidip taakkulle belli bir kalıba dökülür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu vetire insanın iradî davranışlarına tesir eder; el tutar, ayak gider… Dolayısıyla, daha tahayyül durağında iken günahın önü kesilmeli; onun tasavvura ve sonrasına ulaşmasına mani olunmalıdır. Mesela; harama nazar önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek bir tehlikedir. Biraz gayret etseniz bakmamaya katlanabilirsiniz. Gözünüze ilişen çirkin bir manzaradan sıyrılma, iradenizin belini bükebilecek kadar büyük bir yük değildir; gözünüzü kapamaya irade gücünüz yeter. Fakat, nazarlarınızı haramdan çevirmez, kendinizi o işe salar ve bir “bakma tiryakisi” olursanız artık geriye dönme ihtimaliniz azalır. Hele bir de gözünüzden zihninize akan manzaraları tasavvurla, taakkulle besler ve büyütürseniz sahilden ayrılmış sayılırsınız. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük cehd ü gayret ister. Şair bir arkadaşımın, “İsyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni” dediği gibi, Allah muhafaza, o günah deryası, dalgaları arasında sizi evirir çevirir ve kıyıya çıkmanıza izin vermez.

Tam günah eşiğinde ve uçurumun kenarında iken geri dönebilen ve büyük bir felaketten kurtulan yiğitler de yok değildir. Mahşerin dehşet verici tehlikelerinden Allah’ın gölgesine sığınarak korunacak olan yedi grup insan anlatılırken, böyle bir iffet kahramanına da işaret edilmektedir. Zira namus ve haysiyetini muhafazada fevkalâde hassas ve şehevânî isteklerine karşı alabildiğine kararlı o babayiğit, güzellik ve servet sahibi bir kadının günaha davetini “Ben Allah’tan korkarım” çığlığıyla reddedebilmiş ve irade ile aşılamaz gibi görünen bir akabeyi aşabilmiştir. Evet, iffetli bir insanın ortaya koyduğu böyle bir kahramanlık herkese müyesser olmaz. Bu haller, çok istisnaî olan irade zaferleridir. O türlü durumlarda devrilmeme her insanın ulaşabileceği bir başarı değildir. Pek çokları o kaygan zeminlerde ayakta kalamaz ve yıkılır. Dolayısıyla, daha o noktaya kadar götürmeden meselenin önünü almak gerekir.

[HAFTANIN DUASI]

Ey yücelerden yüce Rabb’imiz! Biz her ne kadar Sen’in o engin rahmetine ve keremine lâyık olmasak da, şüphesiz Sen’in rahmetin, bizim gibi hayatının çoğu düşüp kalkmakla geçmiş mücrimlere bile ulaşacak kadar geniş ve boldur.

Ya Rab! Bizi de o enginlerden engin rahmetinden hissedâr kıl… İmanımızı kemâle ulaştırmak sûretiyle kalblerimizi itmi’nanla doldur… Lütfunla yakînimizi etemmiyet vasfıyla zenginleştir!

[SÖZÜN ÖZÜ]

Kendinde bir şey vehmeden kaybetmiştir. İkram ve imtihan-ı İlâhî olarak bazı şeyler kendisine gösterilse veya güzel rüyalar görse bunu dahi anlatıp kendine pay çıkaran hasta ruhlar vardır.

Bu, çok tehlikeli bir yoldur. Daha tehlikelisi de “Aczimize binâen Allah zaman zaman lütfediyor böyle…” denmesi ve bu şekilde tevazu paketine sarılmış enâniyet ve riyâkarlığa meyledilmesidir. Bozuk paraları şıkırdatırsan avcılar seni duyar, bu avcılar yaman olur, endişe et ki seni vurur.

Bu yazı toplamda 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Cimboma Ankara’dan iyi haber

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Spor

 
İki tarafın 8 ay süren görüşmeleri sonrası dün Ankara’dan onay geldi. Kulübün borcu faizleri ile birlikte 51 milyon dolara düşürüldü. Ödeme 2013 yılına kadar yapılacak.

GALATASARAY Yönetimi’nden bir büyük başarı daha… Rüyaları süsleyen Seyrantepe Stat Projesi’nin hayata geçmesinin akabinde şimdi de yıllardır bela olan banka borcu dün gelen onaydan sonra ödenebilir hale geldi.

Futbol takımının ligin son haftalarındaki kötü performansı ve Feldkamp krizi Vakıfbank’tan gelen müjdeli haberle bir anda unutuldu. Galatasaray Kulübü tarihinin en büyük borcunu 8 aylık gizli görüşmelerin ışığında Mali İşlerden Sorumlu, eski Devlet Bakanı Işın Çelebi ve başkan yardımcısı Adnan Polat’ın girişimleri sayesinde yüzde 50′den bile daha fazla bir oranda düşürüldü.

İlk ödeme 1 milyon dolar

Geçtiğimiz günlerde başkan Özhan Canaydın ve yardımcısı Adnan Polat’la birlikte Vakıfbank’ın yöneticileri arasında yapılan anlaşma ile borç, faizleri ile birlikte 51 milyon dolar olarak belirlendi. Bu tarihi imzalar atıldıktan sonra yönetim kurulu Ankara’dan gelecek haberi beklemeye başladı.

Sarı kırmızılılar, YTL olarak katlanan borcunu dolara çevirdi. Yüzde 8′lik faizle 6 yılda (2013), her sene 10 milyon dolar olmak üzere bankaya geri ödeme yapması belirlendi.

Vakıfbank’a 6 yıl içinde düzenli bir şekilde 40 milyon doları ana para, 11 milyon doları faiz olmak üzere toplam 51 milyon dolar ödenecek. Yönetim, anlaşma gereği 2008′in ilk haftasına kadar Vakıfbank’a 1 milyon dolar ödemek zorunda.

Yöneticilerin yüzü güldü

Canaydın-Polat ikilisinin ve banka yöneticilerin anlaşmasından sonra dün de beklenen cevap geldi. Yönetimin 8 aylık çalışması Vakıfbank Üst Yönetim Kurulu’nun onay vermesi ile noktalandı. Galatasaray Kulübü de yıllardır üzerinde bir kambur gibi taşıdığı borç yükünden büyük ölçüde kurtulmanın mutluluğunu yaşadı.

HÜRRİYET

Bu yazı toplamda 59, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Gazetecinin rüyası, sırrı itiraf ettirmiş!

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Dünya

 İngiliz hükümetinin, bir gazetecinin gördüğü rüyayı anlatması nedeniyle 1974′te nükleer deneme yapıldığını itiraf etmek zorunda kaldığı ortaya çıktı.

Gizliliği kalkan İngiliz Ulusal Arşivlerine göre, dönemin başbakanı Harold Wilson, Mayıs 1974′te ABD’deki Nevada Çölü’nde nükleer deneme yapıldığını kesinlikle gizli tutmak istiyordu, ancak Daily Express muhabiri Chapman Pincher, gördüğü bir rüyayı kaynak alarak, olayın ortaya çıkmasına neden oluyor.

Arşivlere göre, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Crispin Tickell, durumu başbakanlık makamına rapor ediyor ve “İster inanın ister inanmayın ama Ellison’ın kaynağı kendisinden başkası değil” ifadesini kullanıyor.

Tickell’ın kaleme aldığı rapora göre, avlanmak için İskoçya’da bulunan gazeteci gördüğü kabusu arkadaşlarına anlatıyor. Gazeteci rüyasında İngiltere’nin yaptığına emin olduğu bir nükleer deneme gördüğünü arkadaşlarına iletiyor. Arkadaşları ise bu kötü rüyayı unutmasını ve yeniden ava çıkmasını söylüyor. O da 3 gün daha avlanıyor. Ama Londra’ya dönüşünde Savunma Bakanlığından tanıdıklarını arayıp, “İngiltere’nin nükleer deneme hikayesi de ne” diye sorarak, şansını deniyor. İyi bir ipucu yakaladığını gösteren bir cevap alan gazeteci, buradan yola çıkarak makalesini kaleme alıyor.

Yine arşivlere göre, aslında gazeteci, bir nükleer denemenin yapılmak üzere olduğunu yazıyor. Ancak makale parlamentoda o kadar etkili oluyor ki, Harold Wilson Avam Kamarası’nda açıklama yapmak zorunda kalarak, nükleer denemenin yapıldığını itiraf ediyor.

AA

Bu yazı toplamda 57, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kredi kartı faizlerinde indirim

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Ekonomi

 Kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı, YTL için yüzde 5,55′ten 4,93′e, gecikme faiz oranı da yüzde 6,20′den yüzde 5,68′e indirildi.

Merkez Bankası’nın, kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranlarında değişiklik içeren tebliği Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tebliğe göre, kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı, YTL için yüzde 5,55′ten 4,93′e, ABD Doları için yüzde 2,54′ten 2,52′ye indirildi. Euro için yüzde 2,30 olan oran değişmedi.

Aylık azami gecikme faizi oranı ise YTL için yüzde 6,20′den 5,68′e düştü. Oran ABD Doları için yüzde 2,99 ve avro için yüzde 2,86 olarak devam edecek.

REESKONT VE AVANS İŞLEMLERİ FAİZ ORANLARI

Merkez Bankası’nın, “Reeskont ve Avans İşlemlerinde Uygulanacak Faiz Oranları Tebliği” de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tebliğe göre, Banka tarafından, vadesine en çok 3 ay kalan senetler karşılığında yapılacak reeskont işlemlerinde iskonto faiz oranı yıllık yüzde 25, avans işlemlerindeki faiz oranı ise yıllık yüzde 27 olarak uygulanacak.

AA

Bu yazı toplamda 52, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Şehit ve gazilere yüzde 100 zam

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 
Mehmetçik Vakfı, şehit ve gazi ödeneklerini yüzde 100 artırdı.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Mehmetçik Vakfı, vatani görevini yaparken şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden çavuş, onbaşı ya da erlerin yakınları ile gazi ve engelli Mehmetçikler, onların çocuklarına ekonomik ve sosyal destek veriyor. Mehmetçik Vakfının, 26 Aralıkta yapılan yönetim kurulu toplantısında, son dönemde, özellikle kurban bağışlarından sağlanan yardımlardaki yüzde 73 oranındaki artışa paralel olarak bir dizi karar alındı.

Yardım miktarlarına 6 ayda bir artış yapan Mehmetçik Vakfı, son dönemde maddi imkanlarındaki artışa paralel olarak, şehit ve gazi ödeneklerini yüzde 100, sürekli yardımlara ise 25 oranında artırdı.

Şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden çavuş, onbaşı ve erlerin yakınlarına yapılan ölüm yardımları 10 bin YTL’den 20 bin YTL’ye çıkarıldı. Gazi ve engelli çavuş, onbaşı ya da erlerin maluliyet yardımları da derecelerine göre 5-10 bin YTL’den 10-20 bin YTL’ye yükseltildi.

Buna göre, gazi ve engelli Mehmetçiklere 1. derece için 20 bin YTL, 2. derece için 18 bin YTL, 3. derece için 16 bin YTL, 4. derece için 14 bin YTL, 5. derece için 12 bin YTL, 6. derece için ise 10 bin YTL maluliyet yardımı yapılacak.

Yeni düzenlemede, 4. derece gazi ve engellilerin vefatı durumunda da yapılan ölüm yardımı 5 bin 200 YTL’ye yükseltildi. Şehit olan veya herhangi bir nedenle hayatını kaybeden erbaş ve erin ölüm tarihinde, gazi ve engelli erbaş ve erin de olay tarihinde hamile olan eşlerinin doğum yapmaları ile bakım ve öğrenim yardımı alan çocuklarının vefatı durumunda ödenen yardımlar da 5 bin 200 YTL olarak belirlendi.

SÜREKLİ YARDIMLAR YÜZDE 25 ARTIRILDI

Vakıf tarafından gerçekleştirilen ”Sürekli Yapılan Yardımlar” ise yüzde 25 oranında artırıldı. 3 bin 288 gazi ve engelli Mehmetçik’e maluliyet derecesine göre sürekli olarak yapılan 350-500 YTL arasındaki yardımlar, 1. derece için 625 YTL’ye, 2. derece için 562 YTL 50 YKr’ye, 3. derece için 500 YTL’ye, 4. derece için de 437 YTL 50 YKr’ye çıkarıldı.

Öğrenim seviyelerine göre aylık 170-335 YTL arasında yapılan ”bakım-öğrenim yardımı”ndan yararlanan 2 bin 113 Mehmetçik çocuğundan okul öncesi veya ilköğretim müteakip öğrenimine devam etmeyen çocuklar için (18 yaşını tamamlayana kadar) 212 YTL 50 YKr, lise ve muadili öğrenim gören çocuklar için (19 yaşını tamamlayana kadar) 312 YTL 50 YKr, fakülte ve yüksek okul öğrenimi gören çocuklar için (25 yaşını tamamlayana kadar) 406 YTL 25 YKr, doğuştan veya yardım planı kapsamında iken özürlü duruma düşen çocuklar için (Özürü devam ettiği sürece) 406 YTL 25 YKr yardım yapılacak.

Buna göre, üniversite, lise ve ilköğretimde birer çocuğu öğrenim gören üç çocuklu birinci dereceden bir gaziye ayda 1556 YTL 25 YKr yardımda bulunulacak.

Vakıfın yardım miktarlarında yaptığı son artışla, 1 yılda yapacağı toplam yardım miktarı ise 26 milyon 400 bin YTL’den 38 milyon 400 bin YTL’ye yükseldi.

AA

Bu yazı toplamda 174, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Her yerde izleniyorlar

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 Yakalanma korkusuyla cep ve uydu telefonu kullanmayan terör örgütü yöneticileri ‘girip çıktıkları her yerde’ izleniyor ve ilişkileri belirleniyor.

Sınır ötesi operasyonlarla havadan ve karadan PKK’ya ağır darbe indirilirken, yakalanma korkusuyla cep ve uydu telefonu dahi kullanmayan terör örgütünün elebaşlarının ‘girip çıktıkları her yerde’ adım adım izlendiği ve ilişkilerinin belirlendiği her an ‘paket’lenebilecekleri öne sürüldü
EVLERE UĞRAMIYORLAR

PKK’nın tepesindeki iki isim Murat Karayılan ile Cemil Bayık’ın Kandil’den indikleri zaman gittikleri yerler, telefonla ve yüz yüze görüştüğü kişiler belirlendi. Ancak Karayılan Erbil’de, Bayık ise İran’ın Urumiye kentinde daha önce belirlenen uğrak yerlerine 16 Aralık’taki operasyondan sonra gitmediler. Bu evlerde iki elebaşının sevgilileriyle buluştukları belirlendi. Terör örgütünün iki elebaşı, teknik takipten kurtulmak için 1.5 yıldır düzenli olarak aynı uydu telefonunu, cep telefonunu ve telsizi kullanmıyor; görüşmelerini değişik telefonlar ve hatlardan yapıyor.

HER ADIMLARI TAKİP ALTINDA

Ancak PKK elebaşlarının her hareketinin, dağdakilerin ‘BBG evi’ gibi izlenmesine benzer şekilde ‘fiziki istihbarat’ sayesinde an be an izlendiği belirtildi. Bu isimlerden bazılarının İran’a ve Irak’ın güneyine geçtiği, bir kısmının Avrupa’ya gitmek için çabaladığı belirlenirken, önemli isimlerin, uğradıkları mekanlar, kullandıkları gözlük numaraları ve takma dişleri de dahil bütün ‘özel’ bilgilerinin istihbarat raporlarına girdiği öğrenildi.

‘YILBAŞI PAKETİ’ BİLE OLABİLİR

Terör örgütü PKK elebaşlarının, Abdullah Öcalan’ın Kenya’dan getirilmesi ya da Şemdin Sakık’ın yakalanması gibi bir operasyonla her an Türkiye’ye getirilebileceği kaydedildi. Örgütün dağılması sürecinde siyasi sorunlar yaşanmaması için bazı isimlerin üçüncü bir ülkeye gitmesi de dosyalardaki ihtimaller arasında. Bu ülkelerden Norveç üzerinde duruluyor. Bir yetkili, “Bu yönde çalışmalar yapılıyor olabilir. Ancak devlet bunun için herhangi bir ülkeyle anlaşma yapmaz” dedi.

12 askerin şehit edilidği Dağlıca baskınından sonra sınır ötesi operasyon için düğmeye basılırken, PKK liderlerinin “paketlenerek” Türkiye’ye teslim edilmesi konusu gündeme gelmişti. Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı Bush ile görüşmesinin ardından başlayan 5 Kasım süreci ile birlikte örgüt hakkında ‘anlık istihbarat’ sağlanırken, ‘paket’ senaryoları da güçlenmişti.

100 kişilik liste Bağdat’a verildi

Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’den iadelerini istediği 100′ü aşkın PKK yöneticisi arasında Murat Karayılan, Cemil Bayık, Rıza Altun, Ali Haydar Kaytan, Mustafa Karasu, Duran Kalkan, Fehman Hüseyin ve Rüstem Cudi gibi isimler bulunuyor.

ABDÜLKADİR SELVİ - YENİ ŞAFAK

Bu yazı toplamda 52, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Hain kundakçılar iş başında

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 
Terör örgütünün hain elleri bu gece de boş durmadı.İstanbul’un dört ayrı noktasında bir otomobil, ikisi kamyonet, iki de minibüsten kundaklandı.

Eminönü’de, park halindeki bir otomobil, kimliği belirsiz kişilerce benzin dökülerek yakılmak istendi. Otomobilde çıkan yangın büyümeden vatandaşlarca söndürüldü. Sinirler gerilince polisle vatandaşlar tartıştı.

Edinilen bilgiye göre, saat 23.00 sıralarında Eminönü Vefa Caddesi Ayrancı Sokak üzerinde, park halinde bulunan, Ahmet Fazlı’ya ait otomobil, kimliği belirsiz kişilerce kundaklandı. Failler olay yerinden kaçarken, otomobil tamamen tutuşmadan alevler vatandaşlarca söndürüldü. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, soğutma çalışması yaptı. Bir vatandaş kundaklama olaylarına tepki göstererk, “Bu vatanı bu gibi eylemlerle bölemeyecekler.” dedi. Bu arada otomoblin sahibi ve vatandaşlar, eylemi yapanların yakalanmamasına teki göstererek polisle tartıştı.

KÜÇÜKÇEKMECE’DE 2 KAMYONET KUNDAKLANDI

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi Turna Caddesi Penguen Sokak üzerinde saat 01.00 sıralarında meydana geldi. Kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişiler iki aracın üzerine yanıcı madde döktükten sonra ateşe verdi. Araçları ateşe veren şahıslar, olay yerinden kaçtı. Araçların yandığını fark eden mahalle halkı, durumu polise ve itfaiyeye haber verdi. Olay yerine kısa sürede gelen itfaiye ekipleri, ateşe verilmiş kamyonetleri kısa süre içerisinde söndürdü. Olay yerine şerit çeken polis ekipleri, delil topladı.

Polis, olay sonrası, bölgede zanlıları yakalamaya yönelik çalışma başlattı. Caddelerde şüpheli gördükleri araçlarda uygulama yapan ekipler, arabaları didik didik aradı. Araçların içerisinde detaylı bir araştırma yapan polisler, saldırganların izine rastlayamadı.

Olayı görmediklerini belirten mahalle sakinlerinden biri, “İlk olarak arabanın lastiğinin yandığını gördüm. Daha sonra alevler arabayı sardı. Bana kalırsa arabanın yakılma sebebi molotof kokteyli değil, benzin dökülmesidir” şeklinde konuştu. Yanan araçların şoförleri ise olayı gerçekleştirenleri görmediklerini ifade etti.

Polisin olayla ilgili soruşturması sürüyor.

SEFAKÖY VE KAĞITHANE’DE 2 MİNİBÜS KUNDAKLANDI

Küçükçekmece Kanarya Mahallesi’nde 2 kamyonetin kundaklanmasından sonra Sefaköy ve ve Kağıthane’de birer minibüs olmak üzere 2 araç daha kundaklandı.

Sefaköy Ülkem Sokak üzerinde park edilmiş olan bir minibüs, kimliği belirsiz kişi ve kişilerce yanıcı madde kullanılarak ateşe verildi. Alev alev yanmaya başlayan minibüs, itfaiye ekiplerince söndürüldü. Polis, olayın ardından çevrede failleri aramaya başladı. Kağıthane Hürriyet Mahallesi Cemil Bengü Caddesi üzerinde bir minibüse yapılan saldırıda minibüs alev aldı. Vatandaşlar kendi imkanlarıyla yanan aracı söndürdü.

Bu yazı toplamda 42, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Butto’nun naaşı köyünde

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 Benazir Butto’nun naaşı Pakistan’ın güneyinde Sindh eyaletindeki köyüne getirildi.

Pakistan’ın Ravalpindi kentinde dün seçim mitingi sırasında suikasta kurban giden eski başbakan ve Müslüman dünyasının seçilmiş ilk kadın başbakanı olan Benazir Butto’nun naaşı güneyde Sindh eyaletindeki köyüne getirildi. Bugün yapılacak defin için hazırlık başladı.

İntihar bombacısının kurşunuyla hastanede can veren 54 yaşındaki Butto’nun naaşı, Sindh eyaletinin Larkana kentine bağlı Garhi Hüda Bakş köyünün mezarlığına getirildi.

Buraya biri erkek, ikisi kız 19-14 yaşlarındaki üç çocuğuyla gelen Butto’nun kocası Zerdari, ağlayan, feryat eden kalabalığa, naaşı taşıyan ambulansın önünde seslenerek, ”metanetle, sabırla kaybımızı karşılayalım” dedi.

Butto’nun naaşı, 8 yıl sürgünden sonra yakınlarda ziyaret ettiği köy kabristanında, eski cunta tarafından idam edilen babası, Cumhurbaşkanı ve Başbakan Zülfikar Ali Butto’nun yanına defnedilecek.

OLAYLAR DİNMİYOR

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Peşaver kentinde, dün suikasta uğrayan eski başbakanlardan Benazir Butto yandaşlarından yaklaşık 4 bin kişinin toplandığı ve yüzlercesinin Devlet Başkanı Pervez Müşerref yanlısı partinin kentteki bürosunu yağmaladığı haber veriliyor.

AP ajansı, göstericilerden yüzlercesinin parti bürosundaki mobilyaları, malzemeleri ateşe verdiğini bildirdi. Parti bürosunun saldırı sırasında boş olduğu, olaylarda yaralanan olmadığı kaydedildi.

Suikastın ardından dün öfkeli Butto yandaşları sokaklara dökülmüş, ülke genelinde araçların, dükkanların ateşe verildiği şiddet olaylarında 10 kişi ölmüştü.

AA

Bu yazı toplamda 62, bugün ise 3 kez görüntülenmiş

‘2008, PKK’nın sahneden silindiği yıl’

Yazar aSh | 28.12.2007 | Kategori Gündem

 
Sedat Laçiner: 2008, PKK’nın sahneden silindiği yıl olacak…

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Laçiner, “Türkiye’nin terör örgütü PKK ile mücadelede ilk kez bu kadar teknik ve başarılı operasyonlar yapabildiğini” belirtti.

“ABD’nin de 1 Mart tezkeresinin reddinin ardından askıya aldığı PKK’yı tasfiye sürecinin şimdi yeniden başlatılmış göründüğünü” ifade eden Laçiner, “Bunları üst üste koyduğumuz zaman; dışarıda ABD ile Türkiye arasında, içeride de ordu ile hükümet arasında uyum devam eder, hata ve olağanüstü bir gelişme olmazsa 2008 yılı PKK’nın son yılı olabilir. Gelecek yılı, PKK’nın sahneden silindiği yıl olarak görmek mümkün” dedi.

-”ASKERİ ÖNLEMLER KEMOTERAPİ”-

“Böylece PKK’nın marjinalleşmiş, yığınsal desteğini kaybetmiş, bölgedeki nüfusu tamamen ortadan kalkmış bir örgüte döneceğini” anlatan Laçiner, “ancak PKK’nın yerini başka terör örgütlerinin alması tehlikesinin de bulunduğuna” işaret etti.

“Bu nedenle Türkiye’nin askeri operasyonlarını ekonomik, sosyal, hukuki ve siyasal önlemleri içeren sivil operasyonlarla desteklemesi gerektiğini” belirten Laçiner, “yeni bir af yasasına gerek olmadığını, mevcut yasada ufak değişikliklerin yeterli olacağını, ancak önemli olanın dağa çıkış nedenlerini ortadan kaldırmak olduğunu” dile getirdi.

Laçiner, askeri önlemleri de “kemoterapi” tedavisine benzeterek, “Bir topluma çeyrek asır boyunca kemoterapi uygularsanız sorunlar kangrenleşir, kronik hale gelir. Kemoterapiye güvenerek sorunu çözdüğümüzü düşünemeyiz. Başka önlemler alınması ve yeni kanser oluşturucu noktaların temizlenmesi lazım” dedi.

“Ancak Türk ordusunun da operasyonlarla yeni nesil bir ordu haline gelmeye başladığını ve Türk ordusunda zihniyet devrimi yaşandığı” görüşünü dile getiren Laçiner, “ordunun teknolojik anlamda yeni çağın ordu anlayışına yaklaşmakta olduğunu” bildirdi.

-”BAHARA KADAR SÜRER”-

“Operasyonların ucu açık, aylarca ve ihtiyaç olduğu sürece yapılabileceğine” işaret eden Laçiner, “kış aylarında yapılmasının da terör örgütü için daha fazla dezavantaj olduğunu” söyledi.

“Örgütün çok fazla manevra sahası bulamadığını, lojistik, ulaşım ve iletişimde ciddi problemler yaşadığını, ilk hava saldırılarında lider kadrosundan ölen ve yaralananlar olduğunu” kaydeden Laçiner, “İpi çekilen terör örgütünün çok ciddi dağılma sürecine girdiğini” ifade etti.

Laçiner, “Önümüzdeki günlerde operasyonlar biraz daha kolay olacak. Örgüt daha çok hata yapmaya zorlanmış olacak” dedi.

“Operasyonlarla örgütün baharda diri bir şekilde ortaya çıkmasının da engellenmeye çalışıldığını” belirten Laçiner, “Şehirlere dağıldılar. Baharda şehirlerden geri kamplara gelecekler, gelsinler. Türkiye’nin uçağı, bombası bitmiyor ki, Mart’ta, Nisan’da yine vurulur. Bütün mesele bu operasyonlar için uygun olan şartların oluşturulmuş olmasıdır. Bunu devam ettirmektir. Bunu da Türkiye bahara kadar devam ettirecek gibi görünüyor” diye konuştu.

-”PKK İLE YOLLARINI AYIRMAK ZORUNDA”-

“Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin lideri Mesud Barzani’nin de eninde sonunda PKK ile yollarını ayırmak zorunda olduğunu” söyleyen Laçiner, “Ülke içinde, seçmen kademesinde, ABD, Avrupa ve dünya bazında PKK şu anda büyük bir yük. Eğer Barzani PKK ile yolunu ayırmazsa Barzani ile ABD, Ankara ve daha birçok güç arasında görüş farklılıkları artar ve bu krize doğru yol alır. Bunu da hiç kimse PKK için göze almaz. Aynısını DTP için de söylememiz mümkün” dedi.

“Nitekim, Türkiye-ABD ilişkilerinin 1 Mart tezkeresi öncesine dönmeye başladığı” görüşünü de dile getiren Laçiner, “Barzani’nin son çıkışını devam ettirmesi durumunda, Washington ile arasındaki makasın açılmaya başlayacağını” ifade etti.

“Ayrıca, operasyonlar sürerken Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’nin, hatta Barzani ya da Irak’tan başka bir yetkilinin Türkiye ziyaretinin çok büyük kazanım sağlayacağını” savunan Laçiner, “Irak’tan birinin ziyaretinin, Ankara’ya gelip eleştiride bulunsa bile Türkiye’nin operasyonlarını tasvip ediyor olması anlamına geleceğini” belirtti.

Laçiner, “bu durumda kimsenin Türkiye’ye ‘diyalog yolunu dene’ gibi bir söz söyleme fırsatının kalmayacağını” dile getirdi.

-”İLİŞKİLER TAMİRAT AŞAMASINDA”-

“Artık Türk-Amerikan ilişkilerinde de tamiratın başladığını” belirten Laçiner, “bundan sonraki aşamanın, Orta Doğu’da gerçek anlamda stratejik ortaklık olması gerektiğini” ifade etti.

Laçiner, “sınır ötesi operasyonlarda yapılan işbirliğinin, bu ortaklığın Soğuk Savaş sonrasındaki en somut hali olduğunu” bildirdi.

“ABD’nin, yalnızca İngiltere ve İsrail’le benzer ilişki içinde olduğunu” anımsatan Laçiner, “Geçmişteki sınır ötesi operasyonlarda da ABD’nin Türkiye’ye verdiği istihbarat bilgileri vardı, ama bu kadar düzenli ve yoğun değildi. Bunu Barzani’ye rağmen yapıyor. Dolayısıyla bundan sonraki dönem Orta Doğu’daki Türk-Amerikan stratejik ortaklığının kök salması dönemi olabilir” diye konuştu.

-”U-DÖNÜŞÜ TÜRKİYE’DE”-

Laçiner, ABD’nin politikasında bir U-dönüşünün olduğuna ilişkin yorumların hatırlatılması üzerine, “asıl U- dönüşünün ABD’de değil, Türkiye’de olduğunu” savunarak, şu görüşleri dile getirdi:

“Nisan ayındaki Türkiye ile Aralık ayındaki Türkiye arasında dağlar kadar fark var. Aynı insanlar, aynı başbakan, aynı generaller var, ama baktığınız zaman, sanki ilkbaharda birbirine düşman gibi yansıtılan insanlar, şu anda omuz omuza çalışıyorlar. Bu çok büyük bir U-dönüşüdür.

Askeri kanat, ilkbaharda Amerikan askerleriyle çarpışıp çarpışmayacağını merak ediyordu, dünya medyası önünde açıkça konuşuyordu. Ama bugün geldiğimiz noktada ‘Amerikan istihbaratından yararlanacağız, ilişkiler sürecek, işbirliği devam edecek’ deniyor, bu da çok büyük bir U-dönüşüdür. Biz Türkiye olarak ‘ABD, PKK’yı destekliyor’ diyorduk, şu anda ‘ABD, PKK’yı bitirmeye çalışıyor’ diyoruz. Bu da bir U-dönüşüdür.”

Laçiner, “operasyon öncesi yürütülen diplomatik faaliyetler ile uluslararası toplumdan çok fazla itiraz gelmesinin engellediğini” de belirterek, “Türkiye, belki de Cumhuriyet tarihindeki en iyi diplomatik operasyonlarından birini yapmış oldu” dedi.

AA

Bu yazı toplamda 69, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

SEDEF HASTALIĞI (Psoriasis)

Yazar Swan | 27.12.2007 | Kategori Sağlık

 

Psoriasis, Grekçe kaşıntı anlamına gelen ‘psora’ kelimesinden köken alır. Sedef hastalığı olarak da bilinir. Hastalığın bulunduğu deri bölgesi kızarık hale gelir. Üzerinde kalın gümüş renkli kabuklanmalar oluşur. Saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir. Bazı vakalar kişinin hastalığının farkında olmayacak kadar hafif seyirlidir. Diğer taraftan vücudun büyük bir kısmını tutacak şekilde şiddetli seyredebilir. Bu çok şiddetli vakalarda bile yararlı tedavi metodları vardır. Sedef hastalığı aynı ailenin birden fazla bireyinde görülebilmesine rağmen bulaşıcı değildir. Toplumda hastalığın görülme sıklığı yüzde 1 ila 3 arasında değişmektedir.

Sedef hastalığının sebebi nedir ?

Sebep bilinmemektedir. Bununla birlikte güncel araştırmalar kanda bulunan akyuvarlardaki bir anormalliğin iltihabi olayı tetiklediğine ve hastalığın gelişime yol açtığına işaret etmektedir. İltihaptan dolayı deri üç dört günde bir dökülür. Bu normalden yedi sekiz kat daha hızlıdır. Hastalar deride kaşıma, yolma, yaralanma veya aşırı güneş yanığından 10-14 gün sonra beneklenme tarzında yeni plakların ortaya çıktığını farkeder. Sedef hastalığı aynı zamanda, streptokoksik boğaz iltihabı gibi bazı infeksiyonlardan sonra, bazı ilaçların alımıyla birlikte aktivite kazanabilir. Alevlenmeler kış aylarındadır çünkü deri kurur ve güneş ışığı azalmıştır.

Sedef hastalığının tipleri

Hastalık çeşitli formlarda görülebilir. Bu formlar hastalığın şekli, şiddeti, devam etme süresi, yerleşim yeri açısından farklı özellikler taşır. En sık görülen formda başlangıçta küçük kırmızı bir kabarıklık vardır.Giderek genişleme ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür.

  • Dizler, dirsekler, kasık bölgesi ve genital bölge, kollar, bacaklar, avuç ve ayak tabanları, saçlı deri, vücuttaki kıvrım bölgeleri sedef hastalığının en çok görüldüğü bölgelerdir.
  • Tırnakta sedef hastalığı varsa üzerinde nokta şeklinde çöküntüler görülür. Tırnak yatağı kalınlaşır, peynirimsi bir görünüm alır. Tedavisi zordur.
  • Koltukaltında, kasık bölgesinde, genitalde, göğüs altlarında alışılmadık tarzda sedef hastalığı görülebilir.
  • Guttat sedef hastalığı genellikle bir boğaz iltihabını takiben görülür. Genellikle çocuklar etkilenir. Vucutta çok sayıda küçük kırmızı, üzeri kabuklu lekeler ortaya çıkar. Haftalar veya aylar içerisinde kendiliğinden kaybolur.
  • Sedef hastalığı olan kişilerde %30′a varan oranlarda eklem iltihaplanması şikayetleri görülür. %5-10′unda çeşitli eklemlerde iltihabi olaydan dolayı işlevsel kısıtlılık oluşur. Bazı kişilerde eklem iltihaplanması şikayetleri, deri tutulumu arttığı zaman kötüleşebilir. Bazen de deri tutulumu düzeldiğinde eklem şikayetleri de düzelir.

Nasıl teşhis konulur ?

Bir deri hastalıkları uzmanı fizik muayene ile sedef hastalığını kolaylıkla teşhis edebilir. Eğer şüphe varsa biyopsi ile kesinleştirilir.

Nasıl tedavi edilir ?

Amaç iltihabi durumu azaltmak ve derinin kabuklanıp dökülmesini kontrol altına almaktır. Nemlendirici krem ve losyonlar deri üzerindeki pulların giderilmesine ve kaşıntının kontrol edilmesine yardımcı olur. Sedef hastalığının tedavisinde özel bir diyet uygulaması gerekmemektedir. Tedavi, hastanın genel sağlığı, yaşı, yaşam tarzı ve sedefin şiddeti göz önünde bulundurularak planlanır. Çeşitli tip tedavilere gerek duyulabilir ve doktorun önerdiği kontrollere riayet etmek gereklidir. Doktor, hastalıklı deri üzerine uygulamak üzere kortizon benzeri ürünler, sentetik vitamin D, katran veya antralin içeren ilaçlar reçete edebilir. Bunlar tabii güneş ışığı veya ultraviyole ışığı ile birlikte kullanılabilir. Sedef hastalığının en ağır formlarının tedavisinde ağızdan alınacak olan ilaçlara ihtiyaç duyulabilir. Bu tedaviye ilave olarak güneş ışığı önerilebilir. Hastaların pek çoğu güneş ışığından fayda görür. Ancak bu uygulama esnasında dikkatli olunmalıdır. Güneşte aşırı kalmak hastalığı alevlendirebilir. Tabii güneş ışığına benzer bir ışığın kullanıldığı ultraviyole tedavisi muayenehane veya hastane koşullarında bir deri hastalıkları uzmanı tarafından uygulanabilir.

Tedavi tipleri:

Steroidler ( Kortizon ); Kortizon içeren krem, merhem veya losyonlar pek çok hastada hastalığın geçici olarak ortadan kaldırılmasına yardımcı olur. Genital bölge, kasıklar ve yüz gibi hassa bölgelerde gücü daha zayıf olan kortizon türleri tercih edilmelidir. Daha güçlü kortizonlar saçlı deri, diz ve dirsekler, avuç ve ayak tabanları gibi bölgelerde kullanılmalıdır. Bu bölgelerde etkinin daha da artırılması için ilaç sürüldükten sora üzeri ince bir naylon film ile kapatılabilir. Bunlar bir deri hastalıkları uzmanı kontrolünde dikkatle kullanılacak ilaçlardır. Güçlü kortizon içeriği olan ilaçların yan etkileri arasında, ciltte incelme, damarlarda genişleme ve deride renk değişiklikleri sayılabilir. Bu ilaçların ani olarak kesilmesi hastalığın alevlenmesine neden olabilir. Tedavi devam ederken aylar sonra kortizon içeren ürünlere karşı direnç gelişebilir. Deri hastalıkları uzmanı tedaviye çok direnç gösteren bölgeler içine kortizon enjekte edebilir. Yan etkilerden kaçınmak için bunun küçük miktarlarda yapılması gerekir.

Saçlı deriye uygulanan tedavi; Saçlı deride bulunan sedef hastalığının tedavisi, hastalığın şiddetine, saçın uzunluğuna ve hastanın yaşam tarzına göre planlanır. Reçete ile veya reçetesiz alınabilen çok sayıda şampuanlar ve solüsyonlar bulunmaktadır. Bunlardan pek çoğu katran ve kortizon içerir. Hasta saçlı derisini sert bir şekilde şampuanlamaktan ve şiddetle kaşımaktan kaçınmalıdır.

Antralin; Kalın kabuklu sedef yaralarının tedavisinde tercih edilen bir ilaçtır. Deriyi tahriş edebilir yine deriyi ve giysileri geçici olarak boyayabilir. Yeni ürünler ve tedavi metodları bu yan etkileri azaltmıştır.

Vitamin D; Kalsipotrien sentetik bir vitamin D türevidir. Hastalığı belirli bölgelere sınırlı kişilerde diğer tedavilerle birlikte kullanılabilir. Yan etkilerinden korunmak maksadıyla belirli miktarlarda kullanmak gerekir. Normal vitamin D’nin tedavide bir yararı yoktur.

Kömür katranı; Yüzyıllardır sedef hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Günümüzde geliştirilmiş ürünler daha rahat kullanılmaktadır.

Goeckerman tedavisi; Hastalığın ağır formlarında kömür katranı ve ultraviyole ışığının birlikte kullanılmasıdır. Tedavi özel merkezlerde günlük olarak uygulanır. Ultraviyole ışığa maruziyet süresi hastalığa ve kişinin hassasiyetine göre değişir.

Işık tedavisi; Güneş ışığı ve ultraviyole deri hücrelerinin gelişme hızını azaltır. Bunlar deri kırışıklığına, göz hasarına ve deri kanserine sebep olabilmelerine rağmen doktor kontrolünde uygulandıklarında oldukça etkili ve güvenlidirler. Vücut yüzeyinin tamamında sedef hastalığı olan bireylere özel odalar sayesinde tüm vücutlarına ışık uygulanabilir. Sıcak iklimlerde yaşayan kişilere güneş banyosu önerilebilir. Bu tür ışık tedavilerinden önce mutlaka bir deri hastalıkları uzmanının tavsiyesi alınmalıdır.

PUVA; Sedef hastalığı diğer tedavilere cevap vermez ve yaygınlaşırsa vakaların %85-90′ında bu tedavi metodu etkilidir. İsim, Psoralen ve “UVA” kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Hasta Psoralen isimli ilacı içer ve özel bir ultraviyole formu olan UVA’ya dikkatle ölçülmüş miktarlarda maruz bırakılır. Tedavi 2 ila 3 ay içerisinde yaklaşık 25 kez uygulanır. Sedef hastalığını kontrol altında tutabilmek için yılda yaklaşık 30-40 kez uygulama yapılmasına ihtiyaç vardır. Alınan psoralen maddesi gözün lens kısmında birikeceği için hastalar tedavi alırlarken güneş batıncaya kadar UVA geçirmeyen güneş gözlükleri kullanmalıdır. Uzun süre uygulanan PUVA tedavisi deri yaşlanması, kırışıklık ve kanser gelişim riskini artırır. Deri hastalıkları uzmanları PUVA tedavisini dikkatle takip etmelidir.

Methotreksat; Kanser tedavisinde ağızdan kullanılan bir ilaçtır. Diğer tedavi metodlarının yetersiz kaldığı durumlarda sedef hastalığının hızla gerilemesini sağlar. Özellikle karaciğer üzerinde yan etkileri olduğu için düzenli aralıklarda kan testleri yapılmalıdır. Akciğer filmi ve nadiren karaciğer biyopsisi gerekebilir. Midede rahatsızlık hissi, bulantı, baş dönmesi ve sersemlik diğer yan etkileridir.

Retinoidler; Ağızdan alınan A vitamini türevi ilaçlardır. Şiddetli sedef hastalığının tedavisinde tek başlarına veya ultraviyole ışığı ile birlikte kullanılabilir. Deride, gözlerde ve dudaklarda kuruma, kan yağlarında yükselme, ince kemik çıkıntı oluşumu yan etkileri arasında sayılabilir. İlaç doğacak çocukta çeşitli arazlara yol açacağından, gebe kadınlarda, tedavi esnasında gebe kalabileceklerde veya tedavi kesildikten sonraki 3 yıl içinde gebe kalmayı planlayan kadınlarda kesinlikle kullanılmamalıdır. İlaca başlanan bireylerde düzenli kan testleri yapılmalıdır.

Siklosporin; Vücudun bağışıklık sistemini baskılayıcı bir ilaçtır. Organ nakli ( karaciğer, böbrek vb ) yapılmış kişilerde vücudun nakledilen organı reddetmemesi amacıyla kullanılır. Diğer tedavi metodları yetersiz kaldığı durumlarda şiddetli sedef hastalığında kullanılır. Böbrek yetmezliği, kan basıncında artış gibi potansiyel yan etkilerinden dolayı düzenli aralıklarla yapılan kan testleri ile takip edilmelidir.

Araştırma safhasında olan tedavi metodları; Yukarda anlatılan tedavilerin hastalığın kontrolünde büyük yararı olmasına rağmen, hiçbir tedavi metodu hastalığı bir daha ortaya çıkmayacak şekilde tedavi etmeye imkan vermemektedir. Son yıllarda özellikle bağışıklık sistemi üzerinde etki gösteren ilaçlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Özellikle hastalığın sebebinin tam olarak tespit edilmesi tedavideki yeniliklere de ışık tutacaktır.

Bu yazı toplamda 323, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Sayfa 1305 Toplam 1337« İlk...«13031304130513061307»...Son »