İKİ DAKİKA GÜNCEL HABER MERKEZİ
Giriş Sayfanız Yapın  İKİ DAKİKA DA HER ŞEYDEN HABERDAR OLUN!    Sık Kullanılanlara Ekleyin
‘Son Ders’ boş geçmeyebilirdi
Yazar ahmetodabasoglu
Mustafa Uğur Yağcıoğlu-Iraz Okumuş ikilisinin imzasını taşıyan ‘Son Ders’, 68′lilerin bugünüyle zamane gençlerini aynı öyküde buluşturuyor. Film doğru gözlemlere sahip iyi niyetli bir çalışma ama biraz acele olmuş gibi
Dünyayı değiştirmek istiyorlardı ama ancak kendilerini değiştirebildiler…
Mustafa Uğur Yağcıoğlu-Iraz Okumuş ikilisinin imzasını taşıyan ‘Son Ders’, bir yanıyla 68′lileri anlatıyor. Filmin diğer ayağında ise günümüzün gençliği var. İki ayrı kuşağın buluşmasından ise biz de ‘Son Ders’imizi almış oluyoruz. Film, 12 Mart döneminde bir polis baskınında birbirlerine söz vererek ayrılan beş kişilik militan grubun, günümüzdeki uzantısında gezinirken öte yandan da bir anlamda paralel bir mantıkla “Peki ama ya bugünkü gençler?” demeyi de ihmal etmiyor.
Öykünün odağında yıllar önce gittiği İsveç’ten tası tarağı toplayıp İstanbul’a dönen ve burada, dışarıdaki kazanımlarını öğrencilerine aktarmaya çalışan Saffet hoca var. Yaşlı bir anarşist gibi, derslerine katılan öğrencileri durmadan konuları ve sorularıyla kışkırtan Saffet hoca, grup içinden en çok Ulaş’ı etkiliyor (zaten adından da onu etkileyeceği belli). Ulaş’ın ise derdi başka tabii. Bir yandan hayat karşısındaki yenilgisini kendisinden çıkardığına inandığı babasıyla çatışmalar yaşıyor, bir yandan da okul koridorlarında âşık olduğu kıza açılamamanın sıkıntısıyla daralıyor… Ama, hocasının günlüğü bir anlamda onun için rehber oluyor…
‘Son Ders’ ilginç bir çalışma. Başında zamane gençlik muhabbetleri var ki, açıkçası bir orta kuşak mensubu olarak filmin bu bölümünden fazla sıkıldım (üstelik okulum Taşkışla’nın ortamında böylesi karakterleri görünce içimden “Heyhat, koca Taşkışla bu zibidilere mi kalmış?” diye üzülmedim desem yalan olur). Neyse ki film, bu aşamayı atlatırsanız derdini yavaş yavaş size aktarmaya başlıyor. Lakin iki yönetmenden hangisi baskın bilemiyorum ama ‘Son Ders’, çok ağır ilerliyor ve heyecan vermiyor. Fikir iyi, sorgulanması gerekenler sorgulanıyor ama ortada sinema adına genç bir soluk yok (oysa senaryonun dert edindiği kesim onlar).
Bir de bu doğru bakış açısının kafalarda bıraktığı soru işaretleri var. Bu çocuklar ne okuyor, bu hoca ne dersi veriyor, üniversitede bir hocanın odasına girip onun günlüklerini çalmak (ya da ödünç almak) bu kadar kolay mı, her gün önünden geçip giden kıza açılamayan Ulaş, hocasının odasında böylesi bir cesareti nasıl buluyor, okulun içinde hâlâ yeşil parkayla dolaşan solcular kaldı mı, eski 68′lileri dert edinen bir bakış niye filmin içinde zamane solcusu gençleri böyle karikatürize etmeye çalışıyor; ki bu tür karikatürize solcuların olduğunu kabul edelim ama bunların eleştirisini Ulaş dışında pek de gelecek vaat etmeyenlerden oluşan grup mu yapacak vs… Film bu gibi soruları önümüze atıyor ve cevabını vermekte zorlanıyor. Bir de ‘eski solcu yeni işadamları’nın yıllar sonra buluşmak için neden bu kadar bekledikleri muamma. Hele ki ‘facebook çağı’nda (!), bu işi çoktan halletmeleri gerekmez miydi?
Bir dönemin muhasebesi
Oyunculuklara gelince Ferhan Şensoy, klasik tarzının dışında son derece durgun bir oyun çıkarıyor. Buna sanırım karakterinin bilgeliği de neden olmuş ama performansı için galiba en doğru tanımlama fazla teatral (buna da “Nasıl olacaktı ki, zaten tiyatrocu değil mi?” diyebilirsiniz, haklısınız) olacak. ‘Esas oğlan’ Kaan Urgancıoğlu fena değil. Keza âşık olduğu kız olan Ekin Türkmen de. Lakin Türkmen’in performansını ancak durduğu ve konuştuğu zaman değerlendirebiliyorsunuz, çünkü ikili tanışana kadar okul sınırları dahilinde, yüzünde bir gülümsemeyle mütemadiyen yürüyor. Durul Bazan da birçok sahnede herkesten rol çalıyor ve ‘apolitik gençliği’ gayet iyi yansıtıyor.
Belki naifçe gelebilir ama filmde en fazla sinema kokan sahne olarak sayılar yoluyla geçmişten günümüze gelmeyi beğendim. ‘Son Ders’, şu aralar gösterimde olan ‘Fidel’in Yüzünden’de olduğu gibi bir dönemin hesaplaşmasına da soyunuyor ama film birçok yönüyle aceleye getirilmiş gibi. Naçizane önerim, yönetmen ikilisinin üsluplarını daha bir oturttuktan ve deneyim kazandıktan sonra bu projeye bir kez daha el atmaları ve mümkünse bir kez daha çekmeleri. Çünkü filmde anlatılanların pek eskiyeceği yok.
Bu yazı toplamda 55, bugün ise 0 kez görüntülenmiş
Random Posts
Aradığınız konu hakkında yeterli içeriği sitemizde bulamadıysanız, aşağıdaki kutucuklardan google ve yahoo arama motorlarında arama yapabilirsiniz.
Yorum
Ayarlar
-
Şubat 10, 2008
-
Kültür - Sanat
-
Yorum yapılmamış
-
RSS Yorumları
-
Del.ico.us
-
Digg!



