Yazar yucin | 24.12.2007 | Kategori Eğlence
biraz kül biraz duman o benim işte
kerem misali yanan o benim işte
inanma gözlerine ben ben değilim
beni sevdiğin zaman o benim işte
Bu yazı toplamda 24, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Yazar BeRKaN | 24.12.2007 | Kategori Politika

Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Bush ile bir telefon görüşmesi yaptı. İki ülke arasındaki stihbarat paylaşımına vurgu yapılan görüşmede işbirliğinin devamına karar verildi.Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Bush ile bir telefon görüşmesi yaptı. Bugünkü görüşmede istihbarat paylaşımına vurgu yapıldı. Erdoğan- Bush görüşmesinde işbirliğinin devamına karar verildi. Bush, “PKK sadece Türkiye ve ABD’nin değil Irak’ın da düşmanıdır.” derken, Erdoğan, ABD ve Irak’la PKK’ya karşı ortak mücadelenin süreceğini söyledi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı George W. Bush bir telefon görüşmesi yaparak, terör örgütü PKK ile mücadele konusundaki işbirliğinde kaydedilen mesafeyi ele aldı. İki liderin bu konudaki işbirliğinden duydukları memnuniyeti dile getirdikleri görüşmede, istihbarat paylaşımının devamı yönünde arzu ve kararlılık teyit edildi.Alınan bilgiye göre, Başbakan Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında ABD Başkanı Bush’u telefonla arayarak bir süre görüştü. Telefon görüşmesinde Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Bush, 5 Kasım tarihinde Washington’da gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından terör örgütü PKK ile mücadelede alınan mesafeyi değerlendirdiler.Başbakan Erdoğan ve Başkan Bush’un terörle mücadeledeki işbirliğinden duydukları memnuniyeti ifade ettikleri görüşmede, istihbarat paylaşımı konusuna vurgu yapılarak işbirliğinin devamı yönünde arzu ve kararlılık teyit edildi. PKK için ”ortak düşman” nitelemesinin tekrar edildiği görüşmede, ABD Başkanı Bush, terör örgütü PKK’nın sadece Türkiye’nin değil, ABD’nin ve Irak’ın da düşmanı olduğunu vurguladı. Görüşmede, ”işbirliği” ve ”ortak düşman PKK” ifadeleri tekrar ”güçlü bir şekilde” dile getirildi.Başbakan Erdoğan da, terör örgütüyle mücadeleye ABD ve Irak hükümeti ile işbirliği halinde devam edeceklerini vurguladı. Erdoğan, Irak’ın birliği, bütünlüğü ve istikrarının devamı konusunda desteklerinin sürdüğünü de dile getirdi. Başbakan Erdoğan, sınır ötesi operasyonda hedefin sadece terör örgütü PKK olduğunu bir kez daha vurgulayarak, daha önce kamuoyuna açıkladığı gibi Irak’ın kuzeyindeki kardeş ve dost Irak halkına karşı olumsuz bir tutumun söz konusu olmayacağını kaydetti.
BeRKaN
Bu yazı toplamda 66, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Gündem
Hükümet’ten elektriğe zam açıklaması
Hükümet Sözcüsü Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, elektriğe zam yapıldığını açıkladı.
Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, elektrik zammıyla ilgili kararnamenin Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığını belirterek, ”Konutlarda yüzde 15, sanayi sektöründe yüzde 10′luk bir zam söz konusu olabilecektir” dedi.
Bakan Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, ”elektrik zammının Bakanlar Kurulu toplantısında gündeme gelip gelmediğine” ilişkin soruya, şu yanıtı verdi: ”Bu konuyla ilgili kararname imzaya açıldı. Konutlarda yüzde 15, sanayi sektöründe yüzde 10′luk bir zam söz konusu olabilecektir. Aslında uzun süredir bu artışlar yapılamadı. Yani elektriğin girdilerindeki bütün fiyat artışlarına… Hatta belli bir süre de indirildi. Dolayısıyla mecburi, 4 seneyi aşan bir süreden beri ilk kez böyle bir ilave getirilmektedir. Mecburiyetten kaynaklanıyor ama bugün kararname imzaya açıldı.”
Hükümet Sözcüsü Çiçek, Türkiye’nin AB üyelik sürecini, bir devlet ve çağdaşlaşma projesi olarak gördüklerini belirterek, ”Hükümet olarak da tam üyelik perspektifi açısından konuyu kararlılıkla sürdürmeye çalışıyoruz. En azından biz kendi üzerimizine düşen yükümlülükleri ve taahhütleri yerine getirme çabası ve gayreti içindeyiz” dedi.
Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, toplantıda, Türkiye’nin AB üyelik sürecine ilişkin konuların ele alındığını söyledi.
Bu konuda Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan’ın kurul üyelerine bilgi verdiğini kaydeden Bakan Çiçek, Aralık ayının AB toplantılarıyla geçtiğini ve bu toplantılara ilişkin bilgi sunulduğunu söyledi.
Türkiye-AB ilişkileri açısından bu ayın her zaman önemli olduğunu kaydeden Çiçek, son açılan 2 fasılla birlikte toplam 6 faslın açıldığını anımsattı.
Bundan sonra yapılacak çalışmalarda bu konulara daha fazla ağırlık vereceklerini belirten Çiçek, şöyle konuştu:”Esasen bizim için AB meselesi önemlidir, öncelikli konularımız arasındadır. Ancak Türkiye’nin gündeminde başka önemli olaylar gündeme geldiğinde AB konusu bizim gündemimizde devamlı olmakla birlikte, Türkiye’nin gündeminde, en azından sizlerin gündeminde 1. gündem maddesi olmuyor ama hükümetin her zaman gündeminde olan bir konudur. Çünkü bunu biz, bir devlet projesi olarak, bir çağdaşlaşma projesi olarak görüyoruz. Hükümet olarak da tam üyelik perspektifi açısından konuyu kararlılıkla sürdürmeye çalışıyoruz. En azından biz kendi üzerimizine düşen yükümlülükleri ve taahhütleri yerine getirme çabası ve gayreti içindeyiz. 2008 yılının bu manada önemli bir yıl olacağını ifade etmek istiyoruz.”
Bu açılan fasıllara ilaveten yeni bazı fasılların bulunduğunu, bunlarla ilgili de yasal bazı düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu belirten Çiçek, buna Şirketler Hukuku’na ilişkin yapılması planlanan düzenlemeyi örnek verdi.
Kararlılıklarının devam ettiğini anlatan Çiçek, çıkarılması gereken yasalardan birinin de Türk Ticaret Yasası olduğunu belirterek, ancak bununla bağlantılı olan Türk Borçlar Kanunu’nun da çıkarılması gerektiğini anlattı.
Geçen yasama döneminde hem Borçlar Kanunu’nu hem de Ticaret Kanunu’nun Başbakanlığa geldiğini, hatta Türk Ticaret Kanunu’nun TBMM Genel Kuruluna kadar indiğini ifade eden Çiçek, bununla eş zamanlı olarak Borçlar Kanunu’nun da çıkarılması gerektiğini belirtti.
Bir kısım bilim çevreleri ve meslek kuruluşlarından, Borçlar Kanunu ile ilgili itirazlar geldiğini belirten Bakan Çiçek, bunun Bakanlar Kurulunda değerlendirildiğini, bugün Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın Bakanlar Kurulunda imzaya açıldığını bildirdi.
-ÖZEL KREŞLER, GÜNDÜZ BAKIM EVLERİ VE ÇOCUK KULÜPLERİ-
Çiçek, topqlantıda, Özel Eğitim Kurumları Kanunu ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu’nda değişiklik yapılmasıyla ilgili bir kanun tasarısının da ele alındığını belirterek, şunları söyledi:”Son yıllarda özel kreşler, gündüz bakım evleri ve çocuk kulüplerinin hizmetlerinin denetiminin bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığı, bir kısmı da Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yapılıyordu. Bunların tek elden sürdürülmesi gerekmektedir.
Eğitim ve öğretim faaliyeti Anayasa gereği, devletin gözetimi ve denetiminde sürdürülmektedir. Dolayısıyla bu ikiliği kaldırmak adına bu saydığım özel kreşler, gündüz bakım evleri ve çocuk kulüplerinin denetiminin Milli Eğitim Bakanlığınca yapılmasına imkan veren yasal düzenlemeyi konuşmuş olduk.”
-İSTİHDAM-
Bakan Çiçek, toplantıda ayrıca istihdam konusunun da ele alındığını ancak bu konunun yeni yılda yapılacak ilk Bakanlar Kurulu toplantısında daha geniş bir şekilde ele alınacağını kaydetti.
İstihdamın, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olduğunu kaydeden Bakan Çiçek, işsizliğin azaltılması bakımından birçok düzenlemenin yapılması gerektiğini söyledi. Hükümet olarak bu konuya öncelik verdiklerini kaydeden Bakan Çiçek, istihdam üzerindeki yüklerin azaltılması ve yatırım yapan insanların teşviki bakımdan ilgili bakanlığın geniş çaplı bir çalışma yaptığını belirtti.
AA
Bu yazı toplamda 41, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Kadınlarda tiroid bezlerine ilişkin hastalıklar hamileliği engeller mi ?Tiroid bezinin fonksiyonel hastalıkları hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) ve hipotiroidi (tiroid bezinin yavaş çalışması) olarak ikiye ayrılıyor. Tiroid bezinin yapısal kusurları da var.
Eğer tiroid bezinin boyutları artmışsa bu duruma guatr deniliyor. Tiroid bezinin yapısı bozulmadan genel olarak hacmi atmış ise düffüz guatr, nodüller oluşturarak yapısı değişmiş ise nodüler guatr olarak isimlendiriliyor.
Tiroid bezinin az çalışması kadının hamile kalmasını zorlaştırırken, çok çalışması da erken doğum ve düşüklere neden oluyor. Acıbadem Sağlık Grubu, International Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ender Arıkan, bezin az çalışması durumunda ilk üç ayda sorunun giderilmesi gerektiğini söyledi.
Bebekte Zeka ve Gelişme Sorunları Ortaya Çıkıyor
Kadınlarda tiroid bezinin az çalışması, hamile kalamamanın dışında önemli sorunlara neden oluyor. Eğer kadın hamile kalmasına rağmen, tiroid bezinin az çalıştığını bilmiyorsa ve sorun ilk üç ayda giderilmemişse, bebekte zeka ve gelişme sorunları ortaya çıkıyor.
İlk üç ayda bebeğin tiroid bezleri gelişmediği için anne karnında büyümesini sağlayan ve annesinden alacağını tiroid hormonlarına ihtiyaç duyuyor. Buna rağmen bebeğe ihtiyacından daha az tiroid hormonu geçebiliyor.
Anne tiroid bezinin az çalışmadığını bilmeyince de bebekte sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle, bebek yapmayı planlayan kadınlara mutlaka tiroid bezinin durumunu gösteren testler yapılmasını öneren Doç. Dr. Ender Arıkan, “Durumun önceden bilinmesi önlem alınmasını sağlar. Üç aydan sonra bunu öğrendiğimizde bebek için geç kalmış olabiliriz” dedi.
Çok Çalışınca Erken Doğum ve Düşük Oluyor
Tiroid bezinin çok çalışması (Hipertiroidi) halinde kadının hamile kalmasında problem çıkmıyor. Ama erken doğum ve düşükler görülüyor. Burada sorun iyot eksikliğinden ve oto immün tiroid hastalıklarından (tiroid fonksiyonlarını bozmamış ama bozmaya aday hastalıklar) kaynaklanıyor.
Annelerde oto immün hastalıklardan biri olan Haşimoto’nun bulunması halinde hamileliğin mümkün olduğuna değinen Doç. Arıkan, şunları söyledi: “Haşimotoda hafif doz tiroid hormonu verilerek düşük yapması sağlanıyor ancak hamileliğin sürmesinde genel anlamda sakınca bulunmuyor.
Eğer hasta iyot eksikliği olan bir yerde yaşıyorsa, iyot eksikliğinde hem annenin tiroid bezi fonksiyonları bozuluyor, hem de bebeğin gelişiminde aksamalar oluyor. İleri derecede zeka geriliği oluyor. Günlük iyot ihtiyacı da normalde 150 mikrogram ise annede 200 mikrograma kadar yükseliyor, bu açıdan destek olunması gerekiyor. Annenin mutlaka iyot alması gerekiyor.”
Hamilelikte İlaç Dozunu Doktor Ayarlamalı
Tiroid bezinin az veya çok çalışmasının dışında bir de, nodüler guatr sorunu var. Bu nodüller hamilelikte kalabiliyor, hamile kalınmasında da bir sakınca yok.
Biraz büyüse de tedavi gerekmeyebiliyor. Ancak kişide tiroid kanseri varsa ve hamilelikte anlaşıldıysa, ameliyat hamilelik sonuna kadar bekletiliyor.
Doğumdan sonra anne ameliyat olabilir. Hamilelikte tiroid bezinin çok çalışması halinde üç üyda bir bulantı ve kusmalar meydana geliyor. Kandaki TSH değeri düşüyor, T3 ve T4 hormonlarının oranı yükseliyor. Bu durumda hastaya ilaç verilmesi gerekiyor. Eğer sorun hamileliğin ilk 3 ayında düzelmezse, ikinci 3 aylık dönemde ameliyat olabiliyorlar.
Doğumdan sonra sorunun artacağına değinen Doç. Arıkan, “Hamilelikte bağışıklık sistemi baskılanır. Doğumla birlikte bu baskı ortadan kalkınca, doğum olur olmaz bağışıklık sisteminin cevabı başlar. Hamilelik ve hamilelik sonrasındaki ilaç dozları bu nedenle önemli bir konu.
Bu dozları doktor gözetiminde ayarlamak gerekiyor” diyor. Doğum olunca ilaca ihtiyaç azalıyor, ama bu dozlarda devam edilirse gereksiz ilaç kullanımına bağlı olarak tiroid bezi çok çalışıyor. Bu nedenle dozların doktor tarafından gelişmelere göre ayarlanması hayati önem taşıyor.
Bu yazı toplamda 1145, bugün ise 3 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık

Deri kanserleri en sık rastlanılan kanserlerden biridir. Özellikle beyaz tenli insanların üçte ikisini etkiler. Amerikan Dermatoloji Akademisi(AAD) cilt kanserlerinin her yıl %4-5 oranında hızla arttığını ve bununda yılda 1.000.0000 yeni vaka anlamına geldiğini belirtiyor. Eğer erken saptanırsa, cilt kanserlerinin tedavisi kolaydır.
Bununla beraber eğer cilt kanseri ilerlerse, çok önemli sakatlıklara ve hatta ölüme neden olabilir. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi kişisel cilt muayenesi ile daha da önem kazanıyor.
Cilt muayenesini kimler yapmalıdır?
Herkes kendi cilt muayenesini kolaylıkla yapabilir. Her aile çocuklarına erken yaşta cilt muayenesini nasıl yapabileceğini öğretmelidir. Yıllık dermatoloji uzmanının yapacağı muayene ile birlikte, kişinin kendisinin yapacağı muayene deri kanseriyle savaşmanın en iyi yoludur.
Kişinin kendi kendine yaptığı muayene bir dermatoloji uzmanının muayenesi eklenebilir. Dünyanın bir çok yerinde gelişmiş görüntüleme sistemleri geliştirilmiştir. Vücudun tüm dijital fotoğrafının alınması ile birlikte, daha yakın mikroskobik görüntülerde alınabilir. Bu görüntüler dermatoloji uzmanları tarafından değerlendirilir. Belli aralıklarla çekilen fotoğraflarla benlerde zamanla oluşan değişiklikler fark edilebilir.
Cilt muayenenizi ne zaman yapmalısınız?
Düzenli olarak yapılan kişisel cilt muayenesi cilt değişikliklerinin saptanmasına ve muhtemel bir öncül kanser bulgusunun atlanmasına yardımcı olabilir.
Muayenenizi alışkanlık olana kadar sık sık yapılmalı, fakat kendinize sıkıntı vermeyecek sıklıkla yapılmalıdır. Bir çok insan için 3 aylık aralıklarla muayene yeterlidir. Bir süre sonra kişinin kendi kendine yapacağı muayene, tecrübe ile 10 dakika gibi kısa bir süreye indirilebilir. herhangi bir değişiklik saptarsanız cilt hekiminize başvurunuz.
Nelere bakılmalıdır?
3 tip deri kanseri vardır:
* Bazal hücreli karsinoma
* Skuamöz hücreli karsinoma
* Melanom
Hepsinin kendine ait değişik görüntüleri olması nedeni ile erken evrede oluşan bulguları bilmek önemlidir. Özellikle derinizde gelişen ani değişikliklere dikkat edilmelidir. Bilinmelidir ki size hiç zararı olmasa da, şüpheli bir noktacık bile göz ardı edilmemelidir. Deri kanserleri ağrısız olabilir, fakat aynı zamanda çok tehlikeli olabilir. Eğer bir veya dah fazla şüpheli belirti saptarsanız dermatoloji uzmanına muayene olunuz.
Şüpheli belirtiler nelerdir?
Aşağıdaki uyarı işaretlerini gördüğünüzde bir cilt hekimine başvurunuz.
* Herhangi bir deri bölgesindeki bir deri oluşumu aniden büyürse ve görüntüsü parlak, kahve, siyah veya çok renkli bir durum alması
* Sonradan oluşan veya doğuştan olan bir ben veya herhangi bir leke:
Rengini değiştirmesi
Boyutu ve kalınlığını arttırması
Yüzeyi değişmesi
Dış sınırı düzensizleşmesi
6 mm”den veya bir kurşun kalem çapını aşması
21 yaşından sonra yeni lekelerin çıkması
* Bir ben veya yaranın:
Kaşınması
Kabuklanması
Parçalanması
Kanaması
* Üç haftadan fazla süre ile iyileşmeyen bir yaranın varlığı
Kişisel cilt muayenesi için neler gereklidir?
* Parlak bir ışık
* Boy aynası
* El aynası
* Saç kurutma makinesi
* 2 sandalye
* Bir muayene formu
* Bir kalem
Nerelere bakılmalıdır?
Muayene baştan başlayıp, ayaklarda sonlanmalıdır.
Yüzünüzü, özellikle burnunuzu, dudaklarınızı, ağzınızı, kulaklarınızın önünü ve arkasını muayene edin. Bir veya iki ayna kullanarak arka ve yan bölgeleri net görün.
Saç kurutma makinesi ve ayna kullanarak saçlı derinizin her yanını inceleyin. Eğer mümkünse bir arkadaşınızdan veya aile bireylerinden yardım isteyin.
Ellerinizi dikkatle kontrol edin; avuç içi, el sırtı, parmak araları, tırnak altları. Kontrol işlemine bilekler ve kolunuzun ön ve arka yüzlerini inceleyerek devam edin.
Bir boy aynası önünde, dirseklerinizden omzunuza kadar kontrol edin. Koltuk altınızı ihmal etmeyin.
Bir sonraki inceleme alanı boyun,göğüs ve vücudun üst kısmıdır. Bayanlar meme altlarına gelen cilt bölgelerini dikkatle muayene etmelidir.
Sırtınızı boy aynasına dönerek ve elinize bir el aynası alarak sırtınızı, omuzlarınızı, boynunuzun arka tarafını, kollarınızın arka taraflarını gözlemleyin
Yine iki aynayı kullanarak belinizi, kalçalarınızı, bacaklarınızın arka bölümlerini kontrol edin.
Oturun. Bir başka sandalye veya tabure üzerine ayaklarınızı koyarak altlarını inceleyin. Bir el aynası yardımı ile cinsel organlarınızı kontrol ediniz. Bacaklarınızın, kalçalarınızın ön ve yanlarına, ayaklarınızın üzerine, parmaklarınızın arasına, tırnakların altına bakın. Ayaklarınızı ve topuklarınızı muayene edin.
Bu yazı toplamda 42, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Dökülen saçlar, kuruyan bir cilt, sürekli yorgun bakan gözler… Hamilelikte güzellik sorunları ve çözümleri…
Bu günlerde cildiniz sürekli parlıyor olabilir. Ancak bu mutluluktan mı, yoksa cildinizin yağ salgısından mı kaynaklanıyor? Genişleyen bedeninizin yanı sıra, muhtemelen cildinizin, saçınızın hatta tırnaklarınızın görünüşünde bile bir takım farklılıklar görmeye başlamışsınızdır. Hormonların harekete geçmesi ve hamilelikle gelen kilo alımı bu bölgelerde değişimlere neden olur ve bu değişimler şimdiye kadar uyguladığınız kendinize özel bakımları bir tarafa bırakıp yenilerini bulmanızı gerektirecektir.
Cildiniz her zamankinden daha yağlı ya da daha kuru, saçlarınız her zamankinden daha düz veya elektrikli, tırnaklarınız da daha çok kırılıyor olsa bile hamileliğin son aylarında güzel görünmeniz mümkün. Öncelikle bu değişikliklerin çoğunun geçici olduğunu söyleyelim. Bebek doğduktan sonra vücudunuz eski haline dönmeye başlayacaktır.
Ciltte meydana gelen değişimler bazı hamilelerde çok yoğun ve belirgin olur. Bazı hamilelerin cildinde kuruma ve çatlamalar oluşurken, bazılarında ergenlik sivilcelerine benzeyen sivilceler çıkar. Eğer sivilce problemi yaşıyorsanız doktorunuzun önereceği bir antibiyotik krem kullanabilirsiniz. Sorununuz devam ediyorsa ve ağızdan antibiyotik almanız gerekiyorsa, bunu bebeğinizin doğumundan ve emzirilmesinin sona ermesinden sonra yapmalısınız.
Bir çok kadın hamileliği sırasında cildinin kuruluğundan şikayet eder. Yüzü sürekli nemli tutmak iyi bir çözüm olabilir. Boyun aşağısı için ise vitaminli vücut losyonlarını sık sık kullanabilirsiniz.
Bazı hamile hanımlar melesma çıkarabilirler, (buna hamilelik maskesi de denir). Melesma, genelde yanaklarda, dudak kenarlarında ve alın bölgesinde farklı renklerde lekelerin oluşmasıdır ve uzmanlar bu lekelere östrojen hormonu ile ultraviole ışınlarının neden olduğu konusunda hemfikirdirler. Bu sorunu önlemek için hamileliğiniz boyunca hava şartları ne olursa olsun dışarı çıkarken SPF 30 korumalı güneş kremleri kullanmalısınız. Uzmanlar, hamilelik ve emzirme süresince özellikle kimyasal madde içermeyen koruma kremlerini önermektedirler. Eğer melesma olmuşsanız koruma faktörlü kremler çoğalmasını önleyecektir. Ancak endişelenmenize gerek yok, çünkü bu lekeler doğumdan hemen sonra kaybolacaktır. Bu yüzden bu dönemi fondöten veya kapatıcılarla lekelerinizi kamufle ederek de geçirebilirsiniz.
Çatlaklar birçok hamile kadının karşılaştığı ve önleyemediği bir sorundur. Uzmanlara göre, çatlaklar ırsidir ve derinin çok içerisinde oluştuklarından çatlak önleyici kremler istenilen sonuçları veremeyecektir. Doğum sonrasında çatlak eğer hala pembe ise doktorun vereceği bazı ilaçlar belki yararlı olabilir, ancak kahverengimsi ya da beyazımsı bir renk aldıklarında maalesef yok etmek imkansızlaşıyor. Lazer teknolojisi bu konuda çok ilerlemeler kaydetmiş olsa da çatlakların tamamen ortadan kaldırmak için henüz yeteri kadar iyi bir yöntem değil. Göbekten aşağı doğru inen kahverengi çizgi ise doğumdan sonra kendiliğinden kaybolacaktır.
Varis Damarları, kan akışındaki artış nedeniyle damarlara yapılan ek basınç ve şişmeler sonucunda oluşur, ve hemen her hamile kadının şikayetçi olduğu bir durumdur. Varis çorapları giymek bu damarların şişmesini engeller. Bu rahatsız edici şişmeleri azaltmak için fırsat buldukça ayakları yukarı kaldırmak ve bir süre bu pozisyonda asılı tutmak iyi gelecektir.
Hamilelikte tırnaklar genelde daha çabuk uzar ancak bazı hamile hanımlar tırnaklarının çabuk kırıldığından şikayet ederler. Tırnaklarınızın doğumdan sonra eski haline döneceğinden emin olabilirsiniz, tabii bu arada yoğun nemlendiriciler kullanmak da faydalı olacaktır.
Artan hormon dengelerine bağlı olarak pek çok hanım hamilelikte saçlarının daha sağlıklı olduğunu söyler. Ancak maalesef, bu dengeler doğumdan sonra düştüğünden genelde doğum sonrası hanımlar yoğun bir saç dökülmesi yaşarlar. Buna rağmen genelde dökülen saç oranı, hamilelikte çıkan saç oranıyla doğru orantılı olduğundan aslında bir kaybınız olmadığını düşünmek yanlış olmaz. Bu durum kalıcı olmasa da sinir bozucu olabilir. Belki bu dönem için saçlarınızı kestirmeyi düşünmelisiniz böylece işiniz kolaylaşacaktır.
Makyajla Güzelleşin. Eğer hamilelik sırasında yüzü ışıl ışıl parlayan, güzelleşen birkaç şanslı kadından biri değilseniz makyaj kesinlikle işinize yarayacaktır. Bunun için iyi bir nemlendirici başta olmak üzere cildi kurutan toz pudralar yerine nemlendircili fondöten, rimel ve dudak parlatıcısı işinizi görecektir.
Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra kendinize ayıracağınız zamanın azalacağından endişe etmemelisiniz. Bu dönemde hafif renkli bir nemlendirici ve bir rimel yeterli olacaktır. Özellikle hafif bir fondöten hem yüzünüzdeki yorgunluğu kapatacak, hem de kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Daha sonra hafif bir rimel ve parlatıcı ruj ile çok iyi bir görünüme kavuşabilirsiniz.
Vaktinizi artık çok değerli olacağından makyaj işini bir kaç kısa adımda halledecek bir formül geliştirmelisiniz. Önce nemlendiricinizi, sonra da göz altı kapatıcısını ya da fondöteninizi sürün. Uykularınız düzensiz olabileceği için özellikle göz altı kapatıcısına çok ihtiyacınız olabilir. Sonra da yüzünüzde beğendiğiniz çizgileri maskara göz kalemi allık ve ruj ile belirginleştirin. Kullanacağınız makyaj malzemesini mümkün olduğunca azaltmak size zaman kazandıracaktır. Yine de arada bir yüz bakımı, manikür ve pediküre vakit ayırarak kendinizi şımartmayı da ihmal etmeyin. Ara sıra eşinizden size masaj yapmasını isteyin. Bu kadarını hakkediyorsunuz, ne de olsa. Çok yakında bebeğiniz hayatınızı ele geçirecek ve bütün bunlar için vakit ayırmanız daha da zor olacak.
Egzersiz şekilleri
Hamilelik sırasında yapacağınız hafif egzersizler hem kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, hem de enerjinizi artıracaktır. Ancak herhangi bir spor aktivitesine başlamadan doktorunuza danışmayı unutmamalısınız.
Sakıncalı Spor Aktiviteleri: Vücudunuzdaki hormon artışı eklem yerlerinizin daha serbest hareket etmesine neden olur, ve bu da sakatlanma riskini arttırır. Bu yüzden tenis ve aerobik gibi zıplama gerektiren sporlardan kaçınmalısınız. Bunun yanısıra büyüyen göbeğiniz vücudunuzun ağırlık merkezini değiştireceği için dengenizi rahatlıkla kaybetmeniz de mümkündür. Kayak, rüzgar sörfü, bisiklet gibi kolay düşebileceğiniz sporlardan uzak durmalısınız.
Deneyebileceğiniz Spor Aktiviteleri: Yürüyüş hemen her hamile bayan için çok iyidir. Yüzme, hem fazla kilolarınızın ağırlığını size çok hissettirmeyeceği için, hem de suyun kaldırma kuvveti sizi rahatlatacağı için iyi bir seçenek olabilir.
Yoga ve bazı kolay gerinme hareketleri vücudunuzun esnek kalmasına yardımcı olur. 1 kg’a kadar olan el ağırlıkları ile yapacağınız kol egzersizleri de bedeninizin üst kısmını güçlendirecektir.
Vücudunuz su kaybedeceği için egzersizlerden önce, egzersizler sırasında ve sonrasında bol bol su içmelisiniz. Herhangi bir sancı, vajinal kanama, vajinal akıntı, baş dönmesi veya nefes darlığı çekiyorsanız derhal yaptığınız sporu kesin ve doktorunuzla görüşün.
Saç Bakımı
Östrojen ve diğer hormonların yaptığı etkinin dışında, hamilelik sırasında kullandığınız vitaminler ve özenli beslenme sonucu saçlarınız bu dönemde daha canlanır ve güçlenir. Ancak bebek doğduktan sonra, hormonlarınız eski seviyelerine indikçe hamilelik sırasında çıkan saçlar da dökülecektir. Tekrar incelmeye başlayan saçlar için saçlarınızı yukarıdan aşağıya doğru kurutmanızı öneriririz. Hamilelik sırasında vücudunuzda tüylenme farkedebilirsiniz. Bu durum doğumdan sonraki 6 ay içinde kaybolacaktır.
Anne Adayları için Hareket Önerileri
İşte formda kalmak için haftada birkaç kez uygulayabileceğiniz bir kaç ufak egzersiz: Bunları uygulamaya başlamadan önce doktorunuza danışmayı unutmayın.
1. Egzersizlere başlamadan önce uzanarak esneme hareketleri yapın. Resimde görüldüğü gibi, dizlerinizi, eklem yerlerinizi ve sırtınızı gerin. Her uzanma hareketinde 10′a kadar sayın.
2. Yarım saatlik normal bir yürüyüş yapın. Eğer dışarıda yürüyorsanız korunma kremi sürmeyi ve rahat bir spor ayakkabısı giymeyi unutmayın. Susuzluğa karşı yanınıza bir şişe su almanız iyi olacaktır.
3. Kaslarınızı güçlendirici, çok ağır olmayan bir-iki hareket deneyebilirsiniz. Yanda gördüğünüz hareket kol kaslarınızı çalıştırmak için birebirdir.
Hareketin aşamaları:
Bir bank kenarına oturun, dizlerinizi bükün ve ayaklarınız yere tam bassın. Elleriniz, kalçalarınızın yanında, oturduğunuz bankı kavrasın. 40 cm. kadar öne doğru adım atın ve kalçalarınızı havada tutun.
Sırtınızı bankın kenarına yakın tutarak, dirseklerinizin yardımı ile kalçalarınızı 15 cm. kadar aşağı hareket ettirin.
Ellerinize dayanarak vücudunuzu hafifçe yukarı kaldırın, bu hareketi oturmadan 8 kere tekrar edin. Dinlenip ikinci ve son kez tekrar deneyin.
4. Bir-iki dakika gerinme hareketleri yaparak sporunuzu tamamlayın. Bu balerin hareketi sırt ve bacaklarınıza iyi gelecektir. Bu egzersizlerin faydasını kısa sürede belirgin biçimde hissedeceksiniz. |
Bu yazı toplamda 455, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Eğer bebeğinizle “bebekçe konuşurken” kendinizi budala gibi hissediyorsanız, rahat olun. Yapılan yeni bir araştırmaya göre, siz her “agu-agu, ga-ga” ile sadece ona dil gelişimi için ihtiyacı olan şeyi veriyorsunuz.
Japon araştırmacıların yaptıkları çalışmalarda, yeni doğan bebeklerin yetişkin konuşmalarına ve bebekçe konuşmalara verdikleri tepkiler araştırıldı, ve bebeklerin beyinlerinin ön kısımlarının “bebekçe konuşma” sırasında daha aktif olduğu belirlendi.
Hiroşima Üniversitesi’nden Yuri Saito açıklıyor: “Yeni doğan bebekler, bebekçe konuşmaları işittikleri zaman, beyinlerinin ön bölümünde daha fazla oksijenlenme meydana geliyor. Bu sonuç, yeni doğan bebeklerin beyinlerindeki aktivitelerin, uyuyor bile olsalar, annelerinin ses tonundan etkilendiklerini gösteriyor.”
Archives of Disease in Childhood’ın Mart sayısında bu çalışmaya yer verilmiştir.
Boston Üniversitesi Tıp Okulu ve Boston Tıp Merkezi’nde pediatri profesörü Dr. Marilyn Augustyn, çalışmanın küçük ve başlangıç niteliğinde olmasına rağmen, klinik olarak bilinen gerçeklere psikolojik kanıtlar sunması açısından oldukça iyi bir çalışma olduğunu belirtiyor.
Saito, bebeklerin bebekçe konuşmaya çok iyi yanıt verdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bebekler kendileriyle ilgilenen insanlarla bir köprü kurarak onu tanımaya çalışırlar. Ayrıca, bebekçe konuşmaları işitmeleri daha kolaydır ve bu tarz konuşmalar dil gelişimine yardımcı oluyor.”
Augustyn, bu çalışmada altının çizilmesi gereken gerçeğin, ebeveynlerin bebekleriyle konuşmaları gerektiği olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bebeğiniz sizi dinliyor. Burada önemli olan sesiniz, konuşmanızın içeriği değil.”
Augustyn, günlük aktivitelerimiz sırasında bebeklerimizle basitçe konuşmalar yapabileceğimizi söylüyor, örneğin “şimdi senin altını değiştiriyorum” gibi konuşmaların bebekçe söylenmesinin, bebeğin dil gelişiminin başlamasına yardımcı olacağını vurguluyor |
Bu yazı toplamda 51, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Gündem
|

Evlilikte sorunların çözülebilmesi gerçekten iki önemli çabayı gerektirir: Önleme ve çözümleme. Birbirinizle konuşmaya hazırlıklı olun. Birbirinize her an aşağıdaki önleyici soruları yöneltmek için fırsat kollayın. Diyalog kurmayı başardığınızda önemli sorunların çözülmesinin daha kolay olduğunu farkedeceksiniz.
Birbirinizle düzenli olarak konuşmayı alışkanlık haline getirin
Birbirinize aşağıdaki soruları yöneltmeniz çok faydalı olacaktır:
-Birbirimiz için daha fazla bir şey yapabilir miyiz? Zor anlarda birbirimize yardım etmek işimize gelir mi? Ortak bir zemin oluşturabilmek için birlikte çalışabilir miyiz?
-Birbirimizin arzularını ve ihtiyaçlarını dikkate alıyor muyuz? Kendimizi ve ihtiyaçlarımızı ifade edebilir miyiz, eşimizin ihtiyaçlarını duymaya hazır mıyız?
-Benim günümün ne kadar stresli geçtiğinden haberin var mı? Benim işte neler yaptığımı biliyor musun? İşteki stresin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musun?
-Şimdi evli olduğumuza göre, birlikteliğimizin duygusal değeri ne olabilir? Bunun önceki yaşantımızdan farkı ne?
-Evliliğin günlük rutinimize etkisi ne? Her şey değişti mi? Öyleyse, nasıl? Bu değişikliğe ne neden oldu?
-Birbirimizle nasıl iletişim kuruyoruz?Birbirimizle yeterince konuşuyor muyuz?
-Birbirimizi dikkate alıyor muyuz? Birbirimizi nasıl daha iyi dinleyebiliriz?
-Benim yaptığım bazı şeyler seni rahatsız ediyor mu?
-Birbirimizi ciddiye alıyor muyuz?
-Birbirimizi ve kendimizi ciddiye alıyor muyuz?
-Birlikte en son ne zaman gülüp eğlendik?
-İlişkimizi iyiye götürmek için neler yapmalıyız?
Siz ve eşiniz hayatınızın nasıl gittiğini ve evlendikten sonra iyiye giden birşeyler olup olmadığını zaman zaman biraraya gelip tartışmalısınız. Karınızla ya da kocanızla iletişiminizi kolaylaştırmak için elinizden geleni yapmalısınız, espri kabiliyetinizi kaybetmemelisiniz ve birbirinizi çok fazla ciddiye almamalısınız. Zaten şu anda her ikiniz de öğreniyor, birlikte büyüyor ve olgunlaşıyorsunuz.
Kim haklı, kim haksız düşüncenizi geçici olarak işlem dışı bırakın
Kavgayla ilgili en zorlayıcı duygulardan biri eşinizin sizi dinlemediğini ya da anlamadığını hissetmenizdir. Birkaç dakikalığına kendi kılıfınızdan sıyrılın ve eşinizi dinlemeye çalışın. Birbirinizin bakış açısını anladığınızda anlaşmaya varmanız daha kolay olacaktır.
Öfkenizi yenin
Çabucak sinirlenen biriyseniz, şu anda belki de doğmamış aile bireyine örnek oluşturacağınızı aklınızdan çıkarmayın. Yoğun öfke ve bağırıp çağırmanın ürkütücü olduğunu ve eşinizin size güvenini sarsacağını da unutmayın. Gerekiyorsa, kendinize sakinleşmeniz için zaman verin. Beş dakika ara alın. Böylece, eşinize daha sonra pişmanlık duyacağınız aşağılayıcı ve kötü sıfatlar kullanmaktan, kötü bir dille hitap etmekten uzak durmuş olursunuz. Kavgayı ilk bitirene ödül verilmediğini unutmayın. O yüzden zamanınızı iyi kullanın.
Panik ve kaygıyla başetmeye çalışın
Paniğin düşünmeden hareket etmenize neden olmasına izin vermeyin. Duyguların uyarı sinyalleri vereceklerini aklınızdan çıkarmayın. Hareketlerinizi yönlendirmelerine izin vermeyin, ama onları görmezden de gelmeyin. Öfkeyle tepki vermekten ve kaygıyla yıkıcı davranmaktan kaçının. Tehditlerin tuzağına düşmeyin.
Çareyi alkol ve uyuşturucuda aramayın
Tartışma öncesi, tartışma sırasında ve tartışma sonrasında içmenin hiçbir faydası olmayacaktır. Neden? Çünkü alkolün duyguları ortaya çıkarma etkisi sonucu her şey daha kötüye gidebilir. Alkol ve uyuşturucu kullanımı hoş olmayan ve ürkütücü sonuçlar doğurabilir.
Ortak bir zemin oluşturun ve uzlaşma yollarını arayın
Uzlaşmanın önemi anlatılmakla bitirilemez. Bu prensiplerinizden vazgeçmeniz anlamına mı gelmektedir? Çok zor. Oysa her ikinizin de karşı çıkamayacağınız ufak ama güven oluşturucu adımlar atmanız iyi olacaktır.
Zamanın çok iyi bir ilaç olduğunu unutmayın
Doğru, zaman her yarayı iyileştirebilir. Özellikle kavga sırasında bir adım geri atın. Kavganın hemen çözülmesi gerektiğini düşünmeyin. Zaman avantajı sayesinde sorunu bütün açılardan görebilecek ve sonuçta da çözebileceksiniz. Kocanızla ya da karınızla eninde sonunda bütün sorunları çözeceğinize inanın. Ortak zeminde hareket etmeli, bir yandan sorunları çözmeye çalışırken, diğer yandan hayatınızı yaşamaya devam etmelisiniz.
Bazen en iyisi insanın sessizliği yenmesidir
Bu kolay değildir, ilk evlendiğiniz zamanlar ve evliliğinizin birinci yılı arasında sessizlik kalma konusuyla ilgili bir sorun yaşama olasılığınız oldukça fazladır. “Bizim konuşmamız gerekiyor”, “Niye sesini çıkarmıyorsun” türünden sessizliği bozmanız zor olacaktır. Sessizliği bozmak ilişkinizi kuvvetlendirecek ve sorunları çözme olasılığınızı arttıracaktır.
Gerekiyorsa, yardım alın
Bazı kavgalar incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerle çıkar, ilk büyük kavganızın kendisini sürekli yinelediğini düşünüyorsanız -gittikçe daha yoğunlaşıp şiddetlenerek- kendinizi altında yatan nedenleri çözmek için yardım almak zorunda hissedebilirsiniz. Yanlış ayak üzerinde durmayın. Güvendiğiniz bir arkadaşınızdan, doktorunuzdan ya da bir akrabanızdan sizi iyi bir terapiste yönlendirmesini isteyin. Seansların uzun, zaman alıcı, pahalı ya da sü-rekli olması gerekmiyor. Bazen başka birinin kişiliğinizdeki farklılıklara parmak basması bile doğru yola girmenize yardımcı olacaktır.
Farklılıklarınızın tadını çıkarın
“Kaos yaratıcılığı arttırır” sözü her zaman hoşuma gitmiştir. Aranızdaki farklılıkların sizi anlayışa ve hoşluğa sürükleme olasılığı oldukça yüksektir. Stresten, ilk kavganızın kaosundan ve sorunlardan kaçmayın. Olayın üzerine giderseniz, birbirinizle ilgili olarak çok şey öğrenirsiniz. Ayrıca, bir takım olarak stresle nasıl basa çıkacağınız konusunda da bir strateji geliştirebilirsiniz.
|
Bu yazı toplamda 53, bugün ise 1 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Sağlık
Çocukların çocuk gibi davranmadıklarından, istediğimiz davranışları sergilemediklerinden yakınıyoruz. Ama anne babalar olarak, bizler gerçekten üzerimize düşen görevleri yapabiliyor muyuz? Çocuklarımıza olumlu davranışlar kazandırmak için onlara iyi modeller sunabiliyor, kendimiz bu rolü üstlenebiliyor muyuz? Çocuklarımızın karınlarını doyurduğumuz kadar, kalplerini de doyurabiliyor muyuz? Çocuklarımızı mı, yoksa başarılarını mı seviyoruz? İşlerimize zaman ayırdığımız kadar çocuklarımıza da zaman ayırabiliyor muyuz? Çocuklarımızdan beklediğimiz saygıyı, anne babalar olarak birbirimize gösterebiliyor muyuz? Bu sorular daha uzatılabilir. Gerçek çocuklar istiyorsak, gerçekten iyi bir anne-baba olmalıyız.
Çocuk, nasıl eğitilirse öyle büyür
Eğer bir çocuk, sürekli eleştirilmişse, kınama ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, kin ortamında büyümüşse, kavga etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, alay edilip aşağılanmışsa, sıkılıp utanmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse, kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, hoşgörü ile yetiştirilmişse, sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, desteklenip yüreklendirilmişse, kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, övülmüş ve beğenilmişse, takdir etmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse, adil olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, güven ortamı içinde yetiştirilmişse, inançlı olmayı öğrenir.
Eğer bir çocuk, kabul ve onay görmüşse, kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer bir çocuk, çevresinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse, iyi bir dost ve arkadaş olmayı öğrenir.
Bu yazı toplamda 60, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Yazar Swan | 24.12.2007 | Kategori Gündem
| |
|
Masa başında ya da diz üstünde sevişiyor ancak partnerini görmüyor, sesini duymuyor… Karşısındakine klavye ve mouse ile hükmediyor… Peki, internette yaşanan bu birliktelik sayesinde ‘eşini aldatmış’ oluyor mu?
|
Çift arasındaki rutin ilişkide pek bir sorun görünmüyordu; birlikte yemek yiyorlar, sohbet ediyorlar hatta dışarı çıkıyorlar… Ancak adam, gece yarısından önce mutlaka evde olmak istiyordu. Çünkü eve iş getirdiğini, yetiştirmek zorunda olduğunu söylüyordu. Bu durum yaklaşık altı aydır sürdü. Eşi kızsa da aldığı yanıt karşısında bir şey diyemiyordu. Ancak kadın, zaman içinde eşinin kendisinden iyice uzaklaştığını, hatta yatmak için yatak odası dışında bir mekân seçmeye başladığını gözlemliyordu. Durumu birkaç defa konuşmak istemişti, ama olmamıştı. Nihayet, bir hafta sonu cesaretini toplayarak eşiyle konuştu; internette sadece iş için gezinmediğinin farkında olduğunu söyledi. 12 yıldır evliydiler ve erkek yeni bir şeylerin, heyecanların peşindeydi; internette, yani sanal ortamda kendisine bir sevgili bulmuştu. Fiziken görüşmüyorlar, sadece yazışarak beraberliklerini sürdürüyorlardı. Adama göre bu, sadakatsizlik ya da aldatma değildi, ancak kadın için bu durum aldatmanın ta kendisiydi…
Sanal aldatma artıyor
Yukarıdaki hikâye, son yıllarda sıkça karşılaşılan bir sorun. Ülkemizde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte ’sanal aldatma’ vakalarında artış gözlendi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin gerçekleştirdiği, ‘Evlilik ve Sadakat’ konulu araştırma, sanal flört ve sanal seksin, en yaygın aldatma biçimi haline geldiğini doğruluyor. Hatta kimi zaman hayatlarına sadece renk katmak için cinsel tatmini internette arayanlar, fiziksel bir temas söz konusu olmadığından, bu yaşananların aldatma ya da sadakatsizlik olmadığını düşünüyor.
İnternet kullanıcısı 1.837 kişinin katıldığı araştırmada 1.047 kişi “Sanal ortamda seks aldatma sayılır mı?” sorusuna ‘hayır’, 385 kişi ‘evet’ derken. 405 kişi ‘fikrim yok’ karşılığını verdi. 1.211′i evli olan kişilerin yüzde 47’si ise sanal seksi en az bir kere denemiş. “Chat yaptıklarınızla buluştunuz mu?” sorusuna kadınların yüzde 33′ü, erkeklerin ise yüzde 36’sı ‘evet’ dedi. “Eşinize veya sevgilinize sadık mısınız?” sorusunu 1216 kişi ‘evet, sadığım’ diye cevapladı.
Utanma duygusunu rahatlatıyor
Psikolog ve psikiyatrlar, araştırmaya katılanların birçoğunun aksine, sanal seksin doğal olarak bir aldatma biçimi olduğunu söylüyorlar. Klinik Psikolog Rebia Erdoğan, internetin utanma duygusunu rahatlatan bir durum yarattığını ve kimse birbirinin yüzünü görmediği için ötekiyle yüzleşmediğini, hatta ötekinin olmadığı bir ilişkiyi olanaklı kıldığını savunuyor. Erdoğan’a göre, “Karşısındakiyle ilişki kurarken, sadece fantezileriyle yüzleşiyor. Orada, yani internette tahrik sonsuz, tükenmişlik de yok. Oysa gerçek bir cinsel ilişkide tükeniş vardır, çünkü gerçeklik, başlangıç ve bitiş arasında yaşanıyor ve gerçekliği yaşamak ise yetişkin olabilmek kapasiteyle ilişkili.”
Dr. Erdoğan, sanal seks tercihinin nedenleri ile ilgili şunları söylüyor: “Fantezi dünyasını yaşamak ve bunun içinde aksiyonun getirdiği riskten uzak kalma istekleri var. Cinsellikte suç denilen şey, eylemle gelir ve sanki bu yaşananlar, bir eylem değil de konuşma gibi gerçekleştiği için, gerçek günah yaşanmamış sayılır. Konuşma içinde tatmin varmış gibi sunuluyor. Sonuçta böyle bir heyecanı düşünsel anlamda ne tam eylem, ne tam değil gibi hissediyorlar. Karşısındakini tüketmekten haz alan bir durum bu. Onu tüketerek kendini var etmek için yapılır genelde. Yani bu, bir aldatma ya da aldatmama hikâyesi olarak değerlendirilmemeli. Bence yetişkin olmak ya da olmamak durumu söz konusu.”
Psikiyatr Dr. Özkan Pektaş ise, internette flört etmenin sınırlarını çizmenin zor olduğunu söylüyor: “Bizim hastaların durumunu biliyorum, konu şaka gibi başlıyor ama giderek çözümsüz bir hal alıyor ve kötüleşiyor. Esasında internet üzerinde bu tür ilişkiler masumane başlıyor. ‘Nedir, öğrenelim bu chat neymiş?’ türünden sorular soruluyor. Ama olayın sonu farklı boyutlara gidiyor ve buradaki ilişkiler bayağı tutku haline geliyor. Sonuçta gerçek sevgililer ve eşler arasında ciddi soğuma başlıyor. Yaptıklarından dolayı suçluluk duyanlar var. Eşinin internet üzerinde yaşadığı ilişkiyi kaldıramayanlar var. Kimi zaman da burada yaşananlar bir tutku- obsesyon halini alabiliyor, işte burada aldatmadan bahsedilebilir; çünkü artık o hisleri başka biriyle yaşıyorsunuz. Sonuçta bir sadakatsizlikten söz edilebilir.”
‘İnternette aldatma olur’
Psikiyatr Dr. Arif Verimli ise sanal seksin son derece önemli bir konu olduğuna değiniyor ve seksin normalleri ve anormallerinin neler olduğunu bilmek gerektiğini söylüyor. Verimli’ye göre, her bireyin hoşlandığı bölgeler vardır, pozisyonlar vardır ve herkese göre değişir: “Evli çiftlerin, sadakat sözü verenlerin, internette bir başkasıyla cinsel içerikli ilişki kurması bana göre bir sadakatsizliktir. Aldatma denilmesi için ille de vücut olarak birlikte olmak gerekmez. Bir başkasına ilgi duymak, onunla cinsel içerikli sözcükler kurmak aldatmanın ta kendisidir. İnternette yazışmak da bunun dışa vuran davranış biçimi olduğuna göre, tam bir aldatmadır” diyor.
|
|
|
Bu yazı toplamda 61, bugün ise 1 kez görüntülenmiş