Patlıcan Salatası

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Yaşam

patlican-salatasi.jpg

Malzemeler:

  • 1 adet iri boy patlıcan
  • 5 adet çarliston biber
  • 1 adet salçalık kırmızı biber
  • 5 adet kiraz domates
  • 1 adet küçük boy kuru soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 1/2 limon
  • 2-3 yemek kaşığı sıvıyağ

Yapılışı:

1. Patlıcan, çarliston biber ve kırmızı biberi közleyin. (Ben kapaklı ızgarada közledim.)

2. Salatayı yapacağınız tabağa patlıcanı alın ve kabuklarını soyun. (Özellikle tabağa alıyoruz, çünkü közlendikten sonra patlıcandan çıkan su lezzet veriyor.) Biberleri de soyun. Hepsini irice doğrayın.

3. Kuru soğanı küp küp doğrayın. Sarımsakları rendeleyin. Kiraz domatesleri de ikiye ya da dörde bölün ve sıvıyağ, limon suyu, tuzu ekleyin. Fazla hırpalamadan karıştırın. Dereotuyla süsleyip servis yapabilirsiniz.

Bu yazı toplamda 43, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Zeytinyağlı dolma

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Yaşam

zeytinyagli_biber_dolmasi.jpg

Malzemeler:

(6 adet dolmalık biber ve 250 g asma yaprağı için)

  • 6 adet dolmalık biber
  • 250 g salamura asma yaprağı
  • 2,5 su bardağı pirinç
  • 2 adet büyük boy kuru soğan
  • Yarım demet maydanoz
  • 3-4 dal taze nane
  • 1 tatlı kaşığı kuru nane
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 2 yemek kaşığı salça (Ben domates ve biber salçasını karıştırarak kullandım.)
  • 5 yemek kaşığı sıvıyağ
  • Tuz
  • 1/2 su bardağı su
  • 6 dilim domates (Biberleri kapatmak için)
  • 2 dilim limon (Süslemek için)

Yapılışı:

1. Pirinçleri iyice yıkayıp süzün ve tencere koyun. Üzerine kurusoğanları ince ince kıyın. (Rondoda yapmayın bence lezzetli olmuyor, elinizde doğrayın.). Maydanoz ve taze naneleri de kıyın.

2. Sıvıyağ, salça, kuru nane, karabiber ve tuzu ekleyin.

3. Orta ateşte arada bir karıştırarak yaklaşık 8-10 dakika kavurun. Üzerine yarım su bardağı suyu ekleyip ocağı kapatın.

4. Dolmalık biberlerin saplarını ve çekirdeklerini çıkartın. Yıkadıktan sonra çatalla veya bıçağın ucuyla 3-4 yerinden delin ve içlerini tuzlayın.

5. Salamura yaprakları 10 dakika sıcak suda bekletin.

6. Biberleri doldurun (pirinçleri bastırmayın sıkışık olunca güzel olmuyor). Asma yapraklarını sarın ve yayvan tencereye dizin. Biberlerin yarı yerlerine gelecek şekilde su koyun ve 2-3 kaşık sıvıyağ gezdirin. Ocağın en kısık halinde, tencerenin kapağı hafif aralık olarak pişirin. (Suyu azaldığında pişmiş oluyor

Bu yazı toplamda 44, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Sosisli milföy

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Yaşam

 

Malzemeler:

(2 adet börek için)

  • 4 adet kare milföy
  • 2 adet sosis
  • 1 adet sivri biber
  • 1/2 domates veya 1 yemek kaşığı ketçap
  • Tuz, karabiber
  • Üzerine sürmek için yumurta sarısı
  • 1/2 çay kaşığı pekmez (Pekmez milföyün hem daha iyi kızarmasını hemde daha lezzetli olmasını sağlıyor. İsteğe bağlı olarak koyabilirsiniz.)

Yapılışı:

1. Sosisleri yuvarlak, biber ve domatesi küçük küçük doğrayın.

2. Tavada 1 yemek kaşığı sıvıyağ ile büyün malzemeleri kavurun; tuz ve karabiberi ekleyin.

3. Milföylerin 2 adedine sosisli harç malzemesini paylaştırın.

4. Kalan 2 adet milföyün ortasını bıçakla + şeklinde çizin ve uçlarını geriye doğru katlayın. Diğer milföylerin üzerine kapatıp, kenarlarından hafif bastırın.

5. Yumurta sarısı ve isteğe bağlı pekmezi karıştırıp böreklerin üzerine sürün.

6. 180 dereceli fırında kızarıncaya kadar pişirin.

Afiyet olsun…

Bu yazı toplamda 76, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Soslu Tavuk Tavada

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Yaşam

soslu_tavuk.jpg

Soslu Tavuk

Malzemeler:

(4 kişilik)

  • 1 adet tavuk göğsü
  • 1 adet orta boy domates
  • 1 adet ora boy kuru soğan
  • 1 diş sarımsak
  • Karabiber
  • Toz kırmızı biber
  • Köri
  • Tuz

Kızartmak için:

  • Un
  • Sıvıyağ

Yapılışı:

1. Tavuk göğsünü istediğiniz büyüklükte fileto halinde kesin.

2. Domates, soğan ve sarımsağı rendeleyin. Baharatları ekleyin ve tavuk filetolarını bu karışımın içine koyun.

3. Mümkünse 1 gece buzdolabında bekletin. Mümkün değilse en az 2 saat buzdolabında bekletin.

4. Tavaya orta karar sıvıyağı koyun. Tavuk filetolarını una bulayıp kızgın sıvıyağda iyice kızarıncaya kadar pişirin. (Galeta ununa da bulayabilirsiniz .)

Afiyet olsun…

Bu yazı toplamda 61, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Rahim Kanseri Riski Azaltılabilir!

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Sağlık

Jinekolojik kanserler içerisinde en sık rastlanılanı olan rahim kanserlerinin oluşumunda, çeşitli risk faktörlerinin etkili olduğu biliniyor. Erken yaşta ilk adet görme, geç menopoza girme, yaşam boyunca adet kanamalarının görüldüğü toplam süre, hiç gebe kalmamış veya doğum yapmamış olmak, aşırı şişmanlık, sadece östrojen hormonu içeren hormon ilaçlarını kullanmak, meme kanseri tedavisi için tamoksifen isimli ilacın kullanımı, hayvansal yağdan zengin beslenme, şeker hastalığı olması ve ailede birinci derece akrabalarda rahim kanseri ve/veya yumurtalık kanseri ve/veya barsak kanseri olma hikayesi başlıca risk faktörleri arasında yer alıyor.
Bu risk faktörlerinin bir çoğunun kişi tarafından dortadan kaldırılamacağını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı bölümü doktorlarından Doç. Dr. Fatih Güçer, diğer taraftan kadınların rahim kanserine yakalanma risklerini azaltabilmek için alabilecekleri bir takım önlemler de olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Fatih Güçer, bunları şöyle sıralıyor:

1) Obezitenin önlenmesi: Obezite dediğimiz aşırı şişmanlık, diyet ile ve gerektiğinde uzman doktor kontrolünde kullanılabilecek bazı ilaçlarla engellenebilir. Sağlıklı bir kiloda olmak şişmanlık ve şeker hastalığının endometriyum kanseri ile olan doğrudan ilişkisini yıkmak açısından anlam taşımaktadır. Ayrıca kalp ve tüm vucut sağlığı da göz önüne alınacak olursa, obezitenin önlenmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkmış olur.
2) Doğum kontrol hapları kullanımı: Doğurganlık döneminde doğum kontrol hapı kullanmış olmak endometriyum kanseri riskini azaltır. Bu koruyucu etki en fazla uzun süreli kullanımda görülür ve hap kullanımına son verildikten sonra en az 10 yıl sonrasına kadar sürer. Bu etki hiç çocuk doğurmamış olan kadınlardaki riskin azaltılması içinde ayrı bir önem taşımaktadır.
3) Diyetle yağ alımının kısıtlanması: Birçok bilimsel çalışmada diyetle hayvansal yağ alımı ile rahim kanserlerinin ortaya çıkması arasında bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Ayrıca ağırlıklı olarak meyve ve sebze ile beslenmenin, rahim kanseri riskini azaltmakta olduğuda bilimsel olarak gösterilmiştir.
4) Ailede rahim, barsak veya yumurtalık kanserlerinden birinin veya birkaçının birden fazla birinci derece akrabada olması durumunda yapılacak genetik testler: Barsak kanserine yakalanmış olan kişilerde, rahim kanserine yakalanma riskinin artmış olması ile aileden gelen bazı genetik faktörlerin rahim kanserinin ortaya çıkmasında rolü olduğu gerçeği anlaşılmıştır. Ailesinde veya kendisinde bu tip tümörü olan kişiler, doktoruna başvurarak bu hastalığa kendilerinin yatkınlığı olup olmadığını öğrenmeleri mümkündür.
5) Düzenli yıllık jinekolojik muayeneler: Rahim kanserlerinin öncü lezyonları ultrasonografi ile saptanabilmektedir. Rahim kanserlerinin sıklığı 40 yaş üstünde artmaya başlar. Menopoz döneminde ve sonrasında bu sıklık belirgindir. Özellikle menopoza yakın dönemlerde ve sonrasında düzenli jinekolojik kontroller hastalık ortaya çıkmadan ve erken dönemde iken teşhis konmasını sağlayacaktır.

Bu yazı toplamda 88, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Diyabetlilere Soğuk Hava Uyarıları!

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Sağlık

Havaların gün geçtikçe soğuduğu kış aylarında diyabet hastaları bazı konulara özellikle dikkat etmeli. Diyabetlilerin; beslenme düzeninden spor aktivitelerine; tatil mekanı seçiminden vücut bakımına kadar sağlıklarına çok daha özenli davranması gerekiyor. Buna karşılık, kış mevsimini basit birkaç önlemle rahat geçirmek mümkün.
Etiler Memorial Polikliniği İç hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Görgülü, “Şeker hastalarının kış mevsiminde dikkat etmesi gereken konular” hakkında bilgi verdi.

Yavaşlayan Metabolizma Kan Şekeri Ayarını Bozabilir
 
Hava sıcaklığının düşmesi, günlerin kısalması ve aktivite azalması nedeniyle vücudumuzun kalori harcaması ve buna bağlı olarak da metabolizma hızında azalma oluşur. Daha aktif olduğumuz yaz aylarında kan şekerinin normal olmasını sağlayan diyet ve ilaçlar aynı dozda daha az etkili olabilir. İnsan vücudu kış aylarında vücut ısısını koruyabilmek için metabolizmasını yavaşlatır, bu da kan şekeri ayarının bozulmasında bir etkendir. Bu dönemde hastalar kan şekerini bir dönem için sık kontrol etmeli, diyet ve tedavide oluşabilecek değişiklikleri hekimine danışmalıdır.

Beslenmenize Özen Gösterin

Hastalarımız uzun süre aç kalmamalı, bir kerede çok fazla yemek yememelidirler. Gerek insülin, gerekse oral olarak şeker düşürücü ilaç kullanan hastaların bu ilaçların etkilerinin maksimum olduğu dönemlerdeki ara öğünlerini atlamamaları çok önemlidir.
Azalmış aktivite ve buna bağlı olarak öğün saatlerinin aksatılması, hastalarda “hipoglisemi” denilen şeker düşüklüğüne neden olabilir. Bu durum, diyabet hastaları için çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden; uzun yürüyüş, yolculuk gibi durumlarda ara öğünlerin aksatılmaması için yanlarında yiyecek taşımalıdırlar. Uyku saatine ve süresine dikkat edilmeli, alkol alımı da kan şekeri ayarını bozacağından alkolsüz ve şekersiz sıvı gıdaların tüketimine önem verilmelidir.

Turunçgillere ve Tatlıya Dikkat

Kış mevsiminde hastalarımız için sıkça karşılaşılan bir durum da, evde kalma süresinin artması ile birlikte özellikle karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve özellikle portakal, mandalina gibi turunçgillerin fazlaca tüketilmesidir. Ölçülü yenildiklerinde vitamin ve enerji deposu olan bu meyveler fazla tüketildiğinde kan şekerinin ayarını bozabilir. Kış meyvelerini yerken öğünlerde ve ara öğünlerde kalori değerleri göz önüne alınarak doktor tavsiyesine göre tüketilmesine özen gösterilmelidir. Uygun miktarda yenildiğinde büyük yarar sağlayan diğer meyveleri de çok miktarda tüketirsek kan şekerimizde yüksekliğe ve buna bağlı rahatsızlıklara yol açabilir. Kışın lezzetli yiyeceği tatlılar da maalesef kan şekeri ayarını bozan yiyecek gruplarından biridir; ancak şekersiz üretilmiş, diyet, yağsız sütten yapılmış tatlılar doktor kontrolünde yenebilir. Bunda da aşırıya kaçmamak gereklidir çünkü bu ürünlerde bildiğimiz normal şeker olmasa da (meyve şekeri) fruktoz, gibi daha düşük kalorili şekerler ve tatlıların yapıldığı besinlerin kalorileri vardır. En iyisi bu ürünleri hiç tüketmemektir.

Ayak Sağlığınızı Koruyun

Kış aylarında ayak bakımı da çok önemli bir konudur. Kışın çorapsız ayakkabı ve terlik giyme alışkanlığı, şeker hastalığına bağlı olarak duyu azalması ve damarlarda daralmalar oluşabileceğinden, ayaklarımızda yara açılmasına neden olabilir. Bu yüzden kışın da; rahat kesimli, ortopedik tabanlı, iç astarlı ayakkabı ve yumuşak, sıkmayan çorap giyilmelidir. Ayaklar her gün yıkanıp, herhangi bir yara ya da renk değişikliği var mı diye her gün kontrol edilmelidir. Soğuk ve taşlık kesimde çıplak ayakla dolaşmamalıdır, özellikle diyabetik nöropati gelişmiş hastalar ayaklarında sürekli üşüme hissi olacağından soba ve diğer ısıtıcılara ayaklarını yakın ve uzun süre tutmakta bu da ayak yanıklarının kışın fazlaca görülmesine yol açmaktadır. Bu konuya özellikle dikkat edilmelidir.
Ayaklar ve bacaklarla birlikte vücudun diğer bölgeleri böcek ısırmalarına karşı korunmalıdır, bu ısırık bölgeleri enfeksiyon kaynağı olabilir.

Aşırı Soğuklardan Korunun

Kış aylarında aşırı soğuklardan korunmak önemli bir konudur. Şeker hastalığına bağlı olarak duyu kusuru oluşmuş hastalarda dış ortamda ya da çalışırken uzun süre soğuğa maruz kalma nedeniyle özellikle; el, burun gibi uç organlarda soğuğa bağlı ülserler gelişebilir. Soğuğa bağlı olarak metabolizma hızında değişikliler oluşabilir; hastaların dış ve iç ortama uygun giysiler ve mutlaka yünlü ya da pamuklu giysileri tercih etmesi önerilir.
 
Tatil Mekanı da Uygun Olmalı

Diyabetik hastalar kış tatilleri için çok fazla soğuk ve yağışlı olmayan, ulaşımın rahat olduğu,  sağlık merkezlerinin yakın olduğu bölgeleri tercih etmelidirler. Özellikle kayak yapmak isteyen diyabetik hastalar, ayaklarını travma ve soğuğa karşı çok iyi korumalı ve her gün kontrol etmelidir. Tatil süresince diyete de çok dikkat edip, gerekirse durumlarına uygun menü hazırlanmasını sağlamalıdırlar.
Diyabetli hastaların kış mevsimine girmeden önce doktorlarına başvurup genel bir kontrollerini yaptırmaları ve karşılaşacakları sorunlarda doktorları ile görüşüp önlem almaları da önemli bir konudur.

Bu yazı toplamda 88, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kış Hastalıklarından Korunun!

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Sağlık

Kış aylarının gelmesiyle özellikle soğuk havaların da etkisiyle kimi hastalıklarla karşılaşma riskimiz artar. Nezle, soğuk algınlığı, grip, bronşit ve zatürre bu hastalıkların başında gelir. Alacağınız bir takım önlemlerle bu hastalıklara yakalanma riskinizi azaltabilirsiniz… 
Anadolu Sağlık Merkezi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, kış mevsimiyle gelen bulaşıcı hastalıklar ve korunma yolları ile ilgili bilgiler verdi.

Nezle - Soğuk Algınlığı

Soğuk algınlığı; çeşitli virüslerin yol açtığı ve üst solunum yollarında bazı yakınmalarla seyreden hafif seyirli bir hastalık. Özellikle mevsimlerin değiştiği aylarda ani ısı değişiklikleri nedeniyle soğuk algınlığı görülme sıklığı artıyor. Kapalı mekanlarda daha fazla zaman geçirme, güneş ışınlarından daha az yararlanma ile kötü havalandırma koşulları, enfeksiyonun gelişmesini ve yayılmasını hızlandırıyor. Halsizlik, hafif baş ağrısı, hafif bir ateş, öksürük, gözlerde kızarma ve yaşarma, üst solunum yollarında yanma hissi ile burun akması soğuk algınlığının en önemli belirtilerini oluşturuyor. Soğuk algınlığı en fazla bir hafta on gün içinde tedavi edilmesine gerek duyulmadan kendiliğinden geçiyor. Ancak hastalık; sinüzit, ortakulak iltihabı ve zatürree gibi komplikasyonlara neden olursa hastanın iyileşmesi zorlaşıyor ve tedavi süresi de uzuyor. Soğuk algınlığında antibiyotik tedavisine gerek duyulmuyor. Hastalıkta belirtilere yönelik tedavi uygulanıyor. Baş ağrısı, kırıklık ve ateş için parasetamollü ilaçlar kullanılabiliyor. Burnu tuzlu suyla yıkamak, burun tıkanıklığını giderici spreyler ya da burun damlaları etkili oluyor. İstirahat edilmesi ve stresten uzak durulması, vücut direncinin yeniden kazanılmasına yardım ediyor.

Nezleden nasıl korunmalı?
· Toplu yaşanan kapalı ortamlardan uzak durmaya özen gösterin.
· Hasta kişilerle yakın temasa geçmeyin,.
· Virüsler bulaştıkları yerlerde canlı kalabiliyorlar. Bu nedenle özel eşyanızı soğuk algınlığına yakalanan kişilerle kullanmamaya özen gösterin.
· Ellerinizi sık sık sabunla yıkayın.

Grip (İnfluenza)

Grip, bulaşıcı bir akut virüs hastalığı olarak tanımlanıyor. İnfluenza virüsünün yapısı çok sık değiştiği için toplumda herhangi bir dirençle karşılaşmadan hızla yayılabiliyor, tüm dünyayı etkileyen salgınlara yol açabiliyor. Genellikle sonbaharın soğuk aylarında ve kış aylarında da salgın halinde görülebiliyor. Grip; küçük çocukları, vücut direnci düşmüş yaşlıları ve kronik hastalığı olan kişileri daha çok etkisi altına alıyor. Sonbahar ve kış mevsimlerinde toplu ulaşım araçları, sinema ile tiyatro gibi kalabalık grupların bulunduğu yerlerin de hastalığın bulaşmasını kolaylaştırdığı biliniyor. Titremenin de eşlik ettiği ateş 39 - 40 dereceye çıkıyor. Başta, eklemlerde ve kaslarda, özellikle sırt ile bel bölgesinde ağrı oluşuyor. Bunların yanı sıra halsizlik ve bitkinlik, bazen de mide bulantısı ile kusma da görülebiliyor. Boğaz ağrısı, şiddetli öksürük ve göğüste yanma gibi yakınmalara da sıkça rastlanıyor. Grip, 4 - 5 gün içinde yavaş yavaş düzelmeye başlıyor ve genellikle bir hafta içinde geçiyor. Gribin etkin bir şekilde tedavisi için öncelikle yatak istirahati öneriliyor. Yüksek ateşin düşürülmesi ve kas ağrılarının dindirilmesi, tedavide en önemli hedefi oluşturuyor. Ateşi düşürmek için parasetamol içeren ilaçlardan yararlanılıyor. Bol bol sıvı tüketmek gerekiyor.

Gripten nasıl korunmalı?
· Hasta kişilerle yakın temaslardan kaçının.
· Kalem, kitap ve bardak gibi özel eşyalarınızı hasta kişilerle kullanmayın.
· El temizliğine özen gösterin. Elinizi göz ve burnunuzla temas ettirmeyin.
· Özellikle kapalı mekanlardan, havalandırması iyi olmayan yerlerden mümkün olduğunca uzak durun.
· Mevsime uygun giyinmeye özen gösterin.
· Grip aşısını yaptırmayı ihmal etmeyin.

Akut Bronşit

Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından gelişen bronşit, bronşların iltihaplanması sonucu ortaya çıkıyor. Akut bronşite genellikle influenza gibi bronşlara yerleşen virüsler neden oluyor. Virüs, solunum yoluyla ya da hasta kişiyle el sıkışma gibi yakın temasla bulaşıyor. Soğuk algınlığı ve grip geçiren kişiler, uzun süre kapalı ortamlarda kalanlar ve havalandırması olmayan yerlerde çalışanlar risk grubunu oluşturuyorlar. Ayrıca beden dirençleri daha düşük olduğu için sigara içen kişiler de daha kolay bronşit oluyorlar ve tedaviye daha zor yanıt veriyorlar. Kuru öksürük bronşitin tipik belirtisini oluşturuyor. Özellikle geceleri yoğunlaşan öksürük bazen günlerce sürebiliyor. Bronş içinde yerleşmiş bulunan hücreler yeterli sıvı alınıp ıslatılmadığı takdirde balgam gelişiyor. Her bronşitin tedavisinde antibiyotik kullanılmasına gerek duyulmuyor. Öksürük yakınmasına karşı öksürük kesici ilaçlar veriliyor. Ancak balgamla seyreden bronşitte genellikle antibiyotikten yararlanılıyor. Yüksek ateş ve ağrısı olan hastalarda tedaviye ağrı kesici ekleniyor. Akut bronşit tedavisi ortalama 10 gün sürüyor.

Bronşitten nasıl korunmalı?
· Hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde mümkün olduğunca sokağa çıkmayın.
· Kapalı ve iyi havalandırılmayan ortamlardan uzak durun.
· Bronşite yakalanmış kişilerle yakın temas kurmaktan kaçının.
· Sigara içmeyin, içilen mekanlarda da bulunmayın.
· Elinizi sık sık sabunlu suyla yıkayın.

Zatürre

Kış mevsiminde daha sık görülen zatürre, bakteri ya da virüslerin yol açtığı ciddi bir akciğer enfeksiyonu olarak nitelendiriliyor. Ne yazık ki, günümüzde gelişmiş tanı ve tedavi yöntemlerine rağmen zatürre hala en sık ölüme neden olan hastalıklardan birini oluşturuyor. Zatürre her yaşta görülmekle birlikte bebek, küçük çocuklar ve ileri yaştaki bireyleri daha çok etkiliyor. Tüm zatürre olgularının yarısından pnömokok bakterisi sorumlu tutuluyor. Pnömokoklar hasta kişiyle yakın temas sonucu bulaşıyor. Bakteriler tek başına veya damlacıklar içinde solunum yoluyla vücuda giriyorlar. Belirtiler genellikle üst solunum yolları enfeksiyonunun ardından ani olarak başlıyor. Yüksek ateş, üşüme - titreme, öksürük, balgam, nefes alırken batar tarzda göğüs ağrısı, nefes darlığı, iştahsızlık gibi yakınmalar hastayı yatağa düşürüyor. Ancak hastalık sinsi bir şekilde de ilerleyebiliyor; kuru inatçı bir öksürüğe karşılık göğüs ağrısı, nefes darlığı ve balgam gibi diğer belirtilere rastlanmayabiliyor. Zatürre mutlaka antibiyotikle tedavi edilmesi gereken bir hastalık. Günümüzde hemen her bakteriye karşı etkili antibiyotikler mevcut. Tedavide önemli olan antibiyotiğin doğru seçilmesi, yeterli doz ve sürede kullanılması. Yatak istirahati vücut direncinin yeniden kazanılmasında önemli rol oynuyor. Zatürrenin tedavi süresi 1 - 3 hafta sürüyor.

Zatürreden nasıl korunmalı?
. Zatürreye karşı önlem almada etkili yol aşı yaptırmak. Zatürre için de pnömokok mevcut, ancak bunların koruyuculuğu yüzde 100 değil. Fakat bu aşılar sayesinde hastalarda hem hastalığa yakalanma hem de ölüm oranlarında azalma söz konusu.
. Grip aşısının her yıl yinelenmesi gerekirken, pnömokok aşısı ile 5 yıl boyunca süren bağışıklık elde ediliyor.
. Özellikle kalp, akciğer, kan, böbrek ve diyabet hastaları, dalağı alınmış kişiler, 65 yaşın üzerindekiler gibi yüksek risk taşıyan kişilerin mutlaka zatürre aşısı yaptırmaları öneriliyor.

Grip Aşısı Kime, Ne Zaman Yapılmalı?

Günümüzde, grip aşısı bu hastalıktan korunmanın en güvenli yolunu oluşturuyor. Grip aşısı Eylül-Aralık ayları arasında tek doz olarak uygulanıyor. Grip aşısını her sonbahar mevsiminde yinelemek gerekiyor. 65 yaşın üzerinde olanlar, astım, kronik akciğer hastalığı, kronik kalp ve damar sistemi hastalığı, diyabet ile böbrek yetmezliğinden yakınanlar aşılanması gereken gruplar içinde yer alıyor. Ayrıca sağlık personeli, toplum hizmetinde çalışanlar, risk grubundakilerle yakın temasta olanların da grip aşısı yaptırmalarında yarar var. Ancak 6 aydan küçük bebeklerin, hamileliğin ilk 2 ayı içinde olan kadınların (doktor tarafından önerilmediği takdirde) ve yumurtaya karşı alerjisi olanların grip aşısı yaptırmamaları gerekiyor.

Bu yazı toplamda 60, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Kekeme Olan Çocuğunuza Güven Aşılayın!…

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Sağlık

Yapılan araştırmalar kekemeliğin kız çoçuklarına oranla erkek çocuklarda daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Çocuğu kekeme olan anne-babaların ise bu durumda psikolojik etkenleri de göz önüne alarak çocuklarıyla iletişim halinde olmaları gerekiyor.
Kendini kekemeliğinden dolayı değersiz gören bir çocuğa aile olarak sahip çıkılmalı, kendine karşı olumlu bir tavır geliştirilmesi konusunda teşvik edilmelidir. Çocuk problemin farkında ise uygun zamanlarda; konuşurken bazı tutulmalar ve tekrarlamalar yaptığını ancak bunların önemli olmadığını çok kişide buna benzer durumlar olabileceğini bunlardan kurtulmanın mümkün olduğunu söylemek gerekir.
Çocuk konuşurken onun dudaklarına değil gözlerine bakmak, çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermemek gerekir. Yorgun ve heyecanlı olduğu zamanlarda konuşmaya zorlamamak, çocuk konuşurken sakince dinlemek gerekir. Bir şey söylerken acele etmeden söyleyebileceği kadar zaman verilmelidir. Konuşmasını kesmemek ve kekelediğinde yardım etmemek gerekir. Çocuğa önce derin bir nefes al veya yeniden başla veya acele etme gibi uyarılarda bulunmak sakıncalıdır. Çocuk yavaş konuştuğunda hızlı konuşmaya zorlamamak, alayı ve kötü şakaları disiplin aracı olarak kullanmamak gerekir.

Bu yazı toplamda 47, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Doğum Kontrol Hapından Korkmayın

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Sağlık

Tüm dünyada gebeliği önleyen en etkin ve güvenilir yöntemlerden biri olan yeni nesil doğum kontrol hapları kadınlar arasında oluşan önyargıların aksine kilo aldırmıyor, tüylenmeye yol açmıyor, akne ve ciltte yağlanmayı önlüyor.
Doğum kontrol haplarıyla ilgili kulaktan dolma yanlış ve eski bilgilerden kaynaklanan önyargılar nedeniyle ülkemizde pek çok kadın bu yöntemi kullanmaktan çekiniyor. Son araştırmalara göre ise Türk kadınlarının yüzde 51,8’i kilo aldırır, yüzde 23,5’inin ‘tüylenme yapar’ korkusuyla  doğum kontrol haplarını kullanmaktan çekiniyor. Oysa yeni geliştirilen haplar kullanım rahatlığı sağlarken kadınlara artı faydalar da sunuyor.

Kilo Aldırmıyor Aksine Şişkinliği Önlüyor

Doğum kontrol hapları ile ilgili kadınlar arasında eksik ve yanlış bilgilerden oluşan önyargılara açıklık getiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Umur Çolgar, “Dünyada en çok kullanılan modern ve güvenilir doğum kontrol yöntemlerinin başında doğum kontrol hapları geliyor. Tüm dünyada 60 milyondan fazla kadın doğum kontrol hapı kullanıyor. Ülkemizde son yıllarda daha yeni ve modern doğum kontrol hapları bulunuyor. Eski jenerasyon haplarla günümüzün yeni jenerasyon haplarını karşılaştırdığımızda, hormonların cinslerinin değiştiğini, içeriklerinin vücudun doğal olarak ürettiği hormonlara benzetildiği ve dozlarının da önemli ölçüde azaldığını görüyoruz. Haplardaki bu gelişmeler ve değişim toplum tarafından yeterince bilinmediği için eski haplarda ilgili olumsuz tecrübeler, günümüz hapları için de geçerli sanılıyor. Bu haplar bırakın kilo almayı, adet öncesi dönemde su tutulumu şikayeti olan hastalarda tedavi edici amaçlı kullanılıyor. Yeni geliştirilen bazı haplar kilo aldırmadığı gibi şişkinliği de önlüyor” dedi. 
Geçmişte kullanılan doğum kontrol haplarının bir miktar iştah artışına yol açabildiğini de söyleyen Çolgar sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle daha fazla yemek yenmesine bağlı olarak bazı kadınlarda kilo değişimi gözlenebilmekteydi. Ancak günümüzün yeni jenerasyon doğum kontrol hapları içerdikleri yeni progesteronlar sayesinde hem iştah artışına yol açmıyor hem de vücutta su tutulumunu engelledikleri için kilo artışına sebep olmuyor.”

Sivilceyi ve Tüylenmeyi Önlüyor!

Kadınların doğum kontrol hapları tüylenme yapar gibi çok yanlış inanışları olduğunu belirten Prof. Dr. Umur Çolgar, “Bugün tüylenme artışının tedavisinde en etkin ve yaygın olarak kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarıdır. Özellikle içindeki progesteronun erkeklik hormonuna zıt etki yaptığı antiandrojenik dediğimiz haplar tercih edilir. Tüylenme şikayeti olan birinde yeni kıl oluşumunu engellemek için antiandrojenik progesteron içeren doğum kontrol hapları tedavi seçeneği olarak kullanılır. Doğum kontrol haplarının tüylenme yapması kulaktan kulağa yayılan yanlış bir bilgidir” şeklinde konuştu.

Bu yazı toplamda 78, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Çocuğunuz Hobisini Seçsin!…

Yazar Swan | 26.12.2007 | Kategori Sağlık

 İnsanların zevk için uğraştığı, bu uğraşı esnasında kendini fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal olarak geliştirdiği, öğrendiği ve mutlu olduğu aktiviteler hobi olarak tanımlanır. Her insana göre değişen hobilerin kişisel gelişime katkısı da önemlidir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Sevil Usanmaz, çocukları sosyal aktivitelere yönlendirmenin önemini anlattı.
Küçük çocuklar zamanlarının büyük bölümünü oyun oynayarak geçirirler. Çocuklar için oyun en büyük mutluluk kaynağıdır ve oyunla öğrenirler. Oyun ve oyuncaklar çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerinde en önemli yeri tutar, oyunla sosyalleşirler. Çocukların gelişim dönemlerine ve yaşlarına uygun seçilecek oyuncakların yararı bilinen bir gerçektir. Çocuklarda oyun oynamak hobidir diyebiliriz. Defalarca aynı oyuncakla aynı biçimde oynayabilirler.

Çocuklarınıza Model Olun

Çocuklara hobi kazandırmak ilk çocukluk döneminden başlar yavaşça ilerler. Çocuklara teşvik edici, destekleyici olmak, onları iyi gözleyerek ve yeteneklerini tanıyarak sevdikleri ve hoşlanabilecekleri önerilerde bulunmak ve hatta model olmak gerekir. Hobileri olan arkadaş gruplarına dahil etmek, grup oyunlarına ve sporlarına yönlendirmek, sanat aktivitelerine katmak, proje gruplarına yönlendirmek hobiler edinmelerini ve bunları geliştirmelerini sağlayacaktır. Çocuklarımızı yaptıkları işler, uğraşlar, edindikleri hobiler için daima takdir ve teşvik edelim ki, öğrenme istekleri kalıcı ve mutlu çocuklar olsunlar.

Seçimi Çocuğunuz Yapsın

Çocuklar istemedikleri, sevmedikleri hobileri yapmazlar. Bu, anne baba ile çocuk arasında gerginliğe sebep olur, gerginliğin ise olumlu gelişim ve değişimi sağlamadığını biliyoruz. Sevmediğimiz aktiviteler zorla yapıldıklarında ise mutluluk vermediği için zihinsel, duygusal, fiziksel, sosyal anlamda  bize birşey katmadığı ve kazanım sağlamadığından bir süre sonra bırakılır.

Altı aylıktan küçük: Ses, şekil ve renklere karşı duyarlıdır, hareketli oyuncaklar onun dikkatini çeker ve neşelendirir.  Ses çıkaran renkli objeler ve çıngırak bu dönemin vazgeçilmez oyuncaklarıdır. Oturmaya başladığı yedinci aydan itibaren çocuk uzanabildiğini yakalamaya ve her şeyi  ağzına götürmeye çalışır. En çok hoşlandığı şeyler bir elinden diğerine kolayca geçirebildiği renkli halkalar, avuçlayabildiği plastik küpler, bozulmayan yumuşak bebek ve hayvancıklardır. Böylece yakalama ve dokunma duyusu gelişir. Tutunarak ayağa kalkabildiğinde ise eline geçen her şeyi yere atmaktan zevk alır. Zıplayan, yere düşünce ses çıkaran oyuncaklar mutlu olur. Büyüklü küçüklü renkli toplar, içiçe geçebilen kutular bu dönemin oyuncaklarıdır.

Yürümeye başladığında: Üstüne binip oturabileceği büyük hayvan türü oyuncakları, küçük sandık, sepet ve tabureleri seçer. Koltuklara tırmanıp dolapların içine saklanabilir, annesinin, onu sesinden bulacağını öğrenebilir.

İki yaşında: Bütünü parçalara ayırmak, kutuyu doldurup boşaltmak, kule ve köprü yapmaktan zevk alan çocuğun ilgisini diğer oyuncaklar arasında mutfak eşyaları, farklı boyutlardaki plastik parçalar, oyuncak telefon, saçları ve elbiseleri olan bebekler ve arabalar yer alır. İtmeli ve çekmeli oyuncaklar, kova-kürek ilgi çekicidir. Elini kullanmayı ve dikkat etmeyi öğrenir.

Üç yaşında: Üç tekerlekli bisiklet en çok sevilen oyuncaktır. Bacakları gelişirken el ve ayaklarını birlikte kullanmayı öğrenir ve yön duygusu oluşur. Yaratıcılığını geliştiren tahta -plastik bloklar,  kum, oyun hamuru  el becerisini ve hayallerini gerçekleştirmesini, oyun parkları sosyalleşmenin başlamasını sağlar.

4-6 yaş: Fantazi ve keşfetmeye yönelik oyunlar (evcilik, okul oyunları ile bebekler, mutfak ve doktor muayene aletleri)  Dil gelişimine katkısı olan (piyano, ağız mızıkası, trampet, müzik ve öykü kasetleri ile kuklalar, resimli renkli hikaye kitapları) Aritmetiğe hazırlayan (resim  ve sayı eşleme  oyunları; domino, kızma birader ve sayı kartları) oyuncaklar. Açık hava oyunları, drama oyunları sosyal ilişkilerin düzenlenmesini sağlar.

7-8 yaş: Toplumsal gelişim ve işbirliği ile ilgili (top, seksek, dama, minyatür arabalar, saklambaç), bilişsel ve algısal becerilerin gelişmesini sağlayan (maketler, yap-boz oyunları) ve yaratıcı-estetik duygusunu geliştiren oyuncaklar (parmak boyası, kağıt hamuru, karakalem-suluboya ya da pastel boyalarla resimler, oyun hamurları, sessiz sinema gibi oyunlar)

9-11 yaşları arasında: Karmaşık masa üstü oyunları, satranç ve video oyunları sorun çözme yeteneklerini, küçük parçalı, karmaşık yap-boz oyunları, üç boyutlu model uçaklar, uzaktan kumandalı araçlar, kumaş boyama, ağaç işleme ve akvaryum bakımı ince hareket becerilerini ve sözcük türetme, monopol, tenis, ping-pong, basketbol, yüzme stratejik yeteneklerini geliştirir.

12 yaşın üzerinde: Soyut düşünme ve akıl yürütmeye yönelik oyun ve oyuncaklar (basit mikroskop ya da teleskop, kimya ya da elektronik setleri vb) ile bağımsız yaşam becerileri kazanmaya yönelik (yürüyüş, bisiklet, spor grupları ve kamplar) oyun ve oyuncaklar önerilmektedir.

Hobi Çeşitleri ve Gelişime Katkıları

Çocuklar oyunları sayesinde daha sonra yeteneklerine ve zevklerine göre hoşlandıkları ve mutlu oldukları hobileri seçerler ve bu durum onların meslek, arkadaş, iş seçimlerine yansır ve kendileri için mutlu oldukları zamanları yaratmalarına, bir hayat tarzı oluşturmalarına yardımcı olur. 

· Uçurtma ile ilgilenen bir çocuk, maket oyuncaklar yapmaya başlayabilir, daha sonra model uçakla uğraşmayı hobi edinebilir
· Bisiklete binen, tırmanan, yüzen bir çocuk, iyi bir sporcu, takım oyuncusu, iyi bir yönetici olabilir ve onu mutlu eden hobisi dağcılık olabilir
· Oyun hamuru, boyama, renkli kitaplar, yap-boz oyunları, ağaç işleri, resim yapmayı seven bir çocuk, iyi bir fotoğraf sanatçısı, yazar olabilir veya iyi bir matematik öğretmenidir ve resim yaparken bu hobisinden çok mutlu olur.
. Müzik, drama, bahçe oyunlarını seven, minik deniz kabukları toplayan bir çocuk, yetişkinliğinde iyi bir doktor, bankacı, eleştirmen olabilir. Hobileri arasında  koleksiyon yapmak bulunabilir.

Bu yazı toplamda 107, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Sayfa 1309 Toplam 1337« İlk...«13071308130913101311»...Son »